Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

🚨ABD'nin Çelişkili Savaş Söylemi ve Müttefiklerdeki Güven Krizi

📍Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hakan Sezgin Erkan, Amerika Birleşik Devletleri'nin son dönemdeki açıklamalarını değerlendirdi. Erkan'a göre ABD, askeri ve ekonomik olarak bu yükü paylaşabilecek ülkeleri yardıma çağırıyor ve bu müttefiklerine yapılmış açık bir çağrı niteliğinde.

Ancak aynı zamanda "kimseye ihtiyacımız yok" tarafı da bulunuyor. Bu ikinci söylem, aslında iç politikaya, iç kamuoyuna verilen "Ben hâlâ çok güçlüyüm ve bağımsızım" mesajı olarak yorumlanıyor. Bu durum, ABD dış politikasının giderek iç siyaset tarafından belirlendiğini ve "iç siyaset tuzağına" doğru evrildiğini gösteriyor.

İkinci olarak, popülist söylemler ile stratejik zorunluluklar arasında bir sıkışma ve git-gel yaşanıyor. Dr. Hakan Sezgin Erkan, popülist söylemlerin kısa vadede halkı ve müttefikleri konsolide etse de, çok denklemli olaylarda stratejik zorunlulukların da olduğunu vurguluyor. Ona göre Trump bu ikisi arasında sıkışmış durumda.

Bu tarz durumlar genellikle seçim dönemlerinde veya liderlerin iç siyasette desteklerinin düştüğü zamanlarda görülüyor. Son anketler, özellikle ABD'nin genç nüfusunun bu savaş ve İsrail'le müttefiklik konusunda desteğinin düştüğünü ortaya koyuyor. Yanlış hatırlamıyorsam son destek %63 olarak çıkmıştı ki bu rakam önceki dönemlere kıyasla daha düşük.

Peki bu çelişkili söylemler neye yol açar? Birincisi, müttefikler arasında ciddi bir güven sorunu yaratır. Müttefikler net bir söylem bekler ve politikalarını buna göre şekillendirmek ister. Ancak söylemler çelişkili olursa, müttefikler de izleyecekleri politikalar konusunda ikilem yaşarlar.

Bu durum, karar alma süreçlerindeki öngörülebilirliği azaltır. Ayrıca, diplomatik kanalların yeniden açılması veya açıldığında sürdürülebilmesi konusunda tüm aktörler arasında soru işaretleri oluşturur. Trump iki farklı kitleye aynı anda hitap ediyor: dışarıya yardım çağrısı yaparken, içeride "kimseye muhtaç değiliz" mesajı veriyor. Bu da ABD dış politikasını şu anda biraz öngörülemez kılıyor.

Diğer yandan, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağla Gül Yesevi ise konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor. Yesevi'ye göre asıl mesele, hangi konuda yardıma ihtiyaç duyulduğu. Örneğin, Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda yardıma ihtiyaç var ve İngiltere'nin geç gelen yardımı konusunda ABD'nin ciddi tepkileri olmuştu.

Buradaki ana mesele, savaşın hedeflerinin belirgin olmaması olarak değerlendirilebilir. Bugün Almanya, Avustralya ve Japonya gibi ülkelerin ittifakın neresinde olacağı konuşulurken, aslında belirsiz hedeflerden bahsediliyor. Prof. Dr. Çağla Gül Yesevi, bu savaşın hedeflerinin çok net olmadığını ifade ediyor.

Hürmüz Boğazı'nın açılması tek mesele değil. Bu savaşa girme kararı, ABD için nükleer programın durdurulmasından direniş ekseninin sonlandırılmasına kadar pek çok konuyu içeriyordu. Hatta savaşın ilk günlerinde rejimin düşürülmesinden bile bahsediliyordu. Tüm bu kapsamlı hedefler arasında, Avustralya, Almanya ve Japonya gibi ülkelerden tam olarak ne beklendiği net değil.

Bu durum, ittifakların ve ittifak sisteminin de sınandığı bir döneme işaret ediyor ve büyük hassasiyetler barındırıyor. İttifak üyeleri, hangi konularda yaralanabileceklerini veya katkı sağlayabileceklerini görmeye çalışıyor. Bir diğer kritik soru ise "yardım gerçekten isteniyor mu?" sorusu. Söylemlere ne kadar güvenilebileceği konusunda şüpheler mevcut.

Tabii ki kapalı kapılar ardında, Amerika Birleşik Devletleri'nin kurumları ile ittifakın diğer üyelerinin kurumları arasında görüşmeler yapılıyordur ve bunların daha net açıklamaları oluyordur. Ancak şu çok net: Hedefi belirgin olmayan bir savaştan bahsediyoruz.

Aynı zamanda savaşın süresinin de belli olmadığı görülüyor. Çünkü savaşın ikinci gününde "4 gün içinde bitecek" denilmişti, bugün basına bakıldığında ise "bir hafta içinde bitebilir" gibi ifadeler kullanılıyor. En önemlisi, tüm devletler çevrelerinde bir tehdit algılarlarsa buna göre birlikte hareket edebilirler. Ancak görünen o ki, Almanya, Fransa, İspanya ve İngiltere gibi ülkeler bu konuda net bir tehdit algılamıyor ve yardım etmeyeceklerini belirtiyorlar.

Sizce ABD'nin bu çift taraflı söylemi, uzun vadede NATO ve diğer ittifaklarda kalıcı bir güven erozyonuna yol açar mı?
 

Tema özelleştirme sistemi

Bu menüden forum temasının bazı alanlarını kendinize özel olarak düzenleye bilirsiniz.

Zevkine göre renk kombinasyonunu belirle

Tam ekran yada dar ekran

Temanızın gövde büyüklüğünü sevkiniz, ihtiyacınıza göre dar yada geniş olarak kulana bilirsiniz.

Geri