Arkadaşlar, durum vahim. Avrupa'da akşam 9'da şömine başına kurulup Champions League izleme lüksümüz varken, NBA denen ilahi ligi izlemek için kendimizi gece 3'te, 4'te alarm kurmaya zorluyoruz. Bu bir tür gönüllü işkence, kabul edelim. Prime time nedir bilmeyen bir yayın politikası bu!
Sabahın 4'ünde Uyanıp, Öğlen 2'sinde Yıkılmak
Düşünsenize, LeBron veya Curry muhteşem bir performans sergiliyor. Siz de sevinçten çıldıracaksınız ama etraf sessiz, herkes uyuyor. Bağıramıyorsunuz, tepki veremiyorsunuz. İzlediğiniz o muhteşem maçın heyecanını kimseyle paylaşamadan, işe/okula gidiyorsunuz. Öğlene doğru da vücut "beni neden yordun?" diye isyan edip kapanıyor. Bu saatler sosyal hayatı ve sağlığı bitiren bir düzen.
Avrupa'nın Rahatlığı ve NBA'nin Acımasızlığı
Avrupa basketbolu veya futbol maçları bizim saatimize uygun. Akşam yemeğini yersin, maçı açarsın, heyecanını yaşarsın, yatarsın. Mis gibi. Ama NBA, sanki "sadist bir keyif" alırcasına, en büyük maçları bize en imkansız saatlere koyuyor. All-Star Sunday veya Finaller bile sabahın köründe. İnsaf diyorum, insaf!
Çözüm? Gece Kuşu Olmak veya Kayıt İzlemek
Çözüm olarak iki seçenek kalıyor: Ya tam bir gece kuşu olup uyku düzeninizi alt üst edeceksiniz, ya da maçı kayıttan izleyecek ve sosyal medyadan, haberlerden spoiler yememek için elinizden geleni yapacaksınız. İkisi de çile. "Neden canlı izleyemiyorum?" hissi, o muhteşem basketbol zevkini gölgeliyor.
Sonuç olarak, bu saat meselesi NBA tutkunu her Türk taraftarın ortak çilesi. O kadar para verip lig pass alıyorsun, o kadar takip ediyorsun ama izlerken bir türlü tam anlamıyla doyamıyorsun. İnsan biraz düşünür, biraz ayarlar yapılır diye umuyor ama nafile.
Siz ne dersiniz? Bu saatlere alıştık mı artık, yoksa içinizdeki isyan hala devam ediyor mu? Sabah 4'te gözünüzü açıp "maç var" diye sevinenler de vardır aramızda, itiraf edin!
Düşünsenize, LeBron veya Curry muhteşem bir performans sergiliyor. Siz de sevinçten çıldıracaksınız ama etraf sessiz, herkes uyuyor. Bağıramıyorsunuz, tepki veremiyorsunuz. İzlediğiniz o muhteşem maçın heyecanını kimseyle paylaşamadan, işe/okula gidiyorsunuz. Öğlene doğru da vücut "beni neden yordun?" diye isyan edip kapanıyor. Bu saatler sosyal hayatı ve sağlığı bitiren bir düzen.
Avrupa basketbolu veya futbol maçları bizim saatimize uygun. Akşam yemeğini yersin, maçı açarsın, heyecanını yaşarsın, yatarsın. Mis gibi. Ama NBA, sanki "sadist bir keyif" alırcasına, en büyük maçları bize en imkansız saatlere koyuyor. All-Star Sunday veya Finaller bile sabahın köründe. İnsaf diyorum, insaf!
Çözüm olarak iki seçenek kalıyor: Ya tam bir gece kuşu olup uyku düzeninizi alt üst edeceksiniz, ya da maçı kayıttan izleyecek ve sosyal medyadan, haberlerden spoiler yememek için elinizden geleni yapacaksınız. İkisi de çile. "Neden canlı izleyemiyorum?" hissi, o muhteşem basketbol zevkini gölgeliyor.
Sonuç olarak, bu saat meselesi NBA tutkunu her Türk taraftarın ortak çilesi. O kadar para verip lig pass alıyorsun, o kadar takip ediyorsun ama izlerken bir türlü tam anlamıyla doyamıyorsun. İnsan biraz düşünür, biraz ayarlar yapılır diye umuyor ama nafile.
Siz ne dersiniz? Bu saatlere alıştık mı artık, yoksa içinizdeki isyan hala devam ediyor mu? Sabah 4'te gözünüzü açıp "maç var" diye sevinenler de vardır aramızda, itiraf edin!