İran tarafı ise, sivil kullanım amaçlı uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasında ısrar ediyor. Tarafların bu konudaki pozisyonları arasında derin bir fark bulunuyor. Trump’ın 15 maddelik planı, tüm nükleer tesislerin sökülmesini ve stokların ülke dışına çıkarılmasını şart koşuyor. Bu plan, müzakerelerin çerçevesini oluşturan temel belgelerden biri olarak öne çıkıyor. Pentagon verilerine göre, 12 gün süren yoğun bombardıman sonucunda İran'ın füze tesislerinin yüzde 80'i imha edildi. Hava savunma sistemlerinin de büyük bölümünün kullanılamaz hale geldiği belirtiliyor. ABD, kalıcı bir anlaşma için Tahran'ın balistik füze geliştirme faaliyetlerini durdurmasını ve müttefiklerine İHA sevkiyatını sonlandırmasını talep ediyor. Bu, Washington'un güvenlik endişelerinin merkezinde yer alıyor. Daha önce bu konuları müzakere etmeyi reddeden Tahran'ın, değişen askeri dengeler sonrası nasıl bir tutum takınacağı merak konusu olmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda uzlaşma sağlansa da, İran'ın boğazdan geçen gemilerden 2 milyon dolar "geçiş ücreti" talep etmeyi planladığı iddiaları Körfez ülkelerinde tepkiyle karşılandı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), bu talebin uluslararası deniz hukuku açısından tehlikeli bir emsal teşkil edeceğini belirterek teklifi reddetti. Trump’ın ise boğazın işletilmesi konusunda "ortak girişim" modeline sıcak baktığı ifade ediliyor. Müzakerelerin en hassas noktalarından birini ise Lübnan sorunu oluşturuyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesin Lübnan'ı da kapsadığını belirtirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bu iddiayı kesin bir dille yalanladı. ABD Başkanı Trump da, Hizbullah varlığı nedeniyle Lübnan'ın anlaşma dışında olduğunu ve bu cepheyi "ayrı bir çatışma" olarak gördüğünü ifade etti. İsrail'in Lübnan içlerindeki operasyonlarına devam etmesi, bölgesel ateşkesin kalıcılığını tehlikeye düşürüyor. Bu durum, kırılgan barış sürecinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Sizce taraflar arasındaki bu derin görüş ayrılıkları aşılabilir mi? |
|