Ancak Red Dead Redemption 2 ve The Legend of Zelda: Breath of the Wild gibi başyapıtlar, bu devasa dünyaların iyi şekilde doldurulabildiğinde, bize yorucu olmayan bir şekilde başka evrenlerin kapılarını açabileceğini gösterdi. Pearl Abyss stüdyosunun bu yeni eserinin, daha önce Black Desert gibi bir MMO deneyimi sunmuş bir ekip tarafından geliştiriliyor olması, merakımı ve beklentilerimi zirveye taşıdı. Oyunun haritası, The Elder Scrolls V: Skyrim ve Red Dead Redemption 2 gibi oyunlarla kıyaslandığında, aşağı yukarı 2-3 kat daha büyük bir alana sahip. Elbette büyük harita tek başına bir anlam ifade etmiyor. Bana kalırsa, Crimson Desert bu noktada kıyasladığım oyunlara göre yeterli kaliteli içerik yoğunluğuna sahip değil. Haritayı keşfederken, yapabileceğiniz çok fazla aktivite olmasına rağmen, bu içeriklerin verdiği doyum ve tazelik hissi, rakip oyunların seviyesinde değil. Bu durumu kesinlikle olumsuz bir yargı olarak algılamamak gerekiyor, çünkü oyun yine de dikkate değer bir dünya sunuyor. Haritayı titizlikle temizlemeyi seven biri olarak bile, bir noktadan sonra o ince işçiliği ve derinliği aramaya başlıyorsunuz. Oyunun hikayesi, ana karakterimiz Kliff ve Gri Yeleliler adlı grubunun, Kara Ayılar adlı yeminli düşmanlarının yıkıcı bir pususuna kurban gitmesiyle başlıyor. Olayın hemen ardından, Kliff olarak, dağılan dostlarınızı Pywel kıtası boyunca arama yolculuğuna çıkıyorsunuz. Ancak hikaye anlatımı, özellikle ilk saatlerde beklenen etkiyi yaratmıyor. İlk 10 saatte bir kere gördüğünüz bir karakteri bir daha görmeyebiliyorsunuz ve bu da ana olay örgüsünden kopmanıza neden olabiliyor. Oyunun sinematik anlatımı ve ara sahneleri standartların üzerinde olsa da, hikayede uzun bir süre gerçekten vurucu bir gizem yaşanmıyor. Belli bir eşiği geçtikten sonra karakterler yerli yerine oturmaya başlıyor. Crimson Desert'ın dünyasında yapabileceğiniz aktivitelerin sayısı gerçekten baş döndürücü. Pokere benzeyen bir kumar oyunu oynayabilir, yumruk dövüşü arenalarında hünerlerinizi sergileyebilir veya okçuluk, mızrakçılık gibi çeşitli beceri yarışmalarına katılabilirsiniz. Oynarken kendinizi zaman zaman Red Dead Redemption 2, zaman zaman ELDEN RING, zaman zaman da Kingdom Come: Deliverance oynuyormuş gibi hissediyorsunuz. Örneğin, bastığınız bir eşkıya grubundan hazine haritası bulabiliyor ve tıpkı RDR2'de olduğu gibi, hiçbir yönlendirme olmadan, tamamen görsel hafızanızla defineyi arayabiliyorsunuz. Zelda oyunlarındaki gibi, yaratıcı çözümlerle aşılamaz gibi görünen engelleri aşmanız mümkün. Oyunun en keyifli yanlarından biri, hiç şüphesiz oynanış mekanikleri ve sunduğu özgürlük. Kliff, tercihinize bağlı olarak kılıç-kalkan, tek elli kılıç, balta, yay ve daha birçok farklı silahı kullanabiliyor. Üstelik bunun için oyunun herhangi bir aşamasında kalıcı bir seçim yapmanıza gerek yok. Yetenek ağacı size istediğiniz oynanış stilini geliştirme özgürlüğü tanıyor. Oyunda mühürlenmiş abis eseri adı verilen ve yetenek puanı olarak düşünebileceğiniz özel eşyalar bulunuyor. Ancak bunları elde etmek ve kullanmak kolay değil. Her biri, sınırlarınızı zorlayan meydan okumalar içeriyor. Örneğin, mızrakla 30 saniyede 30 saldırı yapmanız veya 5 saniyede 3 suikast gerçekleştirmeniz gerekebiliyor. Oyunun en sevdiğim mekaniklerinden biri de "öğrenme" sistemi. Açmak istediğiniz bir yeteneğin mührünü kaldıramıyorsanız, bu yeteneği kullanan bir düşmanı veya NPC'yi izleyerek onu inceleyebiliyor ve öğrenebiliyorsunuz. Bu sistem sadece savaş yetenekleriyle sınırlı değil; dünyadaki canlılar, bitkiler, yemek tarifleri gibi neredeyse her şey için geçerli. Grafikler konusunda fotorealistik bir yaklaşım yerine, kendine özgü bir stilize görsel dil benimsenmiş. Asıl büyüleyici olan ise grafiklerden ziyade, dünyanın kendisi. Karşılaştığınız bazı manzaralar o kadar etkileyici ki, durup ekran görüntüsü almaktan kendinizi alamıyorsunuz. Ne yazık ki, yüz animasyonları ve dudak senkronizasyonu beklenen seviyede değil. Performans ve optimizasyon ise oyunun en parlak yönü. Pearl Abyss'in BlackSpace Engine motoru, bu devasa dünyada inanılmaz bir iş çıkarıyor. i5-12400F işlemci ve RX 6700 XT ekran kartına sahip bir sistemde, 2K çözünürlükte ve FSR ile Frame Generation açıkken 80-90 FPS performans almak, gerçekten takdir edilesi bir başarı. Türkçe dil desteği de beklentileri fazlasıyla karşılıyor. Sekiz profesyonel çevirmen tarafından hazırlanan çeviride, ufak tefek hatalar dışında ciddi bir sorunla karşılaşmıyorsunuz. Bu büyüklükte ve yüzlerce saat geçireceğiniz bir oyunda bu desteğin olması büyük bir avantaj. Sonuç olarak, Crimson Desert denenmemişi denemiyor ancak denenenleri son derece başarılı bir tarifle bir araya getiriyor. İçinde barındırdığı onlarca mekaniği bu kadar iyi harmanlamayı başaran bu yapım, açık dünya RPG severler için kaçırılmaması gereken bir deneyim vaat ediyor. Sizce Crimson Desert, The Elder Scrolls veya The Witcher gibi serilerin tahtını sallayabilecek potansiyele sahip mi? |
|