| Yılmaz, Türkiye'nin NATO'nun bir üyesi olduğunu ve ittifakın kolektif güvenlik sağlamaya dönük bir teşkilat olduğunu vurguladı. İncirlik Üssü'nün Türk kumandasında olduğunu hatırlatan Yılmaz, Türkiye'nin son 23 yılda savunma sanayinde bir değişim değil, bir devrim yaşadığını ifade etti. Çelik Kubbe sistemine değinen Yılmaz, bunun farklı hava savunma sistemlerini yapay zeka destekli olarak eş zamanlı kullanabilen bir yapılanma olduğunu açıkladı. Türkiye'nin bu alanda epeyce mesafe aldığını, ancak sürekli bir gelişim içinde olduklarını ve önümüzdeki dönemde daha iyi yerlere geleceklerini düşündüğünü söyledi. Yılmaz, Türkiye'nin savunma sanayinde elde ettiği kapasitenin uluslararası işbirliklerini de artırabileceğini dile getirdi. Savaş başlamadan önce bu noktaya gelinmemesi için büyük gayret sarf ettiklerini anımsatan Yılmaz, şu anda bir savaş tablosuyla karşı karşıya olunduğunu belirtti. Bu tabloda Türkiye'nin, İran halkının yanında ilkesel bir tutum sergilediğini vurguladı. İran'a yapılan saldırıları kabul edilemez bulduklarını net bir şekilde ifade ettiklerini, aynı şekilde İran'ın da dost ve komşu ülkelere yaptığı saldırıları kabul edilemez gördüklerini kaydetti. İran'dan gelen füzelere ilişkin olarak ise Yılmaz, Türkiye Cumhuriyeti'nin gelenekleri olan, duygularla karar vermeyen, olayları çok boyutlu analiz edebilen bir devlet olduğunu söyledi. Bu hadiseyi de soğukkanlı bir şekilde değerlendirdiklerini, yaşanmaması gerektiğini defalarca söylediklerini ve uyardıklarını ifade etti. Yılmaz, İran'da şu anda bütüncül bir karar alma sistemi gözükmediğini, mozaik bir yapılanma olduğunu belirtti. Türkiye Cumhuriyeti'nin hem NATO ülkesi olarak hem de kendi başına, her türlü tehdide karşı tedbirlerini almaya devam edeceğinin altını çizdi. Savaşın süresine ilişkin farklı aktörlerden karışık mesajlar geldiğine işaret eden Yılmaz, Sayın Trump'ın genel politikalarından ve Amerika'nın yaklaşımından, bu savaşı çok uzun süre devam ettirme iradesi olduğunu düşünmediğini söyledi. Bu savaşın sadece insani değil, ekonomik ve çevresel maliyetler de ürettiğini, herkese zarar veren bir hal aldığını ve bölgeye yayılma riskinin arttığını vurguladı. Bir noktada sonlandırılacağını temenni ettiklerini, ancak kesin bir şey söyleyemeyeceklerini ekledi. Enerji konusunda Yılmaz, Türkiye'nin petrol ve LNG tedariki konusunda sorun yaşayacak bir ülke olmadığını, kaynak çeşitlendirme imkanı olduğunu belirtti. Son 23 yılda yerli ve yenilenebilir kaynaklara ciddi yatırım yapıldığını ifade etti. Kendi üretimlerinin de bir miktar olduğunu, doğalgaz, petrol, güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji alanlarında dünyada iyi ülkelerden biri olduklarını kaydetti. Ancak yine de enerji ithalatçısı bir ülke konumunda olduklarını, fiyat yönüyle daha çok etkileneceklerini söyledi. Savaşın sona ermesi durumunda ekonomik etkilerin hemen ortadan kalkmayacağını ifade eden Yılmaz, altyapı tahribatı ve üretim zincirlerindeki aksaklıkların toparlanmasının zaman alacağını belirtti. Yaşanan olayların enflasyon beklentilerini bir miktar olumsuz etkileyebileceğini de sözlerine ekledi. Türk ekonomisinin böyle bir savaş şokuna dayanıklı olup olmadığı sorusuna Yılmaz, "Rahatlıkla diyebiliriz" yanıtını verdi. Makro ekonomik temellerin sağlam olduğunu vurgulayarak, cari açığın tarihi seviyelerin altında, milli gelire oranının geçen yıl yüzde 1,9 olduğunu açıkladı. Bütçe açığının ise deprem etkilerine ve ekstra harcamalara rağmen geçen yıl yüzde 2,9 olarak gerçekleştiğini, bunun Avrupa ve dünyayla mukayese edildiğinde sağlıklı bir düzey olduğunu ifade etti. Bankacılık sisteminin güçlü ve sağlam, sermaye yeterlilik oranının yüksek olduğunu belirtti. Merkez Bankası rezervlerinin oldukça iyi konumda olduğunu, krizden önce 200 milyar doların üzerine çıktığını, şu anda da yeterli seviyelerde bulunduğunu kaydetti. Siyasi istikrarın, güçlü liderliğin ve hızlı karar alma kapasitesinin ülkeyi dirençli kıldığını söyledi. Orta vadeli planda değişiklik yapmayı gerektirecek bir durum olup olmadığı sorusuna Yılmaz, Eylül ayında yapılacak revizyonda etkileri yansıtacaklarını, çünkü henüz tam etkileri göremediklerini belirterek yanıt verdi. Enerji krizi konusunda ise Yılmaz, arz güvenliği açısından Türkiye'nin sağlam bir konumda olduğunu vurguladı. Çeşitli tedarik kanalları, stoklar ve yerli üretim yapısıyla Türkiye'nin arz noktasında sorun yaşama durumunda olmadığını ifade etti. Aslolanın ekonomik program olduğunu, dışsal şokların her zaman gelebileceğini dile getiren Yılmaz, son yıllarda pandemi, Ukrayna-Rusya Savaşı, depremler gibi birçok şok yaşadıklarını ve Türkiye'nin bunların hepsini yönettiğini söyledi. Türkiye'nin direncini kanıtlamış bir ülke olduğunu, sağlam makro ekonomik temellere, hızlı karar alma kapasitesine, siyasi istikrara ve tecrübeli bir liderliğe sahip olduklarını belirtti. Bu krizi de en hafif şekilde atlatacaklarına inandıklarını, ancak hiçbir maliyeti olmayacak demediklerini ekledi. Terörsüz Türkiye projesine ilişkin soru üzerine Yılmaz, terörle mücadelede büyük bedeller ödendiğini, terörün sadece ekonomik olarak 2 trilyon dolardan fazla maliyet ürettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye Yüzyılı vizyonu ve MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin açıklamalarının yeni bir ortam oluşturduğunu ifade etti. Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çok kıymetli olduğunu vurguladı. Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgenin bir ateş çemberi olduğunun altını çizen Yılmaz, emperyal heveslerin, etnik kimlikler ve mezhepsel farklılıklar üzerinden bölge halklarını birbiriyle uğraştırmaya çalışan güçlerin var olduğunu belirtti. Terör nedeniyle uzun zamandır kullanılamayan potansiyelin, Terörsüz Türkiye vesilesiyle harekete geçeceğini söyleyen Yılmaz, bunun aynı zamanda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik potansiyelini en üst düzeye çıkarmak anlamına geldiğini kaydetti. Komşularında istikrar oldukça, Irak, Suriye, Kafkaslar ve Balkanlar'la ekonomik ilişkiler geliştikçe, bunun Türkiye ekonomisini daha yukarı taşıyacağını ifade etti. Ateş çemberi söndüğünde bölgenin ekonomik potansiyelinin çok daha güçlü harekete geçeceğini belirtti. ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarına yönelik soruya ilişkin Yılmaz, ekonomik ve güvenlikle ilgili her türlü tedbiri aldıklarını vurguladı. Bölgedeki güvensizliğin kaynağının İsrail olduğunu, İsrail'in sınırlarının belli olmadığını ve yayılmacı bir tavır içinde olduğunu söyledi. İran'da rejim değişikliği olur mu sorusuna ise Yılmaz, dışarıdan yapılan müdahalelerin sonuç üretmediğini, tam aksine Irak'ta olduğu gibi istikrarsızlık ve maliyet ürettiğini gördüklerini ifade etti. Bir ülke değişecekse içeriden, kendi halkının talepleriyle değişmesi gerektiğini belirtti. İran'a yapılan yaptırım ve müdahaleler olmazsa belki bugün çok daha farklı bir noktada olabileceğini, bu müdahalelerin değişimi engelleyici bir etki yaptığını sözlerine ekledi. Sizce bölgedeki istikrarın sağlanmasında en kritik adım ne olmalı? |
|