Mistik sislerin sarmaladığı, dünyanın çatısındaki volkanik sıradağlarda, bir kadın tek başına yürüyordu. Ayakları çamura saplanıyor, nefesi soğuk havada buharlaşıyor, gözleri ise yeşilliklerin arasındaki en ufak bir kıpırtıyı arıyordu. Onun aradığı, efsanevi "dağ gorilleri"ydi; koca gümüş sırtlı devler, insana tüyler ürperten bir yakınlıkla bakan kahverengi gözler... Dian Fossey, San Francisco'nun düzenli hayatını geride bırakıp, Afrika'nın en vahşi ve en ücra köşesine, Ruanda'nın Virunga Dağları'na sığınmıştı. Burada, bir bilim insanından çok daha fazlası olacak; bir anne, bir savaşçı, bir koruyucu ve nihayetinde bir şehit olacaktı. Onun hikayesi, sadece primatolojiye yaptığı katkılarla değil, tutkuyla körüklenen, takıntı haline gelen ve trajik bir sonla noktalanan bir ömürle ilgili. Bir kadının, kendisinden çok daha büyük bir amaca nasıl adandığının, nasıl yalnızlaştığının ve nasıl dünyanın vicdanı haline geldiğinin destansı öyküsü. Fossey, gorillerin "Fossey"si olarak ölümsüzleşti; onların dilini öğrenen, aile bağlarını çözen ve onları yok olmaktan kurtarmak için her şeyi göze alan kadın. |
|
- Doğum: 16 Ocak 1932, San Francisco, Kaliforniya, ABD
- Ölüm: 26 Aralık 1985, Karisoke Araştırma Merkezi, Ruanda
- Meslek: Primatolog, Koruma Biyoloğu, Etolog, Yazar
- En Büyük Başarısı: Dağ gorillerinin (Gorilla beringei beringei) sistematik olarak gözlemlenip dünyaya tanıtılması ve soyunun tükenmesinin önüne geçilmesindeki kritik rol.
- Eseri: "Goriller Karanlıkta" (Gorillas in the Mist) adlı çok satan kitap.
- Mirası: Kurduğu Karisoke Araştırma Merkezi ve onun adına kurulan Dian Fossey Gorilla Fonu.
Dian Fossey'nin hikayesi, hayvanlara duyduğu derin sevgiyle başlasa da, yolculuğu hiç de doğrusal değildi. Çocukluğunda atlara tutkun, içine kapanık bir kızdı. Veteriner olma hayali, akademik zorluklar ve babasının ayrılmasıyla sarsıldı. Sonunda, iş terapisti olarak çalışmaya başladı. Ancak içindeki macera ateşi sönmemişti. 1963'te, tüm birikimini harcayarak Afrika'ya, hayalini kurduğu safari turuna çıktı. Bu yolculuk, kaderinin dönüm noktası oldu. Tanzanya'da, ünlü paleoantropolog Louis Leakey ile tanıştı. Leakey, onun hayvanlara olan tutkusunu ve fiziksel dayanıklılığını fark etti. Leakey, o sıralar Jane Goodall'ı şempanzeler, Biruté Galdikas'ı orangutanlar üzerine çalışmaya göndermişti. Üçüncü "Leakey'nin Melekleri"nden biri olarak, dünyanın en gizemli büyük maymunu üzerine çalışması için Fossey'yi seçti.
1966'da, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde (o zamanlar Zaire) ilk araştırmalarına başladı. Ancak siyasi karışıklıklar ve yerel askerlerin tehditleri hayatını riske attı. Tutsak edilip kaçmak zorunda kaldı. Pes etmedi. Hemen yanı başındaki Ruanda'ya, Virunga sıradağlarının Ruanda tarafına geçti. 3000 metre yükseklikte, iki volkanın, Visoke ve Karisimbi'nin arasında, kampını kurdu. İsmini bu iki dağdan alan "Karisoke" doğmuştu. Buradaki koşullar çetindi. Nem, soğuk, izolasyon ve fiziksel zorluklar kolay baş edilebilecek şeyler değildi. Ancak asıl mücadele, gorillerin güvenini kazanmaktı.
Fossey, öncüllerinin metodlarını reddetti. Onların peşinden koşmak, onları beslemek yerine, "davetsiz misafir" olmamaya özen gösterdi. Oturdu, otları kopardı, yaprakları çiğnedi, onların dilini öğrenmeye çalıştı. Yavaş yavaş, goriller bu inatçı, kızıl saçlı "Nyiramacibiri"ye (Ruanda dilinde "Yalnız Yaşayan Kadın") alıştılar. İlk temas, tarihi bir andı: Genç bir erkek goril olan Peanuts, ona dokundu. Bu dokunuş, sadece bilimsel bir başarı değil, iki tür arasında kurulan derin bir güven köprüsüydü.
"Bir gorili tanıdığınızda, onun sadece güçlü, yumuşak başlı bir yaratık olmadığını anlarsınız. O, kendi ailesine ve topraklarına bağlı, duyarlı bir bireydir. Size bakan o derin, kahverengi gözlerde, kendinizin yansımasını görürsünüz."
Fossey'nin çalışmaları ilerledikçe, goril ailelerinin karmaşık sosyal yapısını, sevecenliklerini, oyunlarını ve hüzünlerini belgeledi. Ancak dağlardan daha korkunç bir tehdit belirmişti: kaçak avcılar. Goriller, hatıra olarak kesilen elleri, sözde afrodizyaklar veya sadece tuzaklara yakalanmak için öldürülüyordu. Fossey'nin bilim insanı kimliği, bu noktada amansız bir koruma savaşçısına dönüştü. "Daha aktif koruma" adını verdiği bir yöntem geliştirdi. Tuzakları imha etti, avcı kamplarını bastı, yerel yetkilileri harekete geçmeye zorladı. Hatta gorilleri avcılardan korumak için onlara yaklaşmayı öğretti.
Ancak bu savaş onu yalnızlaştırdı. Turizmin goriller için bir tehdit olduğuna inanıyor, araştırmacıları ve turistleri sınırlandırıyordu. Yerel halkla ilişkileri gergindi. Takıntıları arttı, paranoyası derinleşti. Goriller onun ailesi olmuştu ve geri kalan her şey ikinci plandaydı. 1978'de, en sevdiği goril Digit'in, başı ve elleri kesilerek öldürülüşü, onu derinden sarstı. Bu olay, onu daha da sert, daha da acımasız bir savunucu haline getirdi.
1980'lerde, Fossey giderek daha izole bir hayat sürmeye başladı. Kitabı "Goriller Karanlıkta" büyük başarı kazandı, ancak o dağdaki kulübesine döndü. Sağlığı alkol ve sigarayla bozulmuş, ilişkileri gerilmişti. Koruma yöntemleri, bazıları tarafından aşırı bulunuyordu. 26 Aralık 1985 gecesi, Karisoke'deki kulübesinde, kafasına indirilen bir pala darbesiyle ölü bulundu. Cinayet hiçbir zaman tam olarak aydınlatılamadı. Suç, bir eski araştırma asistanına yüklendi ve mahkum edildi, ancak perde arkasındaki gerçekler sislerle örtülü kaldı. İsteği üzerine, sevdiği gorillerin yanına, Karisoke'deki mezarlığa gömüldü. Mezar taşında şu yazıyordu: "Hiç kimse onun gorillere duyduğu sevgi kadar sevmedi."
Dian Fossey'nin ölümü, dünyanın dağ gorillerine bakışını değiştirdi. Onun trajik sonu, koruma mücadelesine uluslararası bir spot ışığı tuttu. Kurduğu Karisoke Araştırma Merkezi faaliyetlerine devam ediyor. Dian Fossey Gorilla Fonu, gorilleri korumak, araştırmak ve yerel toplulukları eğitmek için çalışıyor. En önemlisi, onun ölümünde kritik tehlike altında olan dağ gorili nüfusu, bugün istikrarlı bir şekilde artıyor. Bu, onun en büyük zaferidir.
Fossey, bilimsel titizliği ve sarsılmaz tutkusuyla, doğa korumanın ne pahasına olursa olsun yapılması gereken bir savaş olduğu fikrini simgeler. O, hem bir kahraman hem de trajik bir anti-kahramandı. Kırılganlıkları, takıntıları ve hatalarıyla insandı; cesareti, kararlılığı ve adanmışlığıyla ise efsane. Virunga Dağları'nın sisleri dağıldıkça, onun ve korumak için hayatını verdiği gümüş sırtlı devlerin hikayesi, doğanın savunulması gereken kutsal bir emanet olduğunu fısıldamaya devam ediyor.