Bakan Fidan, savaşın ne kadar daha sürebileceğine dair soru üzerine, Körfez ülkelerinde savaşın iki üç hafta daha süreceği yönünde bir değerlendirme yapıldığını aktardı. Bu sürecin belirleyici faktörünün ABD'nin tutumu olacağını ifade eden Fidan, İsrail'in ABD üzerinde etkili olmaya çalışarak ateşkesi veya kısa sürede barışı engellemek isteyeceğini belirtti.
Fidan, ABD ve İsrail'in başlangıç pozisyonlarının birbirinden uzaklaştığı yönündeki değerlendirmelerin arttığını ve bunun savaşın daha da uzaması sonucunu doğurabileceğini vurguladı. Savaş devam ederken müzakerenin pek olası görünmediğini, ancak kısa süreli bir ateşkes ilanı sonrası bu sürede müzakerelere başlanabileceğini kaydetti.
Dışişleri Bakanı, tarafların "müzakereden sonuç alınmazsa tekrar savaşa başlama" ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerektiğine işaret etti. İsrail'in, savaşı mümkün olduğunca uzatarak İran'a daha fazla zarar vermeyi hedefleyen bir politika izleyebileceğini değerlendirdi.
Bu yaklaşım karşısında Avrupa Birliği'nin (AB) alacağı tutumun önem kazanacağını belirten Fidan, İsrail'in kendileri için önemli askeri ve sanayi hedefleri ortadan kaldırmadan savaşı durdurmayacağı izlenimini verdiğini ve suikastların devam ettiğini söyledi.
"Savaşı İsrail'in başlattığını" kaydeden Bakan Fidan, asıl sorunun savaşı bitirmeye yönelik planların olmaması değil, İsrail'in barış istememesi olduğunu vurguladı. Bu gerçeği her platformda ve her fırsatta vurguladıklarını ifade etti.
Körfez ülkelerinin savaş sonrası durumuna ilişkin soruya yanıt veren Fidan, Körfez'de bundan sonra pek çok şeyin değişebileceğini, ülkelerin savunma sanayi alanında yeni arayışlara girebileceğini dile getirdi.
Savaşın sona ermesinin ardından Körfez ülkeleri'nin İran'dan beklentilerini açıkça ortaya koyabileceğini ve bazı şartlar yerine getirildiği takdirde ekonomik işbirliğine yoğunlaşılabileceğini belirtti. İran'ın da Körfez'deki ABD üsleri konusunda bazı taleplerle ortaya çıkabileceğini söyledi.
Fidan, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve LNG'nin Çin, Avrupa Birliği, Güney Kore, Japonya ve Hindistan için taşıdığı hayati öneme dikkat çekti ve bu ülkelerin beklentilerinin ne olacağı sorusunu gündeme getirdi.
Bakan Fidan, bu savaşın ardından Türkiye'ye olan güvenin arttığını gözlemlediklerini ifade etti. Başından beri ikircikli bir tavır takınmadıklarını ve yapılan yanlışları tüm taraflara açıkça söylediklerini herkesin gördüğünü kaydetti.
İran'a yapılanın da Körfez ülkelerine yapılanın da yanlış olduğunu en güçlü ve net şekilde gündeme getirdiklerini vurguladı. Körfez ülkelerinin İran'a askeri karşılık verme ihtimali sorulduğunda ise, bu ülkelerin yoğun saldırı altında olduğuna dikkati çekti.
Körfez ülkelerinin, bu savaşta İran'ın kendilerini neden hedef aldığını sorguladığını belirten Fidan, bu ülkelerin savaşın çıkışıyla bir ilgileri olmadığını ve maruz kaldıkları saldırıyı haksız bulduklarını aktardı.
Körfez ülkeleri'nin, hava sahalarını ve kendi topraklarındaki üsleri İran'a karşı kullandırmayacaklarını en baştan duyurduklarını ve bu savaşın bir parçası olmadıklarını söylediklerini dile getirdi. Bu ülkelerin, İran'ın askeri üsler dışında sivil altyapı ve ekonomik hedeflere de kasıtlı saldırılar düzenlediğini ifade ettiklerini aktardı.
Fidan, başından beri yaptıkları uyarıları hatırlatarak, Körfez ülkelerinin mevcut durumun devam etmesi halinde karşı önlem almak zorunda kalacaklarını söylediklerini belirtti. Son düzenlenen toplantıda bu konudaki son uyarılarını yaptıklarını ve son yoğun saldırıların riski artırdığını ifade etti.
Tüm bölgeyi içine çekecek uzun süreli bir savaşa doğru gitmeyi hiçbir şekilde istemediklerini vurgulayan Bakan Fidan, savaşın bir an önce sona ermesi için Riyad'da yapılan toplantı gibi başta bölgesel girişimler olmak üzere tüm diplomatik zeminleri kullanmaya devam edeceklerini açıkladı.
Hakan Fidan, başından beri yaptıkları tüm analizlerin doğru çıkmasının kendilerini üzdüğünü, ancak geleceğe yönelik daha sağlıklı adımlar atmak için Türkiye'nin sesine ve görüşüne ne kadar ihtiyaç duyulduğunu da gördüklerini söyledi.
Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde 19 Mart'ta Riyad'da düzenlenen toplantıya ilişkin de bilgi veren Fidan, toplantının İran'ın bu ülkelere gerçekleştirdiği saldırılar konusunda bölge ülkelerinin değerlendirmelerini almak için düzenlendiğini belirtti.
Savaştan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen bütün bölge ülkelerinin masada olduğunu ve toplantının ortak bir akıl araması amacı taşıdığını ifade etti. Toplantıda herkesin durumun aciliyetini ortaya koyduğunu ve tek gündem maddeli olduğunu aktardı.
Fidan, ilkesel tutumlarını sürdürdüklerini, hem İsrail'in saldırganlığına hem de İran’ın savaşı bölgeye yaymaya yönelik eylemlerine karşı çıktıklarını vurguladı. Riyad'daki toplantıda, İsrail'in bu savaşın ortaya çıkmasındaki rolünü vurguladıklarını ve ortak açıklamada İsrail'in yayılmacılığının yarattığı tehdide değinilmesini sağladıklarını kaydetti.
Her platformda bu eleştirileri en üst düzeyde dile getirdiklerini ve adımlar attıklarını belirten Fidan, İsrail'i en başından beri en güçlü şekilde eleştiren ülkenin Türkiye olduğunun altını çizdi.
Arabuluculuk konusuna değinen Bakan Fidan, getirdikleri tekliflerin bir istikrar arayışı olduğunu, ancak taraflar arasında istikrardan ziyade zafer ve dominasyonu önceleyen bakış açıları olduğunda sürecin farklı bir noktaya gittiğini ifade etti.
Türkiye'nin vurguladığı iki temel husus olduğuna işaret eden Fidan, birincisinin konuya odaklanarak sahici ve verilere dayalı profesyonel tespitler yapmak, ikincisinin ise çizgilerini değiştirmeden güçlü ve yapıcı bir etki kullanmak olduğunu söyledi.
AB ile ilişkiler konusunda son durum sorulduğunda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tutumunun çok net olduğunu belirtti. Türkiye'nin hedefinin değişmediğini, ancak Avrupa'da üyelik sürecini yürütecek siyasi iradenin ortaya çıkmasını beklediklerini ifade etti.
Her halükarda AB ile iyi ilişkiler yürütmenin her bakımdan çok önemli olduğunu vurgulayan Fidan, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi meselelerinin önemli olduğunu ve bu konularda görüşmelere devam ettiklerini aktardı.
İlişkilerde belli bir istikrarı koruduklarını, kötüye gitmediğini, daha iyiye de gidebileceğini söyledi. AB'nin yasa dışı göç ve terörle mücadele gibi alanlarda Türkiye'ye ihtiyaç duyduğuna işaret etti.
Vatandaşlarının tahliyesi gibi konularda da AB'nin sürekli kendilerine başvurduğunu ve bu konularda gerekli desteği verdiklerini belirtti. Vize serbestisi konusunda geriye kalan altı madde üzerinde ilgili kurumların çalışmalarının sürdüğü bilgisini paylaştı.
Sizce bölgede kalıcı barışı sağlamak için atılması gereken en acil adım nedir?
Fidan, ABD ve İsrail'in başlangıç pozisyonlarının birbirinden uzaklaştığı yönündeki değerlendirmelerin arttığını ve bunun savaşın daha da uzaması sonucunu doğurabileceğini vurguladı. Savaş devam ederken müzakerenin pek olası görünmediğini, ancak kısa süreli bir ateşkes ilanı sonrası bu sürede müzakerelere başlanabileceğini kaydetti.
Dışişleri Bakanı, tarafların "müzakereden sonuç alınmazsa tekrar savaşa başlama" ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerektiğine işaret etti. İsrail'in, savaşı mümkün olduğunca uzatarak İran'a daha fazla zarar vermeyi hedefleyen bir politika izleyebileceğini değerlendirdi.
Bu yaklaşım karşısında Avrupa Birliği'nin (AB) alacağı tutumun önem kazanacağını belirten Fidan, İsrail'in kendileri için önemli askeri ve sanayi hedefleri ortadan kaldırmadan savaşı durdurmayacağı izlenimini verdiğini ve suikastların devam ettiğini söyledi.
"Savaşı İsrail'in başlattığını" kaydeden Bakan Fidan, asıl sorunun savaşı bitirmeye yönelik planların olmaması değil, İsrail'in barış istememesi olduğunu vurguladı. Bu gerçeği her platformda ve her fırsatta vurguladıklarını ifade etti.
Körfez ülkelerinin savaş sonrası durumuna ilişkin soruya yanıt veren Fidan, Körfez'de bundan sonra pek çok şeyin değişebileceğini, ülkelerin savunma sanayi alanında yeni arayışlara girebileceğini dile getirdi.
Savaşın sona ermesinin ardından Körfez ülkeleri'nin İran'dan beklentilerini açıkça ortaya koyabileceğini ve bazı şartlar yerine getirildiği takdirde ekonomik işbirliğine yoğunlaşılabileceğini belirtti. İran'ın da Körfez'deki ABD üsleri konusunda bazı taleplerle ortaya çıkabileceğini söyledi.
Fidan, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve LNG'nin Çin, Avrupa Birliği, Güney Kore, Japonya ve Hindistan için taşıdığı hayati öneme dikkat çekti ve bu ülkelerin beklentilerinin ne olacağı sorusunu gündeme getirdi.
Bakan Fidan, bu savaşın ardından Türkiye'ye olan güvenin arttığını gözlemlediklerini ifade etti. Başından beri ikircikli bir tavır takınmadıklarını ve yapılan yanlışları tüm taraflara açıkça söylediklerini herkesin gördüğünü kaydetti.
İran'a yapılanın da Körfez ülkelerine yapılanın da yanlış olduğunu en güçlü ve net şekilde gündeme getirdiklerini vurguladı. Körfez ülkelerinin İran'a askeri karşılık verme ihtimali sorulduğunda ise, bu ülkelerin yoğun saldırı altında olduğuna dikkati çekti.
Körfez ülkelerinin, bu savaşta İran'ın kendilerini neden hedef aldığını sorguladığını belirten Fidan, bu ülkelerin savaşın çıkışıyla bir ilgileri olmadığını ve maruz kaldıkları saldırıyı haksız bulduklarını aktardı.
Körfez ülkeleri'nin, hava sahalarını ve kendi topraklarındaki üsleri İran'a karşı kullandırmayacaklarını en baştan duyurduklarını ve bu savaşın bir parçası olmadıklarını söylediklerini dile getirdi. Bu ülkelerin, İran'ın askeri üsler dışında sivil altyapı ve ekonomik hedeflere de kasıtlı saldırılar düzenlediğini ifade ettiklerini aktardı.
Fidan, başından beri yaptıkları uyarıları hatırlatarak, Körfez ülkelerinin mevcut durumun devam etmesi halinde karşı önlem almak zorunda kalacaklarını söylediklerini belirtti. Son düzenlenen toplantıda bu konudaki son uyarılarını yaptıklarını ve son yoğun saldırıların riski artırdığını ifade etti.
Tüm bölgeyi içine çekecek uzun süreli bir savaşa doğru gitmeyi hiçbir şekilde istemediklerini vurgulayan Bakan Fidan, savaşın bir an önce sona ermesi için Riyad'da yapılan toplantı gibi başta bölgesel girişimler olmak üzere tüm diplomatik zeminleri kullanmaya devam edeceklerini açıkladı.
Hakan Fidan, başından beri yaptıkları tüm analizlerin doğru çıkmasının kendilerini üzdüğünü, ancak geleceğe yönelik daha sağlıklı adımlar atmak için Türkiye'nin sesine ve görüşüne ne kadar ihtiyaç duyulduğunu da gördüklerini söyledi.
Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde 19 Mart'ta Riyad'da düzenlenen toplantıya ilişkin de bilgi veren Fidan, toplantının İran'ın bu ülkelere gerçekleştirdiği saldırılar konusunda bölge ülkelerinin değerlendirmelerini almak için düzenlendiğini belirtti.
Savaştan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen bütün bölge ülkelerinin masada olduğunu ve toplantının ortak bir akıl araması amacı taşıdığını ifade etti. Toplantıda herkesin durumun aciliyetini ortaya koyduğunu ve tek gündem maddeli olduğunu aktardı.
Fidan, ilkesel tutumlarını sürdürdüklerini, hem İsrail'in saldırganlığına hem de İran’ın savaşı bölgeye yaymaya yönelik eylemlerine karşı çıktıklarını vurguladı. Riyad'daki toplantıda, İsrail'in bu savaşın ortaya çıkmasındaki rolünü vurguladıklarını ve ortak açıklamada İsrail'in yayılmacılığının yarattığı tehdide değinilmesini sağladıklarını kaydetti.
Her platformda bu eleştirileri en üst düzeyde dile getirdiklerini ve adımlar attıklarını belirten Fidan, İsrail'i en başından beri en güçlü şekilde eleştiren ülkenin Türkiye olduğunun altını çizdi.
Arabuluculuk konusuna değinen Bakan Fidan, getirdikleri tekliflerin bir istikrar arayışı olduğunu, ancak taraflar arasında istikrardan ziyade zafer ve dominasyonu önceleyen bakış açıları olduğunda sürecin farklı bir noktaya gittiğini ifade etti.
Türkiye'nin vurguladığı iki temel husus olduğuna işaret eden Fidan, birincisinin konuya odaklanarak sahici ve verilere dayalı profesyonel tespitler yapmak, ikincisinin ise çizgilerini değiştirmeden güçlü ve yapıcı bir etki kullanmak olduğunu söyledi.
AB ile ilişkiler konusunda son durum sorulduğunda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tutumunun çok net olduğunu belirtti. Türkiye'nin hedefinin değişmediğini, ancak Avrupa'da üyelik sürecini yürütecek siyasi iradenin ortaya çıkmasını beklediklerini ifade etti.
Her halükarda AB ile iyi ilişkiler yürütmenin her bakımdan çok önemli olduğunu vurgulayan Fidan, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi meselelerinin önemli olduğunu ve bu konularda görüşmelere devam ettiklerini aktardı.
İlişkilerde belli bir istikrarı koruduklarını, kötüye gitmediğini, daha iyiye de gidebileceğini söyledi. AB'nin yasa dışı göç ve terörle mücadele gibi alanlarda Türkiye'ye ihtiyaç duyduğuna işaret etti.
Vatandaşlarının tahliyesi gibi konularda da AB'nin sürekli kendilerine başvurduğunu ve bu konularda gerekli desteği verdiklerini belirtti. Vize serbestisi konusunda geriye kalan altı madde üzerinde ilgili kurumların çalışmalarının sürdüğü bilgisini paylaştı.
Sizce bölgede kalıcı barışı sağlamak için atılması gereken en acil adım nedir?