Dr. Gökberk Durmaz, Doğu Akdeniz’deki bölgesel aktörlerin Türkiye’ye yönelik politikalarını değerlendirdi. Durmaz, bu durumun İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye'ye alternatif bir geçiş güzergahı ve enerji koridoru oluşturma peşinde olduklarını gösterdiğini ifade etti.
Ayrıca, bu üçlünün Türkiye'nin özellikle Doğu Akdeniz'deki askeri ve ticari menfaatlerini akamete uğratmayı hedefleyen politikalar izlediğini vurguladı. Durmaz, bu politikaların yeni olmadığını, daha önce Eastmed adı verilen bir projenin de bulunduğunu hatırlattı.
Söz konusu projenin, İsrail’den başlayıp Güney Kıbrıs açıklarından Yunanistan’a uzanan ve oradan Avrupa’nın içlerine giden bir hat planladığını aktardı. Ancak fizibilite ve coğrafi gerçeklikler bu hatların yeterince faydalı olmadığını gösterince, ABD tarafının da bu projeden çekildiğini belirtti.
Durmaz, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki savunma ve iş birliği politikalarını aktardı. Özellikle Türkiye’nin, savunma anlamında Mavi Vatan doktrini kapsamında Libya ile gerçekleştirdiği önemli iş birliğine dikkat çekti.
Bu iş birliğiyle birlikte Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki menfaatlerini koruyan bir duruş sergilediğini vurguladı. Türkiye’nin, askeri unsurlarını ve donanmasını kullanmaktan bir an bile tereddüt etmeyeceğini doğrudan açıkladığını ifade etti.
Türkiye’nin bölgesel etkinliğinin yalnızca içe dönük bir politika olmadığını söyleyen Durmaz, bu etkinliğin komşularıyla ilişkileri geliştirmeye gayret eden ve kendisine oluşabilecek tehditleri bertaraf etmeye kararlı bir devlet tavrı olduğunu kaydetti.
Dr. Gökberk Durmaz, NATO’ya ve ABD’ye yönelik eleştirilerini paylaştı. Bu dönemde tüm ülkelerin NATO’dan beklentilerinin farklılaştığını belirtti. Örneğin ABD tarafının, NATO’ya bugüne kadar çok emek verdiklerini ve yatırım yaptıklarını, bundan sonra NATO’nun kendi menfaatlerini korumasını beklediğini aktardı.
Ancak bu yaklaşım gerçekleşmediği için ABD Başkanı ve yönetiminin NATO’ya öfkeli olduğunu ifade etti. Bu öfkenin sadece belirli müttefiklere değil, genel olarak NATO’ya yönelik bir memnuniyetsizliği içerdiğini söyledi. Trump yönetiminin, Avrupalı müttefikler başta olmak üzere NATO’nun varlığından şikayetçi olduğunu vurguladı.
Durmaz, Türkiye-Yunanistan ilişkilerine de değindi. NATO’daki Türkiye’nin etkin, saygın ve caydırıcı rolünün, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve bazı NATO üyelerini huzursuz ettiğini belirtti.
Bu nedenle bu ülkelerin alternatif arayışlarına girdiklerini ifade etti. Oysa bir NATO müttefiki olarak Yunanistan’ın adaları hukuka aykırı şekilde silahlandırmasının ve bu silahlandırmayı yaparken NATO üyesi olmayan Güney Kıbrıs ve İsrail’i işin içerisine katmasının, müttefiklik ve komşuluk hukukuna uymayan bir yaklaşım olduğunu vurguladı.
Durmaz, Türkiye’nin bölgesel sahalardaki etkin rolüne dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerde ‘Türkiye Türkiye’den büyüktür’ sözünü hatırlatarak, bunun realiteye uygun olduğunu söyledi.
Türkiye’nin, tarihsel birikimi ve komşu coğrafyalarla ilişkileri sayesinde Balkanlar, Kafkasya ve Karadeniz’de önemli bir aktör olduğunu ifade etti. Örneğin Bosna, Kosova, Sırbistan, Makedonya ve Arnavutluk’taki gelişmelere Türkiye’nin kayıtsız kalamayacağını belirtti.
Karabağ’da ise Türkiye’nin, Azerbaycan ile ilişkilerini üst perdeden sürdürdüğünü ve Ermenistan ile de süreçleri optimize etmeye çalıştığını aktardı. Ukrayna’daki süreçte de Türkiye’nin belirleyici ve süreci etkileyici bir aktör olduğunu, bunun Tahıl Koridoru Anlaşması’nda görüldüğünü kaydetti.
Dr. Gökberk Durmaz, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki varlığını ve politikalarını değerlendirdi. Türkiye’nin güneyinde ve doğusundaki diğer hadiselere bakıldığında, Irak Savaşı’ndan bu tarafa Türkiye’nin Irak’taki varlığının önemli olduğunu söyledi.
Bu varlığın, PKK unsurlarıyla mücadele ve Irak’taki merkezi yönetimin istikrara kavuşması açısından değer taşıdığını vurguladı. Kalkınma Koridoru projeleriyle de Türkiye’nin, bölgedeki sınır kapılarını daha aktif hale getirerek terör ve istikrarsızlığın değil, uluslararası ticaretin hakim olduğu bir coğrafya inşa etmeye çalıştığını ifade etti.
Suriye’ye bakıldığında ise Türkiye’nin oldukça temkinli ama gerektiğinde doğrudan müdahil olduğunu belirtti. Bugün ise Suriye’nin yeniden inşa sürecinde Türkiye’nin etkin ve başat bir rol üstlendiğini kaydetti.
Türkiye’nin İsrail ve bölgedeki istikrarsızlaştırıcı politikalara karşı tavrının da baştan beri net olduğunu vurguladı. Türkiye’nin, İsrail’in Filistin’e, Gazze’ye ve Lübnan’a yönelik saldırılarını tamamen reddeden ve kınayan bir politika izlediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı’nın da bunu net olarak ifade ettiğini aktararak, ‘İsrail’in sınırlarımızda gözü var’ sözünü hatırlattı. Böylesine bir jeopolitik gerçeklik karşısında Türkiye’nin bölgesel gelişmelere kayıtsız kalmasının beklenemeyeceğini ifade etti.
Durmaz, Ege Adaları’ndaki silahlanma sorununa dikkat çekti. Adaların, uluslararası anlaşmalar gereği silahsız kalması gereken topraklar olduğunu vurguladı.
Ancak Yunanistan’dan uzun süredir bu yükümlülüğün ihlal edildiğini belirtti. Bugünün konusu olmadığını, hatta İlyada Destanı’na kadar uzanan söylemlerle gündemde tutulduklarını ifade etti.
‘Aşil Kalkanı’ gibi isim tercihlerinin, İsrail-Yunanistan ittifakının Türkiye’ye karşı yöneldiğinin göstergesi olduğunu söyledi. ABD’nin NATO’yu eleştirdiğini ve Trump yönetiminin NATO’nun kendilerine yeterince fayda sağlamadığını dile getirdiğini aktardı.
Ancak Türkiye açısından milli güvenliği tehdit eden meselelerde ABD’nin, doğrudan Türkiye’nin karşısına konumlandığını vurguladı. Bunların; Irak’ın istikrarsızlaştırılması, İran’a yönelik baskılar, Suriye iç savaşındaki ABD rolü ve İsrail’e verilen sınırsız destek olduğunu sıraladı.
Ayrıca Yunanistan konusunda ABD’nin, Girit ve Dedeağaç’ta askeri yığınak yaptığını belirtti. Resmî gerekçenin Rusya’ya karşı olduğunu ancak bu hareketlerin Türkiye’ye karşı yapıldığının açık olduğunu ifade etti.
Adaların silahsızlandırılmamasını, klasik bir Yunan şımarıklığı olarak nitelendiren Durmaz, bunun AB ile ABD’nin sağladığı destek algısıyla pekiştiğini söyledi. Türkiye’nin, Ege Adaları ve Adalar Denizi politikalarında net durduğunu vurguladı.
Savunma sanayisi bu seviyede değilken dahi Türkiye’nin, tüm imkanlarını seferber ederek milli güvenliğini ve menfaatlerini korumaya çalıştığını belirtti. Bugün de Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’nın net ifadelerine rağmen Yunanistan’ın, adalara silah sevk etmeye devam ettiğini kaydetti.
Bu durumun, Türkiye-Yunanistan ilişkilerini zedeleyen önemli bir unsur olarak karşımıza çıktığını ifade etti.
Doğu Akdeniz'deki bu güç mücadelesi ve ittifakların geleceği hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Ayrıca, bu üçlünün Türkiye'nin özellikle Doğu Akdeniz'deki askeri ve ticari menfaatlerini akamete uğratmayı hedefleyen politikalar izlediğini vurguladı. Durmaz, bu politikaların yeni olmadığını, daha önce Eastmed adı verilen bir projenin de bulunduğunu hatırlattı.
Söz konusu projenin, İsrail’den başlayıp Güney Kıbrıs açıklarından Yunanistan’a uzanan ve oradan Avrupa’nın içlerine giden bir hat planladığını aktardı. Ancak fizibilite ve coğrafi gerçeklikler bu hatların yeterince faydalı olmadığını gösterince, ABD tarafının da bu projeden çekildiğini belirtti.
Durmaz, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki savunma ve iş birliği politikalarını aktardı. Özellikle Türkiye’nin, savunma anlamında Mavi Vatan doktrini kapsamında Libya ile gerçekleştirdiği önemli iş birliğine dikkat çekti.
Bu iş birliğiyle birlikte Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki menfaatlerini koruyan bir duruş sergilediğini vurguladı. Türkiye’nin, askeri unsurlarını ve donanmasını kullanmaktan bir an bile tereddüt etmeyeceğini doğrudan açıkladığını ifade etti.
Türkiye’nin bölgesel etkinliğinin yalnızca içe dönük bir politika olmadığını söyleyen Durmaz, bu etkinliğin komşularıyla ilişkileri geliştirmeye gayret eden ve kendisine oluşabilecek tehditleri bertaraf etmeye kararlı bir devlet tavrı olduğunu kaydetti.
Dr. Gökberk Durmaz, NATO’ya ve ABD’ye yönelik eleştirilerini paylaştı. Bu dönemde tüm ülkelerin NATO’dan beklentilerinin farklılaştığını belirtti. Örneğin ABD tarafının, NATO’ya bugüne kadar çok emek verdiklerini ve yatırım yaptıklarını, bundan sonra NATO’nun kendi menfaatlerini korumasını beklediğini aktardı.
Ancak bu yaklaşım gerçekleşmediği için ABD Başkanı ve yönetiminin NATO’ya öfkeli olduğunu ifade etti. Bu öfkenin sadece belirli müttefiklere değil, genel olarak NATO’ya yönelik bir memnuniyetsizliği içerdiğini söyledi. Trump yönetiminin, Avrupalı müttefikler başta olmak üzere NATO’nun varlığından şikayetçi olduğunu vurguladı.
Durmaz, Türkiye-Yunanistan ilişkilerine de değindi. NATO’daki Türkiye’nin etkin, saygın ve caydırıcı rolünün, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve bazı NATO üyelerini huzursuz ettiğini belirtti.
Bu nedenle bu ülkelerin alternatif arayışlarına girdiklerini ifade etti. Oysa bir NATO müttefiki olarak Yunanistan’ın adaları hukuka aykırı şekilde silahlandırmasının ve bu silahlandırmayı yaparken NATO üyesi olmayan Güney Kıbrıs ve İsrail’i işin içerisine katmasının, müttefiklik ve komşuluk hukukuna uymayan bir yaklaşım olduğunu vurguladı.
Durmaz, Türkiye’nin bölgesel sahalardaki etkin rolüne dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerde ‘Türkiye Türkiye’den büyüktür’ sözünü hatırlatarak, bunun realiteye uygun olduğunu söyledi.
Türkiye’nin, tarihsel birikimi ve komşu coğrafyalarla ilişkileri sayesinde Balkanlar, Kafkasya ve Karadeniz’de önemli bir aktör olduğunu ifade etti. Örneğin Bosna, Kosova, Sırbistan, Makedonya ve Arnavutluk’taki gelişmelere Türkiye’nin kayıtsız kalamayacağını belirtti.
Karabağ’da ise Türkiye’nin, Azerbaycan ile ilişkilerini üst perdeden sürdürdüğünü ve Ermenistan ile de süreçleri optimize etmeye çalıştığını aktardı. Ukrayna’daki süreçte de Türkiye’nin belirleyici ve süreci etkileyici bir aktör olduğunu, bunun Tahıl Koridoru Anlaşması’nda görüldüğünü kaydetti.
Dr. Gökberk Durmaz, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki varlığını ve politikalarını değerlendirdi. Türkiye’nin güneyinde ve doğusundaki diğer hadiselere bakıldığında, Irak Savaşı’ndan bu tarafa Türkiye’nin Irak’taki varlığının önemli olduğunu söyledi.
Bu varlığın, PKK unsurlarıyla mücadele ve Irak’taki merkezi yönetimin istikrara kavuşması açısından değer taşıdığını vurguladı. Kalkınma Koridoru projeleriyle de Türkiye’nin, bölgedeki sınır kapılarını daha aktif hale getirerek terör ve istikrarsızlığın değil, uluslararası ticaretin hakim olduğu bir coğrafya inşa etmeye çalıştığını ifade etti.
Suriye’ye bakıldığında ise Türkiye’nin oldukça temkinli ama gerektiğinde doğrudan müdahil olduğunu belirtti. Bugün ise Suriye’nin yeniden inşa sürecinde Türkiye’nin etkin ve başat bir rol üstlendiğini kaydetti.
Türkiye’nin İsrail ve bölgedeki istikrarsızlaştırıcı politikalara karşı tavrının da baştan beri net olduğunu vurguladı. Türkiye’nin, İsrail’in Filistin’e, Gazze’ye ve Lübnan’a yönelik saldırılarını tamamen reddeden ve kınayan bir politika izlediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı’nın da bunu net olarak ifade ettiğini aktararak, ‘İsrail’in sınırlarımızda gözü var’ sözünü hatırlattı. Böylesine bir jeopolitik gerçeklik karşısında Türkiye’nin bölgesel gelişmelere kayıtsız kalmasının beklenemeyeceğini ifade etti.
Durmaz, Ege Adaları’ndaki silahlanma sorununa dikkat çekti. Adaların, uluslararası anlaşmalar gereği silahsız kalması gereken topraklar olduğunu vurguladı.
Ancak Yunanistan’dan uzun süredir bu yükümlülüğün ihlal edildiğini belirtti. Bugünün konusu olmadığını, hatta İlyada Destanı’na kadar uzanan söylemlerle gündemde tutulduklarını ifade etti.
‘Aşil Kalkanı’ gibi isim tercihlerinin, İsrail-Yunanistan ittifakının Türkiye’ye karşı yöneldiğinin göstergesi olduğunu söyledi. ABD’nin NATO’yu eleştirdiğini ve Trump yönetiminin NATO’nun kendilerine yeterince fayda sağlamadığını dile getirdiğini aktardı.
Ancak Türkiye açısından milli güvenliği tehdit eden meselelerde ABD’nin, doğrudan Türkiye’nin karşısına konumlandığını vurguladı. Bunların; Irak’ın istikrarsızlaştırılması, İran’a yönelik baskılar, Suriye iç savaşındaki ABD rolü ve İsrail’e verilen sınırsız destek olduğunu sıraladı.
Ayrıca Yunanistan konusunda ABD’nin, Girit ve Dedeağaç’ta askeri yığınak yaptığını belirtti. Resmî gerekçenin Rusya’ya karşı olduğunu ancak bu hareketlerin Türkiye’ye karşı yapıldığının açık olduğunu ifade etti.
Adaların silahsızlandırılmamasını, klasik bir Yunan şımarıklığı olarak nitelendiren Durmaz, bunun AB ile ABD’nin sağladığı destek algısıyla pekiştiğini söyledi. Türkiye’nin, Ege Adaları ve Adalar Denizi politikalarında net durduğunu vurguladı.
Savunma sanayisi bu seviyede değilken dahi Türkiye’nin, tüm imkanlarını seferber ederek milli güvenliğini ve menfaatlerini korumaya çalıştığını belirtti. Bugün de Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’nın net ifadelerine rağmen Yunanistan’ın, adalara silah sevk etmeye devam ettiğini kaydetti.
Bu durumun, Türkiye-Yunanistan ilişkilerini zedeleyen önemli bir unsur olarak karşımıza çıktığını ifade etti.
Doğu Akdeniz'deki bu güç mücadelesi ve ittifakların geleceği hakkında siz ne düşünüyorsunuz?