Gerçek bir film aşığı olarak, büyük platformların algoritmik önerilerinin ötesine geçmek, gizli incileri bulmak benim için bir tutku. Özellikle festivallerde fırtına gibi esip, ödüller toplayıp, sonra bir anda sessizliğe gömülen o bağımsız filmler... Onları bulmak, izlemek ve hakkını vermek bambaşka bir keyif. Sizinle, dijital dünyada kolay kolay karşınıza çıkmayacak birkaç festival hazinesini paylaşmak istiyorum.
"The Last Harvest" (Son Hasat) - 2018
Bu filmi, geçen sene bir dostan duyduğum bir tavsiye üzerine, neredeyse kayıp bir hazine avcısı gibi arayıp buldum. Lena Vogt imzalı bu Alman yapımı, Berlin Film Festivali'nde "En İyi İlk Film" ödülünü almıştı. Konusu, Doğu Almanya'da terk edilmiş bir köyde, son kalan yaşlı bir çiftin toprakla ve geçmişle olan inatçı, şiirsel mücadelesini anlatıyor. Diyaloglar minimumda, doğa sesleri ve uzun planlar maksimumda. Öyle ki, filmin ortasında kendinizi tarladaki rüzgarın sesini dinlerken buluyorsunuz. Kesinlikle "slow cinema" tutkunları için bir şaheser. Ancak ne Netflix'te, ne Mubi'de, ne de diğer büyük platformlarda yok. Sadece bazı özel sanat evi gösterimlerinde veya festival arşivlerinde izlenebiliyor.
"Shadows of a Smile" (Bir Gülümsemenin Gölgeleri) - 2021
Sundance'de izleyip ağzım açık kalmıştı. Miguel Santos adlı Filipinli-Amerikalı bir yönetmenin ilk uzun metrajı. Film, Los Angeles'ta yaşayan, demans başlangıcı olan eski bir stand-up şovmenini (Harold Mendoza) konu alıyor. Mizah ile trajediyi o kadar incelikle harmanlıyor ki, bir sahnede kahkahalarla gülerken, bir sonrakinde yüreğiniz sızlayabiliyor. Mendoza'nın performansı kesinlikle unutulmaz. Filmin en çarpıcı yanı, ana karakterin hafızası bulanıklaştıkça, filmin görsel dilinin ve ses kurgusunun da ona paralel olarak soyutlaşmaya başlaması. Sundance'de Jüri Özel Ödülü aldı, eleştirmenler bayıldı ama... Dağıtımcı bulamadığı için mi, yoksa başka sebeplerden mi bilinmez, hiçbir dijital platforma gelmedi. Şu an için sadece festivallerde dolaşıyor.
"Kırlangıçların Geçtiği Yol" - 2019
Evet, yerli bir hazine! İstanbul Film Festivali'nde "Ulusal Yarışma"da en iyi film ödülünü kazandı, Antalya'da da bir sürü ödül aldı. Zeynep Kaya yönetmenliğindeki bu film, Doğu Anadolu'da, mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan bir ailenin, özellikle de ailenin en büyük kızı Elif'in gözünden anlatılıyor. Belgesel gerçekliğe çok yakın duran bir anlatımı var. Oyuncuların çoğu profesyonel değil ve bu, filme inanılmaz bir samimiyet katıyor. Görüntü yönetmenliği muazzam; geniş buğday tarlaları, göç yolundaki minibüsler, gece çadırlarındaki sohbetler... Hepsi o kadar gerçek ki. Festival turları bittikten sonra, ne yazık ki çok kısıtlı bir sinema salonu gösterimi yapabildi ve şu an izleyebilmek için yönetmenin kendi arşivine veya çok özel gösterimlere ulaşmak gerekiyor. Büyük platformların yerli içerik furyasında böyle bir filmi atlaması gerçekten büyük kayıp.
Peki ya siz? Sizin de festivallerde keşfettiğiniz, izlemek için can attığınız ama bir türlü geniş kitlelere ulaşamamış böyle gizli hazineler var mı? Belki de birinizin tavsiyesi, hepimizin aradığı o kayıp film olabilir. Paylaşın, konuşalım!
Bu filmi, geçen sene bir dostan duyduğum bir tavsiye üzerine, neredeyse kayıp bir hazine avcısı gibi arayıp buldum. Lena Vogt imzalı bu Alman yapımı, Berlin Film Festivali'nde "En İyi İlk Film" ödülünü almıştı. Konusu, Doğu Almanya'da terk edilmiş bir köyde, son kalan yaşlı bir çiftin toprakla ve geçmişle olan inatçı, şiirsel mücadelesini anlatıyor. Diyaloglar minimumda, doğa sesleri ve uzun planlar maksimumda. Öyle ki, filmin ortasında kendinizi tarladaki rüzgarın sesini dinlerken buluyorsunuz. Kesinlikle "slow cinema" tutkunları için bir şaheser. Ancak ne Netflix'te, ne Mubi'de, ne de diğer büyük platformlarda yok. Sadece bazı özel sanat evi gösterimlerinde veya festival arşivlerinde izlenebiliyor.
Sundance'de izleyip ağzım açık kalmıştı. Miguel Santos adlı Filipinli-Amerikalı bir yönetmenin ilk uzun metrajı. Film, Los Angeles'ta yaşayan, demans başlangıcı olan eski bir stand-up şovmenini (Harold Mendoza) konu alıyor. Mizah ile trajediyi o kadar incelikle harmanlıyor ki, bir sahnede kahkahalarla gülerken, bir sonrakinde yüreğiniz sızlayabiliyor. Mendoza'nın performansı kesinlikle unutulmaz. Filmin en çarpıcı yanı, ana karakterin hafızası bulanıklaştıkça, filmin görsel dilinin ve ses kurgusunun da ona paralel olarak soyutlaşmaya başlaması. Sundance'de Jüri Özel Ödülü aldı, eleştirmenler bayıldı ama... Dağıtımcı bulamadığı için mi, yoksa başka sebeplerden mi bilinmez, hiçbir dijital platforma gelmedi. Şu an için sadece festivallerde dolaşıyor.
Evet, yerli bir hazine! İstanbul Film Festivali'nde "Ulusal Yarışma"da en iyi film ödülünü kazandı, Antalya'da da bir sürü ödül aldı. Zeynep Kaya yönetmenliğindeki bu film, Doğu Anadolu'da, mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan bir ailenin, özellikle de ailenin en büyük kızı Elif'in gözünden anlatılıyor. Belgesel gerçekliğe çok yakın duran bir anlatımı var. Oyuncuların çoğu profesyonel değil ve bu, filme inanılmaz bir samimiyet katıyor. Görüntü yönetmenliği muazzam; geniş buğday tarlaları, göç yolundaki minibüsler, gece çadırlarındaki sohbetler... Hepsi o kadar gerçek ki. Festival turları bittikten sonra, ne yazık ki çok kısıtlı bir sinema salonu gösterimi yapabildi ve şu an izleyebilmek için yönetmenin kendi arşivine veya çok özel gösterimlere ulaşmak gerekiyor. Büyük platformların yerli içerik furyasında böyle bir filmi atlaması gerçekten büyük kayıp.
Peki ya siz? Sizin de festivallerde keşfettiğiniz, izlemek için can attığınız ama bir türlü geniş kitlelere ulaşamamış böyle gizli hazineler var mı? Belki de birinizin tavsiyesi, hepimizin aradığı o kayıp film olabilir. Paylaşın, konuşalım!