Tarihin akışını değiştiren birkaç insan vardır; II. Mehmed, yalnızca bu akışı değiştirmekle kalmamış, onun yatağını baştan aşağı kazmış, yönünü ve hızını sonsuza dek dönüştürmüştür. 21 yaşında, bin yıllık bir imparatorluğun kalbine, Konstantinopolis’in surlarına dayanarak yalnızca bir şehri fethetmedi. O, bir çağı, Orta Çağ’ı mühürledi ve Yeni Çağ’ın kapısını, top gülleriyle dövülmüş bir gürültüyle araladı. “Fatih” unvanını taşıyan bu genç sultan, askeri bir dehâdan çok daha fazlasıydı. Rönesans ruhunu taşıyan bir hümanist, üç dilde şiir yazan bir şair, matematik ve astronomide derin bilgi sahibi bir bilim insanı ve imparatorluğunu bir dünya gücüne dönüştüren vizyoner bir devlet adamıydı. Onun hikâyesi, tahta iki kez çıkışın trajikomik gerilimiyle, amansız bir hırsla yanıp tutuşan bir zihnin hikâyesidir. Çocukluğundan itibaren “Kızıl Elma”sı olan İstanbul’u almak için kendini adayan Mehmed, geleneğin sınırlarını zorlayan, etrafındaki herkesi –dostunu da düşmanını da– şaşkınlığa uğratan bir figürdü. Bu metin, yalnızca fetihlerin değil, bir dehanın iç dünyasının, kırılganlıklarının, zaferlerinin ve trajedilerinin izini sürecek. Taht odasındaki entrikalardan, topların döküldüğü dökümhanelerin sıcağına, sarayın bilginlerle dolu koridorlarından, savaş meydanının tozuna kadar uzanan destansı bir yolculuk bu. |
|
- Doğum Tarihi: 30 Mart 1432, Edirne
- Ölüm Tarihi: 3 Mayıs 1481, Gebze / Hünkar Çayırı
- Lakapları: Fatih Sultan Mehmed, Avnî (şair mahlası), Büyük Kartal
- Tahta Çıkışları: 1444-1446 (I. Saltanat), 1451-1481 (II. Saltanat)
- En Büyük Başarısı: 1453'te Konstantinopolis'i fethederek Bizans İmparatorluğu'na son vermek ve Osmanlı'yı bir dünya imparatorluğuna dönüştürmek.
- Vizyonu: Roma İmparatorluğu'nun mirasçısı olarak, Doğu ile Batı'yı tek bir çatı altında birleştiren evrensel bir imparatorluk kurmak.
- Kişiliği: Son derece meraklı, entelektüel, inatçı, acımasız derecede kararlı ve sanatın koruyucusu.
Mehmed’in çocukluğu, tahtın gölgesinde geçen bir sınavdı. Babası II. Murad’ın isteksiz bir hükümdar oluşu ve devletin içinde bulunduğu krizler, onu erken olgunlaşmaya zorladı. Henüz 12 yaşında, babasının tahttan çekilmesiyle ilk kez padişah oldu. Ancak bu, bir çocuğun omuzlarına yüklenemeyecek kadar ağır bir yüktü. Vezirlerin manipülasyonları ve Haçlı tehdidi karşısında alınan yenilgiler, babasını tekrar tahta çağırmak zorunda kalışı, Mehmed’in ruhunda derin bir yara açtı. Bu dönem, onun için bir utanç değil, ömür boyu sürecek bir ders oldu. Manisa’ya vali olarak gönderildiği bu ikinci şehzadelik dönemi, bir intikam yeminiyle geçti. Kendini fiziksel ve entelektüel olarak mükemmelleştirmeye adadı. İtalyanca, Yunanca, Arapça ve Farsça öğrendi. İslam ilimlerinin yanı sıra Grek felsefesi, Roma tarihi ve Batılı askeri taktikler üzerine kapsamlı çalıştı. Yanına getirttiği İtalyan hümanistler, onun zihninde antik Roma’ya dair bir hayalin filizlenmesine neden oldu. 1451’de babasının ölümüyle ikinci ve nihai kez tahta çıktığında, artık oyuncak bir sultan değil, demirden bir irade ve çelikten bir zekayla donanmış, 19 yaşında genç bir aslandı.
Tahta oturur oturmaz ilk işi, etrafındaki güvensiz unsurları temizlemek ve devlet otoritesini pekiştirmek oldu. Ancak zihninin merkezinde tek bir hedef vardı: Konstantinopolis. Şehir, sadece stratejik bir engel değil, onun için bir takıntı, bir kader meselesiydi. Peygamberin övgüsüne mazhar olmanın yanı sıra, kendini Büyük İskender ve Sezar’ın mirasçısı olarak gören Mehmed için, şehri almak evrensel bir hükümdarlığın ilk adımıydı.
Hazırlıklar bir dahinin elinden çıkmışçasına kusursuzdu. Boğaz’ın kontrolü için Rumeli Hisarı’nı (Boğazkesen) inşa ettirdi. Dönemin en ileri silah teknolojisini kullanmak için Macar top döküm ustası Urban’ı görevlendirdi ve “Şahi” adı verilen, o güne kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürdü. Donanmayı karadan yürütme fikri gibi, geleneksel savaş mantığını alt üst eden planlar geliştirdi. 6 Nisan 1453’te başlayan kuşatma, sadece bir güç gösterisi değil, bir zeka savaşıydı. Her başarısız hücum, Mehmed’in taktik değiştirmesine, yeni çözümler üretmesine neden oldu. Nihai hamle, gemilerin karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi ve zincirin aşılmasıyla geldi. Bu hareket, savunmacıların moralini tamamen çökertti.
"Ya ben İstanbul'u alırım, ya da İstanbul beni."
- II. Mehmed (Rivayet olunan sözü)
29 Mayıs 1453 Salı günü, sabahın erken saatlerinde son ve büyük taarruz başladı. Mehmed, askerlerinin en ön saflarında, onlarla birlikte savaştı. Nihayet, Topkapı surlarındaki bir gedikten içeri giren Osmanlı askerleri, şehrin düştüğünü ilan etti. Ayasofya’ya giden Mehmed, binanın içine atından inerek secdeye kapandı ve bu kadim mabedi camiye çevirdi. Fetih, sadece askeri bir zafer değildi. Mehmed, şehre girdikten sonra yağmayı kontrollü bir şekilde durdurdu, Ortodoks Patrikhanesi’nin haklarını garanti altına alarak Hristiyan tebaasını yatıştırdı. Hedefi, harap bir şehir değil, imparatorluğunun yeni, görkemli başkenti olacak bir payitahttı.
İstanbul’un fethi, bir son değil, bir başlangıçtı. Mehmed, kendisini “Kayser-i Rûm” (Roma İmparatoru) olarak görmeye başladı. Hedefi, eski Roma İmparatorluğu’nun topraklarını yeniden birleştirmekti. Sırbistan, Mora, Bosna, Eflak ve Boğdan’ı fethetti. Karadeniz’i bir Osmanlı gölü haline getirmek için Kırım Hanlığı’nı himayesine aldı. Anadolu’da birliği sağlamak için Karaman Beyliği’ni ve diğer Türk beyliklerini ortadan kaldırdı. İtalya’nın topuğuna, Otranto’ya çıkarma yaparak Roma’yı hedef aldığını gösterdi. Ölümü bu seferi yarım bıraktı.
Ancak Fatih, yalnızca bir fatih değildi. İdari alanda, merkezi otoriteyi güçlendiren kanunnameler çıkardı. Topkapı Sarayı’nı inşa ettirerek hem devletin işleyişini merkezileştirdi hem de sembolik bir ikametgah yarattı. İstanbul’u yeniden inşa ettirdi; su yolları, çarşılar, hamamlar ve en önemlisi, kendi adıyla anılan muhteşem Fatih Camii ve Külliyesi’ni yaptırdı. Sarayı, İslam alimlerinin, Bizanslı bilginlerin, İtalyan sanatçıların ve hümanistlerin buluşma noktası haline geldi. Gentile Bellini gibi bir İtalyan ressamı portresini yapması için İstanbul’a davet etti. Kendisi de “Avnî” mahlasıyla, özellikle tasavvufi konularda derinlikli şiirler yazdı.
1481 baharında, yeni bir sefer için ordusunu topladı. Hedefi tam olarak belli değildi; Rodos, Mısır veya İtalya… Ancak yola çıktıktan kısa bir süre sonra, Gebze’deki Hünkar Çayırı’nda aniden rahatsızlandı. Şiddetli karın ağrıları içinde kıvranarak, 3 Mayıs 1481’de, henüz 49 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Ölümü, zehirlenme şüpheleriyle örtülüdür. Kimi kaynaklar veziriazam Karamani Mehmed Paşa’nın, kimileri ise oğlu Bayezid yanlılarının veya yabancı güçlerin bir komplosundan bahseder. Neden ne olursa olsun, ölümü Osmanlı İmparatorluğu’nda derin bir şok yarattı ve taht kavgalarını tetikledi.
Fatih Sultan Mehmed, arkasında fiziksel sınırları geniş bir imparatorluktan çok daha fazlasını bıraktı. Zihniyeti, kurumları ve vizyonuyla Osmanlı Devleti’nin karakterini bir sonraki yüzyıllara taşıyacak şekilde şekillendirdi. O, Doğu ile Batı’nın, geleneğin ile yeniliğin, kılıcın ile kalemin kesiştiği benzersiz bir noktada duruyordu. İstanbul’u fethederek bir çağı kapattığı gibi, açtığı yeni çağda, dünyanın siyasi ve kültürel haritasını sonsuza dek değiştirdi. Tarih onu yalnızca “Fatih” olarak değil, dünyayı değiştiren, karmaşık, tutkulu ve sarsılmaz iradeli bir deha olarak hatırlayacak.