Arakçi, ABD ve İsrail’in özellikle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetimindeki Buşehr Nükleer Enerji Santrali’ne yönelik saldırılarının tüm bölge için ciddi bir radyoaktif kirlilik riski oluşturduğunu belirtti. “Bu yasa dışı saldırılar, tüm bölgeyi ciddi insani ve çevresel sonuçları olan radyoaktif kirlilik tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır ve cezasız kalmamalıdır” ifadelerini kullandı.
Son 9 ayda ülkesine ABD ve İsrail tarafından iki kez savaş dayatıldığını savunan Arakçi, 28 Şubat’tan bu yana nükleer tesislerinin toplam 7 kez saldırıların hedefi olduğunu hatırlattı. BMGK’nın ve IAEA’nın bu saldırılara karşı etkili bir tedbir almadığını ve hatta kınamadığını vurguladı.
Arakçi, bu eylemsizliğin saldırganları daha da cesaretlendirdiğini belirterek, uluslararası kuruluşların tutumunu eleştirdi. Mektupta, yaşanan saldırıların bölgesel güvenlik ve çevre için oluşturduğu tehditlere dikkat çekildi.
Mektubunda IAEA Başkanı Grossi’yi de eleştiren Arakçi, Grossi’nin mart ayında verdiği bir röportajda İran’ın barışçıl nükleer programına dair gizli denetim bilgilerini ifşa ettiğini öne sürdü. Bu durumun, hassas bilgilerin açığa çıkmasına neden olduğunu iddia etti.
“Bu tür bilgilerin düşman taraflarca kötüye kullanılması, koruma altındaki nükleer tesislerimize yönelik daha fazla saldırıyı kolaylaştırabilir” diyen Arakçi, IAEA’yı uluslararası sorumluluğa davet etti. Bilgi sızdırma iddialarının, tesislerin güvenliğini riske attığını vurguladı.
Sizce uluslararası kuruluşlar, üye ülkelerin nükleer tesislerine yönelik saldırılar karşısında daha etkin bir rol oynayabilir mi?