| Amerika Birleşik Devletleri halkına ve çarpıtmaların selinde gerçeği aramaya devam eden herkese seslenen Pezeşkiyan, İran'ın insanlık tarihinin en eski sürekli medeniyetlerinden biri olduğunu belirtti. Tarihi ve coğrafi avantajlarına rağmen, İran'ın modern tarihinde hiçbir zaman saldırganlık, yayılmacılık veya sömürgecilik yolunu seçmediğinin altını çizdi. İran halkının, Amerika, Avrupa veya komşu ülkelerin halkları da dahil olmak üzere, hiçbir düşmanlık beslemediğini vurguladı. Onurlu tarihleri boyunca tekrarlanan dış müdahalelerle karşı karşıya kalsalar bile, İranlıların her zaman hükümetler ile yönetilen halklar arasında net bir ayrım yaptığını ifade etti. Bu nedenle, İran'ı bir tehdit olarak tasvir etmenin ne tarihsel gerçeklikle ne de günümüzde gözlemlenebilir olgularla uyumlu olduğunu savundu. Böyle bir algının, güçlülerin politik ve ekonomik heveslerinin, bir düşman yaratma ihtiyacının ürünü olduğunu öne sürdü. Aynı çerçevede, Amerika Birleşik Devletleri'nin, hiçbir zaman savaş başlatmamış bir ülke olan İran'ın çevresinde en büyük sayıda asker, üs ve askeri kapasiteyi yoğunlaştırdığını belirtti. Bu üslerden başlatılan son Amerikan saldırılarının, böyle bir askeri varlığın ne kadar tehditkar olduğunu gösterdiğini kaydetti. Doğal olarak, bu koşullarla karşı karşıya kalan hiçbir ülkenin savunma kabiliyetini güçlendirmekten vazgeçmeyeceğini ifade eden Pezeşkiyan, İran'ın yaptığı ve yapmaya devam ettiği şeyin, meşru müdafaaya dayanan ölçülü bir yanıt olduğunu vurguladı. İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkilerin aslen düşmanca olmadığını, ancak dönüm noktasının 1953 darbesi olduğunu belirtti. Bu yasadışı Amerikan müdahalesinin, İran'ın demokratik sürecini kesintiye uğrattığını ve İranlılar arasında ABD politikalarına karşı derin bir güvensizlik yarattığını söyledi. Bu güvensizliğin, Amerika'nın Şah rejimine verdiği destek, 1980'lerdeki dayatma savaşı sırasında Saddam Hüseyin'e verdiği destek ve modern tarihin en uzun yaptırımlarını dayatmasıyla daha da derinleştiğini ifade etti. Yine de tüm bu baskıların İran'ı zayıflatmayı başaramadığını, aksine ülkenin birçok alanda güçlendiğini savundu. Okuryazarlık oranının üç katına çıktığını, yüksek öğrenimin genişlediğini ve modern teknolojide önemli ilerlemeler kaydedildiğini belirtti. Aynı zamanda, yaptırımların, savaşın ve saldırganlığın dirençli İran halkının hayatları üzerindeki yıkıcı ve insanlık dışı etkisinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Askeri saldırganlığın devamının, insanların hayatlarını, tutumlarını ve bakış açılarını derinden etkilediğini kaydetti. Bu durumun temel bir soruyu gündeme getirdiğini söyleyen Pezeşkiyan, "Amerikan halkının hangi çıkarlarına gerçekten bu savaşla hizmet ediliyor?" diye sordu. Bu davranışı haklı çıkaracak İran'dan gelen nesnel bir tehdit olup olmadığını sorguladı. İran'ın müzakereler yürüttüğünü, bir anlaşmaya vardığını ve tüm taahhütlerini yerine getirdiğini hatırlattı. Bu anlaşmadan çekilme, çatışmaya doğru tırmanış ve müzakerelerin ortasında iki saldırı eylemi başlatma kararlarının, ABD hükümeti tarafından alınan yıkıcı kararlar olduğunu ifade etti. İran'ın enerji ve endüstriyel tesisler de dahil olmak üzere hayati altyapısına saldırmanın, doğrudan İran halkını hedef aldığını belirtti. Bir savaş suçu oluşturmasının ötesinde, bu tür eylemlerin sonuçlarının İran sınırlarının çok ötesine uzandığını söyledi. Pezeşkiyan, "Amerika'nın bu saldırganlığa İsrail'in bir vekili olarak, o rejim tarafından etkilenip yönlendirilerek girdiği de doğru değil mi?" şeklinde sordu. İsrail'in, İran tehdidini icat ederek küresel dikkati Filistinlilere karşı işlediği suçlardan uzaklaştırmaya çalıştığını öne sürdü. "America First" (Önce Amerika) sloganının, bugün ABD hükümetinin öncelikleri arasında gerçekten var olup olmadığını sorguladı. İnsanları, dezenformasyon mekanizmasının ötesine bakmaya ve İran'ı ziyaret etmiş olanlarla konuşmaya davet etti. Bugün dünyanın bir yol ayrımında durduğunu belirten Pezeşkiyan, çatışma yolunda devam etmenin her zamankinden daha maliyetli ve sonuçsuz olduğunu savundu. Çatışma ile işbirliği arasındaki seçimin sonuçlarının ağır olduğunu ve bu seçimin gelecek nesiller için şekillendirici olacağını ifade etti. Bin yıllık onurlu tarihi boyunca İran'ın birçok saldırgandan daha uzun ömürlü olduğunu söyleyerek, onlardan geriye kalanların tarihte lekelenmiş isimler olduğunu, oysa İran'ın dirençli, onurlu ve gururlu bir şekilde ayakta kaldığını vurguladı. Sizce, uluslararası anlaşmazlıklarda tarafların birbirine yönelttiği 'tehdit' algısı, gerçekten meşru bir gerekçe mi yoksa siyasi çıkarların bir aracı mı? |
|