Peki, Litani Nehri’nin güneyinde İsrail’in genişletmeye çalıştığı bu hat tam olarak neresi? Uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Necmettin Mutlu, bölgedeki durumu şöyle özetliyor: “İsrail’in Lübnan operasyonları bir ‘Lübnan sendromu’ olarak tanımlanabilir. 1982 ve 2006 yıllarında benzer operasyonlar yapıldı; ancak başarılı olunamadı.”
Mutlu, “2006’daki operasyonda Hizbullah’ın roket saldırıları ve İsrail gemilerine yönelik saldırılar yaşandı. 1982’de Lübnan iç savaşının ardından 18 yıl boyunca bölgede kaldılar ve sonunda çekildiler” dedi. Bölgede önemli ekonomik ve stratejik kaynaklar bulunduğunu vurgulayan Mutlu, Litani Nehri civarında zeytinlikler, tarlalar ve geçitler olduğunu belirtti.
Ayrıca buradaki bir gaz sahası ve deniz yetki alanları tartışmalarının öne çıktığını ifade etti. İsrail ve Lübnan, deniz yetki alanlarının sınırları konusunda farklı görüşlere sahip. 2022 yılında ABD aracılığıyla ‘Line 23’ adlı bir anlaşma çizildi.
Ancak İsrail tarafı, bu anlaşmayı ‘teslimiyet anlaşması’ olarak değerlendiriyor ve iptal edilmesi gerektiğini savunuyor. Bu çizgi, Fransız enerji şirketi Total’in yatırımlarının bulunduğu bölgeyi kapsıyor. Mutlu’ya göre, Lübnan, İsrail’i resmi olarak tanıyıp bu sorunu çözmek istiyor.
İsrail’in bölgeyi işgal etmesi halinde deniz yetki alanları yeniden tartışmaya açılabilir. Bu durum, Mısır ile yapılan bazı anlaşmaların iptal edilmesine de benzer bir etki yaratabilir. Türk dış politikası açısından ise mesele, Güney Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının Lübnan ve Suriye’ye genişletilmesiyle doğrudan bağlantılı.
Bölgedeki çatışmalar, Hizbullah’ın roket saldırıları ve İsrail’in radar sistemlerini hedef almasıyla devam ediyor. İsrail’in sızma operasyonları, Hizbullah’ın mukavemetiyle karşılaşacak. Bu nedenle köylerin basılması ve sivillerin göçe zorlanması sürüyor; şu anda yaklaşık 1 milyon kişi göç etmiş durumda.
Mutlu, bu göçün Doğu Akdeniz’de maliyet yaratacağını ve Avrupa’yı da doğrudan etkileyeceğini belirtti. Türk dış politikasının öncelikli gündemi ise, Lübnan ve Suriye ile yeni deniz yetki alanları anlaşmaları olacak.
İsrail’in Litani Nehri güneyinde genişletmeye çalıştığı hat, hem kara hem de deniz stratejilerini kapsayan, ekonomik ve güvenlik açısından kritik bir bölgeyi işaret ediyor. Göç ve insani dramın yanı sıra deniz yetki alanları anlaşmaları, bölgedeki gerilimin uzun vadeli yansımaları olacak.
Sizce İsrail'in Litani Nehri güneyinde tampon bölge oluşturma çabası, bölgesel gerilimi kalıcı olarak artırır mı?
Mutlu, “2006’daki operasyonda Hizbullah’ın roket saldırıları ve İsrail gemilerine yönelik saldırılar yaşandı. 1982’de Lübnan iç savaşının ardından 18 yıl boyunca bölgede kaldılar ve sonunda çekildiler” dedi. Bölgede önemli ekonomik ve stratejik kaynaklar bulunduğunu vurgulayan Mutlu, Litani Nehri civarında zeytinlikler, tarlalar ve geçitler olduğunu belirtti.
Ayrıca buradaki bir gaz sahası ve deniz yetki alanları tartışmalarının öne çıktığını ifade etti. İsrail ve Lübnan, deniz yetki alanlarının sınırları konusunda farklı görüşlere sahip. 2022 yılında ABD aracılığıyla ‘Line 23’ adlı bir anlaşma çizildi.
Ancak İsrail tarafı, bu anlaşmayı ‘teslimiyet anlaşması’ olarak değerlendiriyor ve iptal edilmesi gerektiğini savunuyor. Bu çizgi, Fransız enerji şirketi Total’in yatırımlarının bulunduğu bölgeyi kapsıyor. Mutlu’ya göre, Lübnan, İsrail’i resmi olarak tanıyıp bu sorunu çözmek istiyor.
İsrail’in bölgeyi işgal etmesi halinde deniz yetki alanları yeniden tartışmaya açılabilir. Bu durum, Mısır ile yapılan bazı anlaşmaların iptal edilmesine de benzer bir etki yaratabilir. Türk dış politikası açısından ise mesele, Güney Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının Lübnan ve Suriye’ye genişletilmesiyle doğrudan bağlantılı.
Bölgedeki çatışmalar, Hizbullah’ın roket saldırıları ve İsrail’in radar sistemlerini hedef almasıyla devam ediyor. İsrail’in sızma operasyonları, Hizbullah’ın mukavemetiyle karşılaşacak. Bu nedenle köylerin basılması ve sivillerin göçe zorlanması sürüyor; şu anda yaklaşık 1 milyon kişi göç etmiş durumda.
Mutlu, bu göçün Doğu Akdeniz’de maliyet yaratacağını ve Avrupa’yı da doğrudan etkileyeceğini belirtti. Türk dış politikasının öncelikli gündemi ise, Lübnan ve Suriye ile yeni deniz yetki alanları anlaşmaları olacak.
İsrail’in Litani Nehri güneyinde genişletmeye çalıştığı hat, hem kara hem de deniz stratejilerini kapsayan, ekonomik ve güvenlik açısından kritik bir bölgeyi işaret ediyor. Göç ve insani dramın yanı sıra deniz yetki alanları anlaşmaları, bölgedeki gerilimin uzun vadeli yansımaları olacak.
Sizce İsrail'in Litani Nehri güneyinde tampon bölge oluşturma çabası, bölgesel gerilimi kalıcı olarak artırır mı?