Bu iş artık çığırından çıktı arkadaşlar! Stada gidiyorsun, etrafına bakıyorsun, yanındaki adam maçın 15. dakikasında "Who is that player?" diye soruyor. Karşı tribünde elinde selfie çubuğu, sadece "atmosfer" için gelen turist grupları... Ve biz, yıllardır bu takımın acısını çeken, sevincini yaşayan taraftarlar, bilet bulamıyoruz ya da cebimiz yettiği halde sistem bize "kota doldu" diyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bu, taraftara ihanettir!
Gelir Kaygısı mı, Kimlik Kaybı mı?
Kulüplerin mali yapılarını anlıyorum, evet. Bilet geliri önemli bir kalem. Ama bu, takımın ruhunu, tribünün sesini, maçın gerçek enerjisini satmak pahasına olmamalı. Yabancı turist bir maça 100 Euro verir, bir tişört alır, sosyal medyada paylaşır gider. Ama bizim 70. dakikadaki tezahüratımız, takım düştüğünde onu ayağa kaldıran inancımız, rakibe yaptığımız baskı... Bunların parasal karşılığı yok. Bunlar takımın 12. adamının gücüdür. Bunu turist kafilesiyle değişmek, kısa vadeli nakit için uzun vadeli ruhu satmaktır.
"Global Marka" Tuzağı
Herkes global marka olma peşinde. Ama İngiliz Premier Lig'i ile aramızdaki farkı görmüyorlar mı? Onların stadları zaten onlarca yıldır turist dolu, ama yerel taraftar kültürü ve bilet erişimi hala ön planda tutuluyor (en azından bir dereceye kadar). Biz ise daha lig içinde sağlam bir kimlik ve sadık bir yerel kitle oluşturmadan, "Hadi stadı turistle dolduralım" moduna geçtik. Bu, inşaatı sağlam olmayan binanın dış cephesine süs yapmaya benziyor. İçeride kimse kalmayınca, o süs de bir işe yaramıyor.
Çözüm Ne Olmalı?
Öncelik, yerel ve sadık taraftara olmalı. Sezonluk bilet kotaları artırılmalı, bilet fiyatları makul seviyelerde tutulmalı. Turist ve "one-off" izleyiciler için ayrılmış bilet blokları olabilir, ama bu bloklar taraftar tribünlerinden ve kritik bölgelerden uzakta olmalı. Mesele turisti tamamen dışlamak değil, dengeyi korumak. Ama şu anki tabloda denge, taraftar aleyhine bozulmuş durumda.
Sonuç olarak, kulüp yöneticileri şunu anlamalı: Siz tribünün sesini sattığınızda, aslında sahadaki farkı yaratan rüzgarı da satıyorsunuz. Turist para getirir, evet. Ama taraftar, ruhu, tarihi ve zaferi getirir. Bu ikinciyi kaybettikten sonra, turist de gelmez. Siz ne düşünüyorsunuz? Ben mi abartıyorum, yoksa stadlarımız gerçekten ruhunu kaybediyor mu? Haksız mıyım?
Kulüplerin mali yapılarını anlıyorum, evet. Bilet geliri önemli bir kalem. Ama bu, takımın ruhunu, tribünün sesini, maçın gerçek enerjisini satmak pahasına olmamalı. Yabancı turist bir maça 100 Euro verir, bir tişört alır, sosyal medyada paylaşır gider. Ama bizim 70. dakikadaki tezahüratımız, takım düştüğünde onu ayağa kaldıran inancımız, rakibe yaptığımız baskı... Bunların parasal karşılığı yok. Bunlar takımın 12. adamının gücüdür. Bunu turist kafilesiyle değişmek, kısa vadeli nakit için uzun vadeli ruhu satmaktır.
Herkes global marka olma peşinde. Ama İngiliz Premier Lig'i ile aramızdaki farkı görmüyorlar mı? Onların stadları zaten onlarca yıldır turist dolu, ama yerel taraftar kültürü ve bilet erişimi hala ön planda tutuluyor (en azından bir dereceye kadar). Biz ise daha lig içinde sağlam bir kimlik ve sadık bir yerel kitle oluşturmadan, "Hadi stadı turistle dolduralım" moduna geçtik. Bu, inşaatı sağlam olmayan binanın dış cephesine süs yapmaya benziyor. İçeride kimse kalmayınca, o süs de bir işe yaramıyor.
Öncelik, yerel ve sadık taraftara olmalı. Sezonluk bilet kotaları artırılmalı, bilet fiyatları makul seviyelerde tutulmalı. Turist ve "one-off" izleyiciler için ayrılmış bilet blokları olabilir, ama bu bloklar taraftar tribünlerinden ve kritik bölgelerden uzakta olmalı. Mesele turisti tamamen dışlamak değil, dengeyi korumak. Ama şu anki tabloda denge, taraftar aleyhine bozulmuş durumda.
Sonuç olarak, kulüp yöneticileri şunu anlamalı: Siz tribünün sesini sattığınızda, aslında sahadaki farkı yaratan rüzgarı da satıyorsunuz. Turist para getirir, evet. Ama taraftar, ruhu, tarihi ve zaferi getirir. Bu ikinciyi kaybettikten sonra, turist de gelmez. Siz ne düşünüyorsunuz? Ben mi abartıyorum, yoksa stadlarımız gerçekten ruhunu kaybediyor mu? Haksız mıyım?