Bu kişiler, risk analizi yöntemiyle tespit ediliyor. Riskli profillerin ilk grubunu şirket ortakları oluşturuyor. Büyük bir şirketin ortağı olmasına rağmen gelir beyan etmeyen veya çok düşük gelir beyan eden bu kişilerin, şirketlerinin kâr payı dağıtmaması da dikkat çeken bir unsur olarak öne çıkıyor.
İkinci önemli risk grubunu ise kaynağı belirsiz lüks harcama yapan kişiler meydana getiriyor. Herhangi bir işi olmamasına rağmen varlıklarıyla dikkat çeken bu kişilerin tapu kayıtları ve lüks araçları, vergi denetmenlerinin radarına takılıyor.
Şüphe duyulan kişinin kamuya açık tüm finansal kayıtları titizlikle taranıyor ve varlıkları ile harcamaları masaya yatırılıyor. Eğer yapılan harcamalar, beyan edilen geliri büyük oranda aşıyorsa, ilgili kişiyle doğrudan iletişime geçiliyor.
Temas kurulan bu riskli gruplara iki seçenek sunuluyor. İlk seçenek olarak, kişiden görüşmeye gelmesi, gelirini doğru şekilde beyan etmesi ve vergi matrahını olması gereken seviyeye çekmesi isteniyor.
Bu yöntemle daha önce 10 bin kişinin gönüllü olarak gelip beyanlarını düzelttiği ve toplamda 15 milyar liralık ek bir vergi matrahı beyan ettiği belirtiliyor.
Sizce gelir ve harcama dengesizliğini tespit etmek için bu tür denetimler ne kadar etkili?