Şu anlara tanık oluyoruz, değil mi? Sosyal medya akışlarımız, tek bir kişinin kurtarıcı olarak sunulduğu, eleştirinin "ihanet" sayıldığı, karizmatik lider imgeleriyle dolu. Siyasetten pop kültüre, hatta bazı iş dünyası çevrelerine kadar uzanan bir "lider kültü" salgını var gibi. Peki ya size, bu zehre karşı 19. yüzyıldan, sakallı, heybetli ve inanılmaz derecede asi bir anarşistten bir panzehir geldiğini söylesem? Gelin, `Mikhail Bakunin`'in fırtınalı düşüncelerine ve otoriteye dair uyarılarına kulak verelim. Belki de bugünü anlamak için en çok onun sözlerine ihtiyacımız var.
Tanrı ve Devlet: Tüm Otoriteler Reddedilmeli
Bakunin için otorite, hangi kılığa girerse girsin, zehirli bir çiçekti. Onun mücadelesi sadece çarlara veya kapitalistlere karşı değildi. Daha köklü ve sinsi bir düşmana karşıydı: `otorite ilkesinin kendisine`. Din, devlet, hatta bilimsel otorite... Hepsi, bireyin özgürlüğünü ve kolektif öz-örgütlenme kapasitesini çalan araçlardı onun gözünde. En meşhur eserinin adı bile bir manifesto gibi: *Tanrı ve Devlet*.
Burada kastettiği, tam anlamıyla bir kaos değil. Aksine, `halkın kendiliğinden, aşağıdan yukarıya örgütlenmesiyle kurulacak özgür birlikler (federasyonlar)`. Liderler, başkanlar, "bilge" önderler yok. Sıradan insanların kendi işlerini, komünler ve sendikalar aracılığıyla doğrudan yürüttüğü bir toplum. Bugün "temsili demokrasi"de oy verip sonra dört-beş yıl boyunca söz hakkımızın askıya alınmasını normal karşılıyorsak, Bakunin bunun bir tür "seçilmiş otorite" olduğunu söyleyip isyan ederdi.
"Görünmez Diktatör" ve Lider Kültünün Anatomisi
Bakunin'in zamanında bile sosyalist hareket içinde "öncü parti" ve "diktatörlük" fikirleri vardı. `Karl Marx` ile yaşadığı efsanevi ayrılığın temelinde bu yatıyordu. Bakunin, proletarya diktatörlüğü fikrine şiddetle karşı çıktı. Ona göre, iktidara gelen her otorite, kendini meşrulaştırmak ve kalıcı kılmak ister. Bugün "halk adına" konuşan bir lider, yarın halka rağmen konuşmaya başlar.
İşte tam da bu noktada, günümüz lider kültlerine bakabiliriz. `Bir kişiye duyulan körü körüne bağlılık, eleştirel düşüncenin askıya alınması, hatanın imkansız addedilmesi...` Bakunin için bunlar, otorite zehirlenmesinin klasik semptomları. Lider, artık bir "araç" değil, bir "tapınma nesnesi" haline gelir. Bakunin bize şunu sorardı: Tüm umutlarınızı ve gücünüzü tek bir insana teslim ettiğinizde, geriye sizden ne kalır?
Peki Ya Bugün? Bir Panzehir Olarak Bakuninci Şüphecilik
Bakunin'den "reçete" olarak alabileceğimiz şey, hazır bir toplum modelinden ziyade bir `zihniyet`, bir `tavır`. Otoriteye karşı radikal bir şüphecilik. İktidar iddiasında bulunan her söze, her kuruma, `her lidere` dair temkinli ve eleştirel bir yaklaşım.
Bu, hiçbir yapıya inanmamak, her şeyi reddetmek değil. Aksine, `gücün daima yatay, şeffaf ve geri çağrılabilir olması için direnmek`. İş yerinde patron kültüne, siyasette kurtarıcı beklentisine, topluluklarda "tek adam" anlayışına karşı içimizde büyütebileceğimiz bir direnç. Bakunin bize, özgürlüğün "size verilen" bir şey olmadığını, sürekli `alınan` ve `korunan` bir şey olduğunu hatırlatıyor.
Peki sizce, Bakunin'in bu amansız otorite karşıtı tavrı, günümüzün lider tapıncı kültürüne karşı gerçekten bir panzehir olabilir mi? Yoksa, karmaşık modern toplumlar için fazla ütopik ve kaotik bir fikir mi? `Özgürlük, otoritenin tamamen yokluğunda mı yoksa dengeli bir kontrolünde mi filizlenir?` Düşüncelerinizi merakla bekliyorum.
Bakunin için otorite, hangi kılığa girerse girsin, zehirli bir çiçekti. Onun mücadelesi sadece çarlara veya kapitalistlere karşı değildi. Daha köklü ve sinsi bir düşmana karşıydı: `otorite ilkesinin kendisine`. Din, devlet, hatta bilimsel otorite... Hepsi, bireyin özgürlüğünü ve kolektif öz-örgütlenme kapasitesini çalan araçlardı onun gözünde. En meşhur eserinin adı bile bir manifesto gibi: *Tanrı ve Devlet*.
“Özgürlük olmadan adalet olmaz; ve özgürlük, her türlü otoritenin ortadan kaldırılması demektir.”
Burada kastettiği, tam anlamıyla bir kaos değil. Aksine, `halkın kendiliğinden, aşağıdan yukarıya örgütlenmesiyle kurulacak özgür birlikler (federasyonlar)`. Liderler, başkanlar, "bilge" önderler yok. Sıradan insanların kendi işlerini, komünler ve sendikalar aracılığıyla doğrudan yürüttüğü bir toplum. Bugün "temsili demokrasi"de oy verip sonra dört-beş yıl boyunca söz hakkımızın askıya alınmasını normal karşılıyorsak, Bakunin bunun bir tür "seçilmiş otorite" olduğunu söyleyip isyan ederdi.
Bakunin'in zamanında bile sosyalist hareket içinde "öncü parti" ve "diktatörlük" fikirleri vardı. `Karl Marx` ile yaşadığı efsanevi ayrılığın temelinde bu yatıyordu. Bakunin, proletarya diktatörlüğü fikrine şiddetle karşı çıktı. Ona göre, iktidara gelen her otorite, kendini meşrulaştırmak ve kalıcı kılmak ister. Bugün "halk adına" konuşan bir lider, yarın halka rağmen konuşmaya başlar.
“En dürüst, en bilge insan bile başkaları üzerinde iktidar sahibi olduğunda, kaçınılmaz olarak onların ahlakını ve zekasını bozar.”
İşte tam da bu noktada, günümüz lider kültlerine bakabiliriz. `Bir kişiye duyulan körü körüne bağlılık, eleştirel düşüncenin askıya alınması, hatanın imkansız addedilmesi...` Bakunin için bunlar, otorite zehirlenmesinin klasik semptomları. Lider, artık bir "araç" değil, bir "tapınma nesnesi" haline gelir. Bakunin bize şunu sorardı: Tüm umutlarınızı ve gücünüzü tek bir insana teslim ettiğinizde, geriye sizden ne kalır?
Bakunin'den "reçete" olarak alabileceğimiz şey, hazır bir toplum modelinden ziyade bir `zihniyet`, bir `tavır`. Otoriteye karşı radikal bir şüphecilik. İktidar iddiasında bulunan her söze, her kuruma, `her lidere` dair temkinli ve eleştirel bir yaklaşım.
Bu, hiçbir yapıya inanmamak, her şeyi reddetmek değil. Aksine, `gücün daima yatay, şeffaf ve geri çağrılabilir olması için direnmek`. İş yerinde patron kültüne, siyasette kurtarıcı beklentisine, topluluklarda "tek adam" anlayışına karşı içimizde büyütebileceğimiz bir direnç. Bakunin bize, özgürlüğün "size verilen" bir şey olmadığını, sürekli `alınan` ve `korunan` bir şey olduğunu hatırlatıyor.
Peki sizce, Bakunin'in bu amansız otorite karşıtı tavrı, günümüzün lider tapıncı kültürüne karşı gerçekten bir panzehir olabilir mi? Yoksa, karmaşık modern toplumlar için fazla ütopik ve kaotik bir fikir mi? `Özgürlük, otoritenin tamamen yokluğunda mı yoksa dengeli bir kontrolünde mi filizlenir?` Düşüncelerinizi merakla bekliyorum.