Dr. Tarkan Erdal, Lübnan'daki egemenlik yapısının ateşkes görüşmelerine etkisini değerlendirdi. Erdal, Lübnan Devleti'nin arabuluculuk görüşmelerini yürüteceğini, ancak ülke içindeki egemenlik yetkisinin sadece devlet tarafından mı kullanıldığı sorusunu gündeme getirdi.
Erdal, askeri kanadı Hizbullah'ın daha ağır olduğu ve egemenliğin bölüştüğü bir durumun varlığına dikkat çekti. Lübnan'daki yönetim yapısının tek merkezli olmadığını vurgulayan Erdal, uluslararası hukuk anlamında kimin karar vereceği sorusunun önemini belirtti.
Herkesin bildiği üzere Lübnan'da parçalı bir yapı olduğunu ifade eden Erdal, devletin egemenlik yetkisini tek parçalı olarak kullanamadığını söyledi. Askeri kanadın silahlı gücünü Hizbullah'ın oluşturduğu için bu durumun ortaya çıktığını kaydetti.
Ateşkes süreçlerinde resmi muhatabın devletler olduğunu belirten Erdal, Hizbullah'ın hukuki konumuna dikkat çekti. Ülkeler bir ateşkese otururken devletlerin kendilerini muhatap aldığını ve uluslararası hukuk anlamında hükümetlerle bunları yürüttüğünü ifade etti.
Erdal, bu durumda Hizbullah'ın nereye konulacağı sorusunun ortaya çıktığını söyledi. Ona göre sürecin en kritik noktası, Hizbullah'ın anlaşmaya uyup uymayacağı ile ilgiliydi.
İsrail ve Lübnan'ın yürüttüğü ve karar aldığı bir süreçte Hizbullah'ın buna uyup uymayacağı sorgulanıyor. Ayrıca, Hizbullah'ın söylediklerini Lübnan hükümetinin İsrail'e söyleyip söyleyemeyeceği de günümüzün en büyük sorunlarından biri olarak öne çıkıyor.
Modern çatışmalarda klasik devletler arası anlaşmaların yerini daha karmaşık yapılar alıyor. Artık iki devletli bir arabuluculuğun ateşkesinin pek görülmediğini belirten Erdal, hibrit savaşları ifadesine atıfta bulundu.
Eskiden devletlerin oturup karar verdiğini ve herkesin buna uyduğunu, ancak şimdi Lübnan gibi ülkelerde egemenlik yetkisinin parçalı kullanılması nedeniyle Hizbullah'ın da bir şekilde söz sahibi olduğunun açık olduğunu vurguladı.
Hizbullah'ın uluslararası hukuk açısından masada yer almasının mümkün olmadığını belirten Erdal, hukuken Hizbullah'ın masaya oturma durumu olmadığını söyledi. Çünkü Hizbullah'ın, İsrail devleti açısından bir devleti temsil eden bir yönetim olmadığını ifade etti.
O güç grubunun, uluslararası hukuk anlamında Lübnan hükümeti ile oturacağını kaydetti. Erdal, olası bir anlaşmanın sahada uygulanabilirliğine ilişkin ciddi şüpheler olduğunu da vurguladı.
Alt kırılımların tahmin edilebileceğini, Hizbullah askeri kanadı olduğu ve gücün onda olduğu için, anlaşılsa da Lübnan ve İsrail arasında, Hizbullah'ın onayı olmadan anlaşmanın uygulanabilmesinin mümkün olmayacağını belirtti.
Geçmişte yaşanan örneklerin bugünkü tabloya ışık tuttuğunu belirten Erdal, 2006 yılında bir ateşkes görüldüğünü hatırlattı. Birleşmiş Milletler'in Güney Lübnan'la ilgili bir kararı olduğunu ve bölgenin silahsızlandırılacağının, uluslararası barış gücü olacağının söylendiğini aktardı.
Ancak bu kararın uygulanmadığını ifade etti. Erdal, günümüzde ateşkeslerin çoğu zaman sahaya yansımadığını belirterek sözlerini tamamladı.
Bazı ateşkeslerin ve kararların yapılıp imzalandığını, ancak bir şekilde uygulanmadığını söyleyen Erdal, artık hibrit dediği olayın bu olduğunu vurguladı.
Sizce, parçalı egemenlik yapısına sahip bölgelerde kalıcı barış anlaşmalarına ulaşmak mümkün müdür?
Erdal, askeri kanadı Hizbullah'ın daha ağır olduğu ve egemenliğin bölüştüğü bir durumun varlığına dikkat çekti. Lübnan'daki yönetim yapısının tek merkezli olmadığını vurgulayan Erdal, uluslararası hukuk anlamında kimin karar vereceği sorusunun önemini belirtti.
Herkesin bildiği üzere Lübnan'da parçalı bir yapı olduğunu ifade eden Erdal, devletin egemenlik yetkisini tek parçalı olarak kullanamadığını söyledi. Askeri kanadın silahlı gücünü Hizbullah'ın oluşturduğu için bu durumun ortaya çıktığını kaydetti.
Ateşkes süreçlerinde resmi muhatabın devletler olduğunu belirten Erdal, Hizbullah'ın hukuki konumuna dikkat çekti. Ülkeler bir ateşkese otururken devletlerin kendilerini muhatap aldığını ve uluslararası hukuk anlamında hükümetlerle bunları yürüttüğünü ifade etti.
Erdal, bu durumda Hizbullah'ın nereye konulacağı sorusunun ortaya çıktığını söyledi. Ona göre sürecin en kritik noktası, Hizbullah'ın anlaşmaya uyup uymayacağı ile ilgiliydi.
İsrail ve Lübnan'ın yürüttüğü ve karar aldığı bir süreçte Hizbullah'ın buna uyup uymayacağı sorgulanıyor. Ayrıca, Hizbullah'ın söylediklerini Lübnan hükümetinin İsrail'e söyleyip söyleyemeyeceği de günümüzün en büyük sorunlarından biri olarak öne çıkıyor.
Modern çatışmalarda klasik devletler arası anlaşmaların yerini daha karmaşık yapılar alıyor. Artık iki devletli bir arabuluculuğun ateşkesinin pek görülmediğini belirten Erdal, hibrit savaşları ifadesine atıfta bulundu.
Eskiden devletlerin oturup karar verdiğini ve herkesin buna uyduğunu, ancak şimdi Lübnan gibi ülkelerde egemenlik yetkisinin parçalı kullanılması nedeniyle Hizbullah'ın da bir şekilde söz sahibi olduğunun açık olduğunu vurguladı.
Hizbullah'ın uluslararası hukuk açısından masada yer almasının mümkün olmadığını belirten Erdal, hukuken Hizbullah'ın masaya oturma durumu olmadığını söyledi. Çünkü Hizbullah'ın, İsrail devleti açısından bir devleti temsil eden bir yönetim olmadığını ifade etti.
O güç grubunun, uluslararası hukuk anlamında Lübnan hükümeti ile oturacağını kaydetti. Erdal, olası bir anlaşmanın sahada uygulanabilirliğine ilişkin ciddi şüpheler olduğunu da vurguladı.
Alt kırılımların tahmin edilebileceğini, Hizbullah askeri kanadı olduğu ve gücün onda olduğu için, anlaşılsa da Lübnan ve İsrail arasında, Hizbullah'ın onayı olmadan anlaşmanın uygulanabilmesinin mümkün olmayacağını belirtti.
Geçmişte yaşanan örneklerin bugünkü tabloya ışık tuttuğunu belirten Erdal, 2006 yılında bir ateşkes görüldüğünü hatırlattı. Birleşmiş Milletler'in Güney Lübnan'la ilgili bir kararı olduğunu ve bölgenin silahsızlandırılacağının, uluslararası barış gücü olacağının söylendiğini aktardı.
Ancak bu kararın uygulanmadığını ifade etti. Erdal, günümüzde ateşkeslerin çoğu zaman sahaya yansımadığını belirterek sözlerini tamamladı.
Bazı ateşkeslerin ve kararların yapılıp imzalandığını, ancak bir şekilde uygulanmadığını söyleyen Erdal, artık hibrit dediği olayın bu olduğunu vurguladı.
Sizce, parçalı egemenlik yapısına sahip bölgelerde kalıcı barış anlaşmalarına ulaşmak mümkün müdür?