Türkiye, hem bölgesel güvenliği korumayı hem de savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasını önlemeyi hedefliyor. Bu kapsamda küresel ve bölgesel aktörlerle sürdürülen temasların 7/24 esasına göre devam ettiği belirtiliyor.
Türkiye’nin yürüttüğü barış diplomasisi, yalnızca uluslararası kamuoyunda değil Arap medyasında da geniş yankı buldu. Değerlendirmelerde iki başlık öne çıktı: “güvenilirlik” ve “bölgesel güç”.
Filistinli gazeteci Said el-Hac, Türkiye’nin diplomasi trafiğini kaleme aldığı analizinde Ankara’nın arabuluculuk konusundaki tecrübesine dikkat çekti. El-Hac’a göre, çatışmanın her iki tarafı da Türkiye’ye güven duyuyor.
Dış Politika Analisti Erhan Yıldırım da benzer bir noktaya işaret etti. Yıldırım, Türkiye’nin bölgedeki etkisine vurgu yaparak, Arap Yarımadası'nın kuzeyinden güneyine kadar herkesin Türkiye’ye destek verdiğini ifade etti.
Yıldırım, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda da barış anlaşması yapıldığını ve bunun İstanbul Anlaşması olarak adlandırıldığını hatırlattı. Analist, bu sürecin Boris Johnson gibi isimler tarafından durdurulduğunu belirtti.
Said el-Hac, “Arabi 21” gazetesinde yayımlanan makalesinde Türkiye’nin stratejik konumuna da dikkat çekti. Ankara’nın yalnızca iki taraf arasında değil, aynı zamanda Mısır, Katar ve Pakistan gibi ülkelerle de temas kurarak kolektif bir diplomatik girişim yürüttüğünü vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da barışın sağlanması adına yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğü belirtiliyor. Ankara’nın amacı, tarafları en kısa sürede müzakere masasına çekmek.
Dış Politika Analisti Erhan Yıldırım, savaşın bir an önce bitmesi için lojistik destek ihtiyacının da olduğunu ve bunun şu anda gerilediğini söyledi. Yıldırım, tarafların biraz sükunetle hareket etmek istediğini ifade etti.
Analist, Donald Trump’ın arka kapı diplomasisi ile İran'la direkt konuşarak sorunu çözmek istediğini de sözlerine ekledi.
Sizce Türkiye'nin bu yoğun diplomasi trafiği, Orta Doğu'daki savaşın sona ermesinde belirleyici bir rol oynayabilecek mi?
Türkiye’nin yürüttüğü barış diplomasisi, yalnızca uluslararası kamuoyunda değil Arap medyasında da geniş yankı buldu. Değerlendirmelerde iki başlık öne çıktı: “güvenilirlik” ve “bölgesel güç”.
Filistinli gazeteci Said el-Hac, Türkiye’nin diplomasi trafiğini kaleme aldığı analizinde Ankara’nın arabuluculuk konusundaki tecrübesine dikkat çekti. El-Hac’a göre, çatışmanın her iki tarafı da Türkiye’ye güven duyuyor.
Dış Politika Analisti Erhan Yıldırım da benzer bir noktaya işaret etti. Yıldırım, Türkiye’nin bölgedeki etkisine vurgu yaparak, Arap Yarımadası'nın kuzeyinden güneyine kadar herkesin Türkiye’ye destek verdiğini ifade etti.
Yıldırım, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda da barış anlaşması yapıldığını ve bunun İstanbul Anlaşması olarak adlandırıldığını hatırlattı. Analist, bu sürecin Boris Johnson gibi isimler tarafından durdurulduğunu belirtti.
Said el-Hac, “Arabi 21” gazetesinde yayımlanan makalesinde Türkiye’nin stratejik konumuna da dikkat çekti. Ankara’nın yalnızca iki taraf arasında değil, aynı zamanda Mısır, Katar ve Pakistan gibi ülkelerle de temas kurarak kolektif bir diplomatik girişim yürüttüğünü vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da barışın sağlanması adına yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğü belirtiliyor. Ankara’nın amacı, tarafları en kısa sürede müzakere masasına çekmek.
Dış Politika Analisti Erhan Yıldırım, savaşın bir an önce bitmesi için lojistik destek ihtiyacının da olduğunu ve bunun şu anda gerilediğini söyledi. Yıldırım, tarafların biraz sükunetle hareket etmek istediğini ifade etti.
Analist, Donald Trump’ın arka kapı diplomasisi ile İran'la direkt konuşarak sorunu çözmek istediğini de sözlerine ekledi.
Sizce Türkiye'nin bu yoğun diplomasi trafiği, Orta Doğu'daki savaşın sona ermesinde belirleyici bir rol oynayabilecek mi?