İlk oyundan sonra iki yıl geçmiş ve Lana'nın evi olan Novo gezegeni artık bıraktığımız gibi değil. Uzaylı teknolojisi gezegenin dört bir yanına yayılmış durumda. Oyunun en güçlü yanlarından biri, bu değişimin toplumsal etkilerini muhteşem bir evren inşasıyla yansıtması. Etrafta dolaşırken, bu yeni teknolojiye karşı farklı tutumlar sergileyen topluluklarla karşılaşıyorsunuz. Lana’nın kendi köyü, bu dostane görünümlü makineleri balık tutmak gibi günlük işlere entegre edip doğayla uyum içinde yaşamaya çalışıyor. Ancak, yoğun bir ormanın derinliklerindeki Wemari köyü teknolojiyi tamamen reddediyor. Tabii bir de bu gücü bencil çıkarları için kullanan tehlikeli gruplar var. Hikâye, Lana'nın yeğeni Anua'nın gökten düşen gizemli bir teknolojik kalıntıyla temas edip hastalanmasıyla başlıyor. Bu duruma sessiz kalamayan Lana, bir tedavi bulmak umuduyla sadık ve sevimli yoldaşı Mui ile birlikte yeniden yollara düşüyor. İlk oyunu oynamadıysanız hiç dert etmeyin; açılıştaki kararında tasarlanmış özet sekansı, sizi oyunun dünyasına hızla adapte ediyor. Hemen hikâyenin içine çekiliyorsunuz. Planet of Lana II, köklerine sadık kalarak Inside veya Another World gibi klasiklerin izinden giden, sinematik bir bulmaca-platform deneyimi sunuyor. Oynanışın temelinde, Lana ve Mui'nin birbirini tamamlayan asimetrik yetenekleri yatıyor. Lana; atlama, tırmanma, ağır nesneleri itme ve yüzme gibi fiziksel işleri hallediyor. Karakter kontrolleri son derece tok ve tatmin edici olsa da, gerçekçi animasyon tercihinden kaynaklanan ufak gecikmeler bazen zamanlamayı kaçırıp uçurumdan düşmenize yol açabiliyor. Antik ama bir o kadar da gelişmiş bir varlık olan Mui ise işin teknoloji ve sabotaj kısmından sorumlu. Ona, sağ analog düğmesiyle kontrol ettiğimiz bir imleç sistemi üzerinden komutlar veriyoruz. İmleç bazen ekranda yavaş hareket etse de, oyunun genel temposu içinde büyük bir sorun yaratmıyor. Üstelik geliştirici ekip, siz bir engeli aştığınızda Mui'nin size otomatik olarak yetişebilmesi için arka planda küçük gizli yollar tasarlamış. Bu, oynanış akıcılığını korumak adına harika bir quality of life detayı. İkiliyi ayrı ayrı yönlendirerek ilerlemek zorundasınız. Özellikle Mui'nin suyu hiç sevmemesi, oyuna harika bir dinamik katıyor. Lana, sulak veya devasa su altı bölgelerinden geçerken yoldaşını kuru tutabilmek için yaratıcı çözümler bulmak zorunda. Bu, bulmaca çeşitliliğini artıran müthiş bir mekanik. Yeni oyunda Mui'nin yetenek yelpazesi de ciddi anlamda genişlemiş. Artık sadece düğmelere basıp kısa süreli elektrik kesintileri yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda çevredeki diğer NPC canlıların zihinlerini de kontrol edebiliyor! Örneğin, sis perdesi yayan hızlı balıkları yönlendirebiliyor veya duvara yapışan isli tüy yumaklarını kullanarak engelleri yakıp kendinize yeni yollar açabiliyorsunuz. Oyun size herhangi bir ipucu sistemi sunmuyor, çözümleri bulmak tamamen size kalmış. Genel olarak bulmacaların zorluk eğrisi çok dikkatli ayarlanmış. Oyun sizi yepyeni bir mekanikle baş başa bırakıp çaresiz hissettirmek yerine, yeteneklerinizi sindirmeniz için eski objeleri yeniden karşınıza çıkarıyor. Ancak, Mui'nin çevredeki hayvanları kontrol ettiği spesifik sekanslar zaman zaman can sıkıcı olabiliyor. Dar alanlarda, çok hassas zamanlamalar gerektiren bu bölümler gereğinden fazla uzayabiliyor. Bazı noktalarda yirmi dakikayı bulan deneme-yanılma duvarlarına toslayabiliyorsunuz. Neyse ki oyunun cömertçe dağıttığı kayıt noktaları sayesinde ölüm, kalıcı bir ceza hissi vermiyor ve doğru çözümü bulma yolunda bir öğrenme aracına dönüşüyor. Hayatta kalma mücadelesinin tavan yaptığı hızlı kovalamaca sekansları ise, bölüm tasarımlarının en parlayan anlarını oluşturuyor. Adrenalin pompalamaya yetiyor! Planet of Lana II'nin asıl şov yaptığı yer kesinlikle sanat tasarımı ve işitsel dünyası. Her karesi elle boyanmış gibi duran bu dünyada, karakterlerin veya nesnelerin etrafında hiçbir dış hat bulunmuyor. Karlı dağ zirvelerinden sular altında kalmış devasa antik yapılara kadar her biyom kendine has bir kimliğe sahip. Studio Ghibli ve Princess Mononoke filmlerinden ilham alan ama kesinlikle kendi ayakları üzerinde duran bu görsel dil, arayüz kalabalığından tamamen arındırılmış. Ekranda dikkat etmeniz gereken bir tehlike olduğunda, Lana veya Mui'nin o yöne bakarak çıkardığı ufak bir ses sizi doğrudan yönlendiriyor. Oyunda anladığımız anlamda konuşulan bir dil yok. İnsanlar The Sims benzeri uydurma bir dille, robotlar ise müzikal tonlarla anlaşıyor. Hiçbir alt yazı olmamasına rağmen, karakterlerin duruşu ve mimikleriyle aktarılan duygu yoğunluğu inanılmaz seviyede. İşitsel tarafta ise The Last Guardian’ın da müziklerine imza atan ödüllü besteci Takeshi Furukawa harikalar yaratmış. Müzik sadece arka planda çalan epik bir orkestra değil, Novo gezegeninin organik bir iletişim aracı gibi işliyor. Soundtrack kesinlikle kulaklıkla dinlenmeyi hak ediyor. Oyun tarzınıza, keşif arzunuza ve bulmacalarda takılma sürenize bağlı olarak 5 ile 8 saat arası süren bu macera, bittiğinde damağınızda "Keşke biraz daha sürseydi" hissi bırakıyor. Teknik tarafta son derece kusursuz bir deneyim sunan oyun, yeni nesil donanımlarda performans anlamında hiçbir soru işareti oluşturmuyor. 20 dolarlık fiyat etiketiyle, ilk oyunun sevilen formülünü bozmadan üzerine hem hikâyesel hem de mekaniksel yeni katmanlar eklemeyi başaran bu devam oyunu; sinematik platform türünü sevenlerin kesinlikle kütüphanesine eklemesi gereken bir yapım. Sizce Planet of Lana, bu devam oyunuyla hak ettiği hype'ı yakaladı mı? |
|