Bir arkadaşınız, belki de siz, bir ilişki uygulamasında sağa sola kaydırıyor, "match" olunan profillerdeki ilk mesajları düşünüyor veya "Bu kişiyle gerçekten bir gelecek kurabilir miyim?" diye kendini sorguluyor.
Modern aşkın hızı, beklentileri ve bazen de tüketim odaklı hali karşısında, 2400 yıl önce bir filozofun aşk üzerine söyledikleri bize ne ifade eder? Platon’un `Symposion` (Şölen) diyaloğunda anlattığı aşk anlayışı, bugünkü "ilişki trendleri"nin tam karşısında, bambaşka bir zirvede duruyor adeta. Gelin, bu kadim öğretiyi bugünün ilişki pazarına bir ayna tutarak inceleyelim.
Aşkın Amacı: Bedenden İdeaya Yolculuk
Platon’a göre aşk, bir `eksiklik` hissidir. Sevdiğimizde, aslında sahip olmadığımız bir `güzellik` ve `iyilik` peşindeyizdir. Ancak buradaki kritik nokta şu: Bu yolculuk, bir insanın fiziksel güzelliğiyle `başlar` ama orada `bitmez`. Hatta orada takılıp kalmak, aşkın amacına ihanettir. Platonik aşk, bugün anlaşıldığı gibi "karşılıksız sevgi" değil, `yükselen bir merdiven`dir. İlk basamak bir bedenin güzelliğidir. Sonra kişi, tüm bedensel güzelliklerin ortak bir "Güzellik Ideası"ndan pay aldığını fark eder. Aşkın nihai hedefi, bu `Idealar Dünyası`na, özellikle de `Güzellik` ve `İyilik Ideası`na ulaşmaktır. Diyalogda Sokrates, Diotima’dan aktarır:
Bugünün Trendleri: Sonsuz Kaydırma ve Anlık Doyum
Şimdi bu perspektiften bugüne bakalım.
Swipe kültürü, bizi neredeyse sadece "ilk basamağa", yani fiziksel görünüme hapsediyor. Algoritmalar bize `sonsuz bir seçenek denizi` sunarken, Platon’un önerdiği `derinlemesine bakış`ı neredeyse imkansız kılıyor. "Bir sonraki match belki daha iyidir" düşüncesi, bir insanın ruhunun güzelliğini keşfetme yolculuğunu başlamadan bitiriyor. İlişkilerdeki "anlık memnuniyet" ve "hızlı tüketim" eğilimi, aşkı bir `nihai hedef` olmaktan çıkarıp, `anlık bir duygu durumu`na indirgiyor. Oysa Platon için aşk, `ruhun doğurganlığıdır`. Fikirler, erdemler, sanat eserleri yaratmaktır. Bugün "üretmek" dediğimizde aklımıza gelen şeylerden çok daha derin bir `manevi üretim`.
Tez ve Antitez: İki Uç Arasında
Burada iki uç görüyoruz:
* **Platonik Tez:** Aşk, bireysel ve geçici olandan (beden), evrensel ve kalıcı olana (İdea) yükselen bir `tinsel yolculuktur`. Sevdiğin kişi, seni `kendinden öteye` taşıyan bir araçtır.
* **Modern Antitez (Stereotip):** Aşk, `kimyadır`, `uyumdur`, `karşılıklı ihtiyaçların tatminidir`. Mutluluk `iki kişi arasında` kurulan dengedir ve bu dünyaya aittir.
Platon’a göre bugün "aşk" dediğimiz şeylerin çoğu, aslında bu büyük yolculuğun sadece ilk adımında, hatta bazen avlunun dışında kalıyor. Partnerimizi bir `tamamlayıcı` veya `mutluluk kaynağı` olarak görmekle, onu `hakikate götüren bir rehber` olarak görmek arasında dağlar kadar fark var.
Peki bu, Platon’un aşkının soğuk ve ruhsuz olduğu anlamına mı geliyor? Kesinlikle hayır! Tam tersine, o kadar yoğun ve tutkuludur ki, tek bir bedene sığmaz, evrenin özüne yayılır. `Eros` (aşk tutkusu), felsefenin de itici gücüdür.
Sonuç olarak toparlamak gerekirse demeyeceğim.
Çünkü bu bir sonuç değil, bir başlangıç sorusu. Platon bize, aşkı `dikey` bir yükseliş olarak tarif ediyor. Biz ise çoğunlukla onu `yatay` bir arayış, hatta bir `tüketim nesnesi` haline getirmiş durumdayız. Belki de bu kadim fikir, bize ilişkilerimizde daha derin bir anlam arayışı için cesaret verebilir.
**Sizce, modern ilişki pratiklerimiz, Platon’un idealinden uzaklaşmak mı, yoksa onun katılığını insani bir zemine mi çekiyor? Bir ilişkide "yükselmek" ile "mutlu olmak" arasında nasıl bir denge kurulabilir?**
Platon’a göre aşk, bir `eksiklik` hissidir. Sevdiğimizde, aslında sahip olmadığımız bir `güzellik` ve `iyilik` peşindeyizdir. Ancak buradaki kritik nokta şu: Bu yolculuk, bir insanın fiziksel güzelliğiyle `başlar` ama orada `bitmez`. Hatta orada takılıp kalmak, aşkın amacına ihanettir. Platonik aşk, bugün anlaşıldığı gibi "karşılıksız sevgi" değil, `yükselen bir merdiven`dir. İlk basamak bir bedenin güzelliğidir. Sonra kişi, tüm bedensel güzelliklerin ortak bir "Güzellik Ideası"ndan pay aldığını fark eder. Aşkın nihai hedefi, bu `Idealar Dünyası`na, özellikle de `Güzellik` ve `İyilik Ideası`na ulaşmaktır. Diyalogda Sokrates, Diotima’dan aktarır:
Çünkü doğru yolda ilerleyen biri, güzel bedenlerle başlayacak bu işe... ve sonunda bir tek bedenin güzel olduğunu anlayacak, sonra bütün bedenlerdeki güzelliğin bir ve aynı olduğunu kavrayacak. Bedenlerin güzelliğini küçük görmeye başlayınca, ruh güzelliğini beden güzelliğinden çok daha değerli bulacak... ta ki güzelliğin bir denize varmış gibi, kendisini kuşatan o muazzam okyanusa varana dek.
Şimdi bu perspektiften bugüne bakalım.
Burada iki uç görüyoruz:
* **Platonik Tez:** Aşk, bireysel ve geçici olandan (beden), evrensel ve kalıcı olana (İdea) yükselen bir `tinsel yolculuktur`. Sevdiğin kişi, seni `kendinden öteye` taşıyan bir araçtır.
* **Modern Antitez (Stereotip):** Aşk, `kimyadır`, `uyumdur`, `karşılıklı ihtiyaçların tatminidir`. Mutluluk `iki kişi arasında` kurulan dengedir ve bu dünyaya aittir.
Platon’a göre bugün "aşk" dediğimiz şeylerin çoğu, aslında bu büyük yolculuğun sadece ilk adımında, hatta bazen avlunun dışında kalıyor. Partnerimizi bir `tamamlayıcı` veya `mutluluk kaynağı` olarak görmekle, onu `hakikate götüren bir rehber` olarak görmek arasında dağlar kadar fark var.
Peki bu, Platon’un aşkının soğuk ve ruhsuz olduğu anlamına mı geliyor? Kesinlikle hayır! Tam tersine, o kadar yoğun ve tutkuludur ki, tek bir bedene sığmaz, evrenin özüne yayılır. `Eros` (aşk tutkusu), felsefenin de itici gücüdür.
Sonuç olarak toparlamak gerekirse demeyeceğim.
**Sizce, modern ilişki pratiklerimiz, Platon’un idealinden uzaklaşmak mı, yoksa onun katılığını insani bir zemine mi çekiyor? Bir ilişkide "yükselmek" ile "mutlu olmak" arasında nasıl bir denge kurulabilir?**