İran halkının daha önce 28 Aralık’ta, özellikle Devrim Muhafızları’nın ekonomiyi kontrol etmesi ve kaynakların Hizbullah ve Suriye gibi alanlarda kullanılması gerekçesiyle geniş çaplı sokak gösterileri başlattığını hatırlatan Oktay, ancak bu hareketliliğin 28 Şubat’taki Amerika saldırısı sürecinde görülmediğini belirtti.
Oktay, bu durumun İran’da aktif bir sokak hareketliliğinin var olduğuna işaret ettiğini, halkın protestolarını farklı biçimlerde sürdürdüğünü kaydetti. Savaş atmosferi ile barış dönemindeki talep süreçlerinin farklı işlediğinin altını çizdi.
İran halkının Irak ve Suriye’de uygulanan modellerin kendi ülkelerine dayatılmasına karşı çıktığını belirten Oktay, halkın ne iş birlikçi bir pozisyona düşmek ne de silahlı bir muhalefet sürecine dahil olmak istediğini, bu nedenle topraklarına ve devletine sahip çıktığını aktardı.
Oktay, savaş öncesi kamuoyu araştırmalarında dini rehberlik sistemi ve velayet-i fakih anlayışına yönelik ciddi eleştiriler bulunduğunu da vurguladı. İran’da deizm ve ateizmin yükseldiği, rehberliğin halkın ihtiyaçlarına cevap veremediği yönünde bulgular olduğunu ifade etti.
Mehsa Emini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar ve başörtüsü konusunda verilen yeni fetvaların da bu baskının bir sonucu olarak ortaya çıktığını söyledi. Eğer barış görüşmelerinden sonuç alınamaz ve sistem üzerindeki baskılar azalmazsa İran’da yeni bir toplumsal hareketliliğin kaçınılmaz olabileceğini belirtti.
Savaşın kazananına ilişkin değerlendirmesinde Oktay, “Bu savaşı kazanan İran değil, İran halkı oldu” dedi. Devrim Muhafızları’nın birinci görevinin devrimi ve dini rehberi korumak olduğunu, ancak bunu başaramadıklarını ve bu durumun onlar için büyük bir travma oluşturduğunu kaydetti.
Son 40 gündür süren karşılıklı saldırıların bu travmayı örtme çabası olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Oktay, İran’ın Amerika’nın bölgedeki üslerini ve İsrail’i hedef aldığını ancak 12 Haziran öncesiyle kıyaslandığında bu ölçekte dış eylemler olmadığını söyledi. Bu süreçte kaybeden tarafın Devrim Muhafızları olduğunu dile getirdi.
İran’daki mevcut yapının, Devrim Muhafızları merkezli bir “postmodern darbe” veya askeri vesayet sistemine dönüştüğünü savunan Oktay, bu yapının değişmesi gerektiğini vurguladı. Bu sistem değişmezse barış anlaşması imzalanamayacağını, çünkü Devrim Muhafızları’nın ideolojik yaklaşımında Amerika’nın “büyük şeytan” olarak görüldüğünü ve bu çerçevede bir anlaşmanın mümkün olmadığını ifade etti.
Eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in barış çağrısı yaptığı bir makale sonrası ölümle tehdit edildiğini hatırlatan Oktay, İran’ın kendi içinde ciddi bir çatışma yaşadığına dikkat çekti.
Reel politik değerlendirmelerin önemine değinen Oktay, duygusal yaklaşımlardan uzak durarak gerçekçi analizler yapmak gerektiğini söyledi. İran’da bir sistem değişikliğinin kaçınılmaz göründüğünü, aksi takdirde hem mevcut savaşın hem de müzakere sürecinin daha büyük bir çatışmaya evrilme riski olduğunu belirtti.
Oktay, hem ABD Başkanı Donald Trump’ın hem de İran halkının bir başarıya ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Bu savaşı İran halkı ve İsrail halkı kazandı” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’de de halkın sığınaklarda yaşamak zorunda kalmasının ardından Netanyahu hükümetine karşı ciddi protestolar geliştiğini belirten Oktay, bunun siyasi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Son olarak Oktay, bölgede barışın önündeki engelleri özetledi. İran’da sistem değişikliği gerçekleşecek, barış anlaşması sağlanacak ve Orta Doğu’ya barış geleceğini söyledi. Bunun önündeki en büyük engelin İran’daki Devrim Muhafızları ile İsrail’deki Netanyahu hükümeti olduğunu vurguladı.
Trump’ın Pakistan üzerinden kurduğu barış masasının başarıya ulaşacağını, bu süreçte kazananın ise İran halkı olacağını ifade etti.
Sizce İran'da öngörülen sistem değişikliği bölgesel barışı sağlayabilir mi?
Oktay, bu durumun İran’da aktif bir sokak hareketliliğinin var olduğuna işaret ettiğini, halkın protestolarını farklı biçimlerde sürdürdüğünü kaydetti. Savaş atmosferi ile barış dönemindeki talep süreçlerinin farklı işlediğinin altını çizdi.
İran halkının Irak ve Suriye’de uygulanan modellerin kendi ülkelerine dayatılmasına karşı çıktığını belirten Oktay, halkın ne iş birlikçi bir pozisyona düşmek ne de silahlı bir muhalefet sürecine dahil olmak istediğini, bu nedenle topraklarına ve devletine sahip çıktığını aktardı.
Oktay, savaş öncesi kamuoyu araştırmalarında dini rehberlik sistemi ve velayet-i fakih anlayışına yönelik ciddi eleştiriler bulunduğunu da vurguladı. İran’da deizm ve ateizmin yükseldiği, rehberliğin halkın ihtiyaçlarına cevap veremediği yönünde bulgular olduğunu ifade etti.
Mehsa Emini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar ve başörtüsü konusunda verilen yeni fetvaların da bu baskının bir sonucu olarak ortaya çıktığını söyledi. Eğer barış görüşmelerinden sonuç alınamaz ve sistem üzerindeki baskılar azalmazsa İran’da yeni bir toplumsal hareketliliğin kaçınılmaz olabileceğini belirtti.
Savaşın kazananına ilişkin değerlendirmesinde Oktay, “Bu savaşı kazanan İran değil, İran halkı oldu” dedi. Devrim Muhafızları’nın birinci görevinin devrimi ve dini rehberi korumak olduğunu, ancak bunu başaramadıklarını ve bu durumun onlar için büyük bir travma oluşturduğunu kaydetti.
Son 40 gündür süren karşılıklı saldırıların bu travmayı örtme çabası olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Oktay, İran’ın Amerika’nın bölgedeki üslerini ve İsrail’i hedef aldığını ancak 12 Haziran öncesiyle kıyaslandığında bu ölçekte dış eylemler olmadığını söyledi. Bu süreçte kaybeden tarafın Devrim Muhafızları olduğunu dile getirdi.
İran’daki mevcut yapının, Devrim Muhafızları merkezli bir “postmodern darbe” veya askeri vesayet sistemine dönüştüğünü savunan Oktay, bu yapının değişmesi gerektiğini vurguladı. Bu sistem değişmezse barış anlaşması imzalanamayacağını, çünkü Devrim Muhafızları’nın ideolojik yaklaşımında Amerika’nın “büyük şeytan” olarak görüldüğünü ve bu çerçevede bir anlaşmanın mümkün olmadığını ifade etti.
Eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in barış çağrısı yaptığı bir makale sonrası ölümle tehdit edildiğini hatırlatan Oktay, İran’ın kendi içinde ciddi bir çatışma yaşadığına dikkat çekti.
Reel politik değerlendirmelerin önemine değinen Oktay, duygusal yaklaşımlardan uzak durarak gerçekçi analizler yapmak gerektiğini söyledi. İran’da bir sistem değişikliğinin kaçınılmaz göründüğünü, aksi takdirde hem mevcut savaşın hem de müzakere sürecinin daha büyük bir çatışmaya evrilme riski olduğunu belirtti.
Oktay, hem ABD Başkanı Donald Trump’ın hem de İran halkının bir başarıya ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Bu savaşı İran halkı ve İsrail halkı kazandı” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’de de halkın sığınaklarda yaşamak zorunda kalmasının ardından Netanyahu hükümetine karşı ciddi protestolar geliştiğini belirten Oktay, bunun siyasi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Son olarak Oktay, bölgede barışın önündeki engelleri özetledi. İran’da sistem değişikliği gerçekleşecek, barış anlaşması sağlanacak ve Orta Doğu’ya barış geleceğini söyledi. Bunun önündeki en büyük engelin İran’daki Devrim Muhafızları ile İsrail’deki Netanyahu hükümeti olduğunu vurguladı.
Trump’ın Pakistan üzerinden kurduğu barış masasının başarıya ulaşacağını, bu süreçte kazananın ise İran halkı olacağını ifade etti.
Sizce İran'da öngörülen sistem değişikliği bölgesel barışı sağlayabilir mi?