Özvar, yükseköğretimin ülkelerin kalkınma kapasitesini belirleyen, beşeri sermayesini şekillendiren ve uluslararası rekabet gücünü tayin eden stratejik bir alan haline geldiğini vurguladı. Yükseköğretim politikalarının geleceğin ekonomik ve teknolojik değişimlerini öngören uzun vadeli bir anlayışla belirlenmesi gerektiğini söyledi. Yürüttükleri stratejik dönüşüm sürecinin en kritik boyutlarından birinin, yükseköğretim ile sektör arasındaki ilişkinin yeniden kurgulanması olduğunu belirten Özvar, üniversite-sektör işbirliğini bir tercih değil, yapısal bir zorunluluk olarak gördüklerini kaydetti. Bu çerçevede sistemlerini yeniden yapılandırdıklarını ve nicelik merkezli büyüme yaklaşımı yerine niteliği öne çıkaran bir anlayışı merkeze aldıklarını dile getiren Özvar, yükseköğretimde stratejik dönüşümü hayata geçirdiklerini aktardı. Özvar, artık üniversitelerin başarısını yalnızca öğrenci sayısı, kontenjan doluluk oranı veya mezun sayılarıyla ölçmediklerine dikkat çekti. Asıl önemli olanın, mezunların edindikleri alandaki yetkinliği, iş gücü piyasasına entegrasyon hızı ve sektör beklentileriyle örtüşme düzeyi olduğunu ifade etti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yükseköğretim altyapısına önemli yatırımlar yaptığını söyleyen Özvar, artık yükseköğretim sisteminin niteliksel gelişmeye odaklandığını vurguladı. Kontenjan planlamasını artık çok daha rasyonel, veri temelli ve sektör odaklı bir anlayışla yürüttüklerini belirten Özvar, mezunlarının istihdam oranı düşük olan veya sektör karşılığı zayıflayan programları kapsamlı şekilde gözden geçirdiklerini açıkladı. Bu süreçte bazı programların kontenjanlarını azalttıklarını, bazılarını dönüştürdüklerini, gerekli durumlarda ise tamamen kapattıklarını kaydeden Özvar, bu kararların arkasında son derece açık ve güçlü gerekçeler bulunduğunu söyledi. Özvar, yapay zeka, dijital teknolojiler, ileri üretim sistemleri, yeşil dönüşüm, enerji, tarım teknolojileri ve sağlık gibi stratejik alanlarda yeni programların açılmasını güçlü şekilde teşvik ettiklerini vurguladı. Amaclarının, yükseköğretim sistemini dönüşümü geriden takip eden değil, dönüşümü öngören ve yön veren bir yapıya kavuşturmak olduğunu ifade etti. Organize Sanayi Bölgeleri Meslek Yüksekokulları (OSB-MYO) modelinin üniversite-sektör entegrasyonu için kritik önemde olduğuna işaret eden Özvar, staj uygulamalarında da köklü değişikliğe gittiklerini aktardı. Bu modelde stajı, kısa süreli ve parçalı bir uygulama olmaktan çıkararak, doğrudan eğitim sürecinin ayrılmaz bir bileşeni haline getirdiklerini söyledi. Söz konusu dönüşümü Konya, Gaziantep, İstanbul, Bursa, Kocaeli, İzmir ve Ankara olmak üzere 7 ilde uygulamaya başlayacaklarını aktaran Özvar, temel hedeflerinin uygulamalı eğitimi yükseköğretim sisteminde merkezi bir konuma yerleştirmek olduğunu belirtti. Özvar, EBSO ile imzaladıkları işbirliği protokolüne de değinerek, bu protokolle bölgedeki üniversiteler ile sanayi arasındaki işbirliğinin çok daha sistematik, programlı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşacağını ifade etti. Protokol kapsamında, işletmede mesleki eğitimin yaygınlaştırılması, müfredatların sektör katkısıyla güncellenmesi, yeni programların birlikte tasarlanması ve AR-GE ve inovasyon süreçlerinin ortaklaşa yürütülmesi gibi birçok alanda somut adımlar atılacağını kaydetti. EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar da YÖK ile yaptıkları işbirliğini önemsediklerini belirterek, üniversite-sanayi işbirliğinin bir gereklilikten öte zorunluluk olduğunu vurguladı. Yorgancılar, "Sizde bilgi, bizde ise girişimcilik var. Sizdeki bilgi bize transfer edilmediği müddetçe çağın istemiş olduğu sisteme ayak uydurabilme imkanımız maalesef çok zor." ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından işbirliği protokolü imzalandı. Sizce üniversite-sektör iş birliğini güçlendirmek için en etkili adım ne olmalıdır? |
|