Doç. Dr. Samet Zenginoğlu, Türkiye’nin bu adımının temel amacının, bölgede ortaya çıkabilecek muhtemel tehditleri proaktif bir şekilde bertaraf etmek olduğunu belirtti. Zenginoğlu, uzun yıllardır Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Adası üzerinde yayılmacı ve hak iddia edici politikalar izlediğine dikkat çekti. Bu durumun ani gelişen bir hadise olmadığını vurgulayan Zenginoğlu, Kıbrıs meselesinin kökenlerinin 1960'lı yıllara dayandığını ve 1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın bu tarihi sürecin kilit dönüm noktalarından biri olduğunu hatırlattı.
Zenginoğlu’na göre, Kıbrıs Adası’nın jeopolitik önemi, özellikle 2010 yılından itibaren Doğu Akdeniz’de büyük doğalgaz ve petrol rezervlerinin keşfedilmesiyle birlikte belirgin biçimde artış gösterdi. Uluslararası deniz hukuku prensipleri çerçevesinde münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) belirlenmesi süreciyle birlikte, devletlerin denizlerdeki zengin enerji kaynaklarını kullanma ve kontrol etme kabiliyetleri önemli ölçüde genişledi. Türkiye’nin Libya ve Mısır ile hayata geçirdiği enerji anlaşmaları ve iş birliklerinin de bu bağlamda ele alınması gerektiğini belirten Zenginoğlu, bu adımların, Doğu Akdeniz’de kurulması planlanan alternatif enerji hatlarına karşı Türkiye’nin güçlü bir duruş sergilediğinin göstergesi olduğunu ifade etti.
Yunanistan’ın geçmişte özellikle Meis Adası üzerinden Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki meşru hak ve menfaatlerini sınırlamaya yönelik söylemler geliştirdiğini hatırlatan Zenginoğlu, Kıbrıs Adası’nın uluslararası literatürde "dünyanın en büyük doğal uçak gemisi" olarak tanımlandığını belirtti. Bu tanımın da adanın askeri ve stratejik açıdan ne kadar kritik bir ikmal ve operasyonel üs konumunda olduğunu net bir şekilde ortaya koyduğunu ekledi.
Kıbrıs’ın stratejik öneminin üç ana eksende değerlendirilebileceğini belirten Zenginoğlu, bu eksenleri adanın eşsiz jeopolitik konumu, gelişmiş askeri ikmal ve lojistik kapasitesi ile zenginleşen hidrokarbon rezervleri olarak sıraladı. Türkiye’nin son yıllarda benimsediği "Mavi Vatan" doktriniyle birlikte, Doğu Akdeniz’deki haklarını ve çıkarlarını çok daha net ve kararlı bir şekilde savunmaya başladığını da sözlerine ekledi.
KKTC’ye altı adet F-16 savaş uçağının konuşlandırılması kararının ve bu karara eşlik eden sosyal medya üzerinden yapılan kamuoyu bilgilendirmelerinin de yukarıda bahsedilen stratejik çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Zenginoğlu, bu hamlenin herhangi bir saldırgan niyet taşımadığını, aksine önleyici bir güvenlik tedbiri ve caydırıcılığı artırma amacı güden bir adım olarak görülmesi gerektiğini savundu.
Bu gelişmeler ışığında, sizce Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri nasıl bir değişim gösterecektir?
Bu bağlantı ziyaretçiler için gizlenmiştir. Görmek için lütfen giriş yapın veya üye olun.