Sıkı durun, size bir soru: Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük müzik dehalarından biri, öldükten sonra neredeyse bir çöpçü gibi gömülse ve yıllar sonra kafatası, mezarından çalınarak bir doktorun masasında süs eşyası olarak sergilense ne düşünürdünüz? İnanması güç ama, Wolfgang Amadeus Mozart'ın hikayesi tam olarak bu! 

Gelin, Viyana'nın sisli mezarlıklarında, biraz gizem, biraz trajedi ve bolca tuhaf olayla dolu bir yolculuğa çıkalım. Bu hikaye, bestelerindeki kusursuzluktan çok uzak, neredeyse bir dedektif romanını andırıyor.
Viyana'da Bir Mezarlık Gecesi ve "Toplu Mezar" Gerçeği
Mozart, 1791'de henüz 35 yaşındayken esrarengiz bir şekilde öldü. O dönemde Viyana'da, soylular dışındaki herkes için yaygın bir uygulama vardı: *Toplu mezarlar*. Evet, yanlış duymadınız! Mozart, bir soylu olmadığı için, şehrin dışındaki St. Marx Mezarlığı'na, diğer 4-5 kişiyle birlikte, isimsiz bir şekilde gömüldü. Üstelik tabut bile yoktu; cesetler kireç serpilerek toprağa veriliyor, yer kazanılıyordu. Bu, belediye düzenlemesiydi!
Mezarının yerine bir haç dikilmesi planlansa da, cenazeye katılanların mezarlığa kadar gitmemesi yüzünden, *tam yeri bir daha asla bulunamadı.*
Kafatası Avcısı Mezarcı Joseph Rothmayer
İşte bu noktada, hikayemizin "antikacı" karakteri devreye giriyor: Mezarcı Joseph Rothmayer. 1801'de, mezarlıktaki eski kemikleri toplamak ve yer açmakla görevliydi. Rivayete göre, Mozart'ın gömüldüğü bölgeyi biliyordu ve kemikleri çıkarırken, onun kafatasını tanıdı! Nasıl mı? Mozart'ın gençliğinde düştüğü ve kafatasında bir çatlak oluşturduğu söylenen bir kaza vardı. Rothmayer, bu çatlağı görünce "Bu o olmalı!" diye düşünüp, kafatasını çaldı ve sakladı. Yani, bir mezarcı, tarihin en önemli müzik dehalarından birinin kalıntılarını, belki hatıra, belki de ticari bir değer olarak görüp cebine attı!

Doktorlar, Kafatasları ve Tuhaf Bir Miras
Kafatası, yıllar sonra, 1842'de, bir anatomist ve frenoloji (kafatası şeklinden karakter analizi yapma "bilimi") meraklısı olan Dr. Joseph Hyrtl'in eline geçti. Hyrtl, bir öğrencisinden hediye olarak aldığı bu kafatasını, üzerine "Mozart'ın kafatası olduğuna inanılan" yazan bir etiket yapıştırarak, ofisinde sergilemeye başladı. Düşünsenize, "Türk Marşı"nın bestecisinin kafatası, bir doktorun çalışma odasında, meraklı misafirlere gösterilen bir nesne haline gelmişti. Hyrtl ölmeden önce onu, 1902'de, Mozart'ın doğum yeri olan Salzburg'daki Mozarteum Vakfı'na bağışladı.
Bilim Ne Diyor? Ve Nihai Sükunet
20. ve 21. yüzyılda bu kafatası defalarca incelendi. DNA testleri için Mozart'ın babaannesinin ve yeğenlerinin kemikleriyle karşılaştırıldı. Sonuçlar kesin değil; bir bağlantı olabileceğini gösteriyor ama kanıtlayamıyor. Kafatasındaki çatlak, ölüm anına mı, gençlik kazasına mı ait, belli değil. En ilginci, 2006'da yapılan bir araştırma, kafatasının Mozart ailesinin genetik izlerini taşımadığını öne sürdü! Yani, onlarca yıl Mozart diye saklanan kafatası, belki de başka birine ait olabilir.
2002'de, tüm bu tartışmalar ve saygısızlık döngüsüne bir son vermek için, Mozarteum yetkilileri kafatasını, Salzburg'daki bir mezarlıkta özel bir yere gömdü. Artık ne sergileniyor ne de inceleniyor.
Peki sizce, bir dehanın kalıntıları üzerinde böyle bir "hatıra avcılığı" yapmak, onun mirasına saygısızlık mı, yoksa merakın ve tarihe duyulan ilginin doğal bir sonucu mu? Eğer siz o mezarcı olsaydınız, o kafatasını alır mıydınız? Yorumlarda fikirlerinizi merakla bekliyorum!
Gelin, Viyana'nın sisli mezarlıklarında, biraz gizem, biraz trajedi ve bolca tuhaf olayla dolu bir yolculuğa çıkalım. Bu hikaye, bestelerindeki kusursuzluktan çok uzak, neredeyse bir dedektif romanını andırıyor.
Mozart, 1791'de henüz 35 yaşındayken esrarengiz bir şekilde öldü. O dönemde Viyana'da, soylular dışındaki herkes için yaygın bir uygulama vardı: *Toplu mezarlar*. Evet, yanlış duymadınız! Mozart, bir soylu olmadığı için, şehrin dışındaki St. Marx Mezarlığı'na, diğer 4-5 kişiyle birlikte, isimsiz bir şekilde gömüldü. Üstelik tabut bile yoktu; cesetler kireç serpilerek toprağa veriliyor, yer kazanılıyordu. Bu, belediye düzenlemesiydi!
İşte bu noktada, hikayemizin "antikacı" karakteri devreye giriyor: Mezarcı Joseph Rothmayer. 1801'de, mezarlıktaki eski kemikleri toplamak ve yer açmakla görevliydi. Rivayete göre, Mozart'ın gömüldüğü bölgeyi biliyordu ve kemikleri çıkarırken, onun kafatasını tanıdı! Nasıl mı? Mozart'ın gençliğinde düştüğü ve kafatasında bir çatlak oluşturduğu söylenen bir kaza vardı. Rothmayer, bu çatlağı görünce "Bu o olmalı!" diye düşünüp, kafatasını çaldı ve sakladı. Yani, bir mezarcı, tarihin en önemli müzik dehalarından birinin kalıntılarını, belki hatıra, belki de ticari bir değer olarak görüp cebine attı!
Kafatası, yıllar sonra, 1842'de, bir anatomist ve frenoloji (kafatası şeklinden karakter analizi yapma "bilimi") meraklısı olan Dr. Joseph Hyrtl'in eline geçti. Hyrtl, bir öğrencisinden hediye olarak aldığı bu kafatasını, üzerine "Mozart'ın kafatası olduğuna inanılan" yazan bir etiket yapıştırarak, ofisinde sergilemeye başladı. Düşünsenize, "Türk Marşı"nın bestecisinin kafatası, bir doktorun çalışma odasında, meraklı misafirlere gösterilen bir nesne haline gelmişti. Hyrtl ölmeden önce onu, 1902'de, Mozart'ın doğum yeri olan Salzburg'daki Mozarteum Vakfı'na bağışladı.
20. ve 21. yüzyılda bu kafatası defalarca incelendi. DNA testleri için Mozart'ın babaannesinin ve yeğenlerinin kemikleriyle karşılaştırıldı. Sonuçlar kesin değil; bir bağlantı olabileceğini gösteriyor ama kanıtlayamıyor. Kafatasındaki çatlak, ölüm anına mı, gençlik kazasına mı ait, belli değil. En ilginci, 2006'da yapılan bir araştırma, kafatasının Mozart ailesinin genetik izlerini taşımadığını öne sürdü! Yani, onlarca yıl Mozart diye saklanan kafatası, belki de başka birine ait olabilir.
2002'de, tüm bu tartışmalar ve saygısızlık döngüsüne bir son vermek için, Mozarteum yetkilileri kafatasını, Salzburg'daki bir mezarlıkta özel bir yere gömdü. Artık ne sergileniyor ne de inceleniyor.
Peki sizce, bir dehanın kalıntıları üzerinde böyle bir "hatıra avcılığı" yapmak, onun mirasına saygısızlık mı, yoksa merakın ve tarihe duyulan ilginin doğal bir sonucu mu? Eğer siz o mezarcı olsaydınız, o kafatasını alır mıydınız? Yorumlarda fikirlerinizi merakla bekliyorum!