Ofisteki o saatler geldi çattı. Masa başında kilitlenmişsiniz, ekrana bakıyorsunuz ve içinizden bir ses "Kahve molası zamanı!" diye fısıldıyor.
Çoğumuz için bu, otomatik, zararsız, hatta hak edilmiş bir kaçış anı. Peki ya size, Jean-Paul Sartre'ın gözünden bakınca, o suyu kaynatıp kahveyi doldurma anınız, tıpkı hayatınızın diğer tüm büyük kararları gibi, sizi derin bir ``**varoluşsal yalnızlık ve sorumluluk denizine fırlatan bir seçim**`` olsaydı? Kulağa aşırı geliyor değil mi? Gelin, bu günlük ritüeli biraz kurcalayalım.
Çünkü Sartre için hayat, "öz"den önce gelen "varoluş"tur. Yani, önce biz varız, sonra yaptığımız seçimlerle kendimizi tanımlarız. Bir kahve makinesi "kahve yapmak için" vardır (özü budur). Ama insanın önceden belirlenmiş bir özü yoktur. Biz, ``kendimizi sürekli icat eden`` varlıklarız. Ve bu icat, en küçük görünen seçimlerde bile saklıdır.
`
Kötü Niyet: "Çay da Olur Aslında" Diyen İç Sesiniz```
Kahve molasına kalktığınızı düşünün. Aslında yorgunsunuz, belki çay içmek istiyorsunuz, hatta belki de o molayı hiç hak etmediğinizi düşünüyorsunuz. Ama yine de kalkıp kahve yapmaya gidiyorsunuz. Neden? Sartre buna ``"kötü niyet"`` (mauvaise foi) diyor. Kendimize yalan söyleyerek özgürlüğümüzün yükünden kaçma çabası.
"`
"`
"`
İşte bu cümleler, o seçimin aslında bizim özgür irademizle aldığımız bir karar olduğunu kabullenmekten kaçışımız. Kötü niyet, rahatlatıcı bir yalandır. Sorumluluğu üzerimizden atar.
`
Özgürlüğün Dehşeti: Seçmek Zorunda Olmak```
Peki, kötü niyete sığınmayıp o ana tamamen dürüstçe yaklaşırsak ne olur? Karşımıza Sartre'ın meşhur "``mahkum edilmiş özgürlük``" kavramı çıkar.
Evet, özgürüz, ama bu özgürlük bir lütuf değil, bir mahkumiyettir. Çünkü seçmekten kaçamayız. Mola vermeyi "seçebileceğiniz" gibi, vermemeyi de seçebilirsiniz. Çayı, suyu, hatta masanızda oturup hiçbir şey yapmamayı da seçebilirsiniz.
Buradaki korkutucu olan, bu küçük seçimin bile ``sizin kim olduğunuzu inşa etmesi``dir. Kahve molasını, işten kaçmak için bir bahane olarak mı seçiyorsunuz? Yoksa verimliliğinizi artırmak için bilinçli bir strateji olarak mı? Disiplinli biri misiniz, yoksa kurallara uyan biri mi? Bu küçük eylem, sizin "öz"ünüze dair bir tuğla daha ekler. Ve en önemlisi, bu seçimden sadece siz sorumlusunuz. "Ofis kültürü" veya "kafein bağımlılığı" sadece bahanedir.
``**Yani evet, Sartre'ın penceresinden bakınca, o sıradan kahve molası, kozmik bir dramın minyatür bir sahnesidir.**``
Özgürlüğünüzle yüzleşmek mi, yoksa kötü niyete sığınıp rahatlamak mı istediğinize dair bilinçli veya bilinçsiz bir seçim.
Peki bu, her kahve molasında bir varoluşsal kriz yaşayacağımız anlamına mı geliy? Hayır. Ama bize şunu hatırlatıyor: Günlük hayatımızın otomatik pilotunda geçirdiğimiz anlar aslında o kadar da otomatik değil. Her küçük "evet" veya "hayır", bizim dünyayla kurduğumuz ilişkinin bir yansıması. Sartre bizi uyanık olmaya, seçimlerimizin farkında olmaya ve onların muazzam ağırlığını taşımaya davet ediyor.
Sizce, bu bakış açısı günlük hayatı dayanılmaz bir sorumluluk yüküne mi dönüştürür, yoksa onu daha anlamlı ve bilinçli kılar mı? Bir sonraki çay/kahve molanızda, içinizdeki Sartre'a kulak verecek misiniz?

Çünkü Sartre için hayat, "öz"den önce gelen "varoluş"tur. Yani, önce biz varız, sonra yaptığımız seçimlerle kendimizi tanımlarız. Bir kahve makinesi "kahve yapmak için" vardır (özü budur). Ama insanın önceden belirlenmiş bir özü yoktur. Biz, ``kendimizi sürekli icat eden`` varlıklarız. Ve bu icat, en küçük görünen seçimlerde bile saklıdır.
`
Kahve molasına kalktığınızı düşünün. Aslında yorgunsunuz, belki çay içmek istiyorsunuz, hatta belki de o molayı hiç hak etmediğinizi düşünüyorsunuz. Ama yine de kalkıp kahve yapmaya gidiyorsunuz. Neden? Sartre buna ``"kötü niyet"`` (mauvaise foi) diyor. Kendimize yalan söyleyerek özgürlüğümüzün yükünden kaçma çabası.
"`
`" (Kendimi bir nesne gibi, önceden programlanmış görüyorum.)`Kahve molası vermek zorundayım, ofis kültürü böyle.`
"`
`" (Biyolojik bir otomat gibi davranıyorum.)`Kafeine ihtiyacım var, başka seçeneğim yok.`
"`
`" (Kalabalığa sığınıp sorumluluğu "onlara" devrediyorum.)`Herkes gidiyor, ben de gidiyorum.`
İşte bu cümleler, o seçimin aslında bizim özgür irademizle aldığımız bir karar olduğunu kabullenmekten kaçışımız. Kötü niyet, rahatlatıcı bir yalandır. Sorumluluğu üzerimizden atar.
`
Peki, kötü niyete sığınmayıp o ana tamamen dürüstçe yaklaşırsak ne olur? Karşımıza Sartre'ın meşhur "``mahkum edilmiş özgürlük``" kavramı çıkar.
Buradaki korkutucu olan, bu küçük seçimin bile ``sizin kim olduğunuzu inşa etmesi``dir. Kahve molasını, işten kaçmak için bir bahane olarak mı seçiyorsunuz? Yoksa verimliliğinizi artırmak için bilinçli bir strateji olarak mı? Disiplinli biri misiniz, yoksa kurallara uyan biri mi? Bu küçük eylem, sizin "öz"ünüze dair bir tuğla daha ekler. Ve en önemlisi, bu seçimden sadece siz sorumlusunuz. "Ofis kültürü" veya "kafein bağımlılığı" sadece bahanedir.
``**Yani evet, Sartre'ın penceresinden bakınca, o sıradan kahve molası, kozmik bir dramın minyatür bir sahnesidir.**``
Peki bu, her kahve molasında bir varoluşsal kriz yaşayacağımız anlamına mı geliy? Hayır. Ama bize şunu hatırlatıyor: Günlük hayatımızın otomatik pilotunda geçirdiğimiz anlar aslında o kadar da otomatik değil. Her küçük "evet" veya "hayır", bizim dünyayla kurduğumuz ilişkinin bir yansıması. Sartre bizi uyanık olmaya, seçimlerimizin farkında olmaya ve onların muazzam ağırlığını taşımaya davet ediyor.
Sizce, bu bakış açısı günlük hayatı dayanılmaz bir sorumluluk yüküne mi dönüştürür, yoksa onu daha anlamlı ve bilinçli kılar mı? Bir sonraki çay/kahve molanızda, içinizdeki Sartre'a kulak verecek misiniz?