Bir iş görüşmesine gittiniz ve elinizden gelenin en iyisini yaptınız. Hazırlandınız, kendinizi ifade ettiniz. Sonra? Sonuç, sizin dışınızdaki birçok faktöre bağlı: Diğer adaylar, şirketin o anki ihtiyacı, görüşmecinin ruh hali... Bu bekleyiş sırasında içinizi kemiren o kaygıyı hatırlayın. İşte tam da bu noktada, antik bir felsefe olan `Stoacılık` devreye girip bir ayrım yapmamızı söylüyor: `Kontrol edebileceklerin` ve `kontrol edemeyeceklerin`. Peki bu bilgelik, günümüzde "Zaten elimden bir şey gelmez ki!" diyerek koltuğa gömülmemize, yani tembelliğimize kılıf mı oluyor?
Gelin bu çok konuşulan ilkeyi derinlemesine inceleyelim.
`
Stoacı Ayrımın Özü: Bilgelik mi, Kayıtsızlık mı?`
Stoacılık, `Epiktetos`'un şu sözleriyle adeta temellenir:
`
Burada kilit nokta, kontrol edemediklerimizi *umursamamak* değil, onlar üzerinde *endişelenmeyi bırakmak*. Stoacı için asıl erdem ve huzur, tüm enerjisini kontrol edebildiği tek şeye odaklamaktan gelir: `Kendi ahlaki yargısı ve iradesi`. Yani görüşme sonucunu (kontrol dışı) değil, görüşmeye nasıl hazırlandığınızı ve nasıl davrandığınızı (kontrol içi) önemsemek. Bu bir pasiflik değil, enerjiyi doğru yere kanalize etme aktifliğidir.
`
Tembellik Tuzağı: Yanlış Yorumlanan Bir İlke`
İşte tam da burada tehlike başlıyor. Bu felsefe, yüzeysel okunduğunda rahatlıkla çarpıtılabiliyor. "Zaten ekonomik kriz benim kontrolümde değil, o yüzden kariyer planı yapmamın anlamı yok" ya da "Sınavı yapan hoca adil değilmiş, ben çalışmasam da olurmuş" gibi bir zihniyet, Stoacılığa ihanettir.
``Stoacılık, kontrol alanımızı olabildiğince GENİŞLETMEK için çabalamamızı gerektirir.`` Bir sınavda soruların ne geleceği (dış faktör) kontrolümüzde olmayabilir, ama o konuları çalışmak, anlamak, pratik yapmak (iç faktör) tamamen bizim elimizdedir. Stoacı, elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra, sonucu olduğu gibi kabullenir. Tembel ise, elinden geleni yapmadan, sonucu kabullenmeye çalışır. Aradaki fark devasadır: Biri `direnç`, diğeri `teslimiyet`.
`
Modern Çağın Stoacıları Nasıl Davranır?`
Günümüz stoacı düşünürü, bu ilkeyi bir eylem kılavuzu olarak kullanır.
* **İş Hayatında:** Rakip firmanın hamlesi (kontrol dışı) için endişelenmek yerine, kendi ürün kalitesini ve ekibinin moralini (kontrol içi) artırmaya odaklanır.
* **İlişkilerde:** Karşısındaki kişinin her düşüncesini kontrol edemeyeceğini bilir, ancak kendi dürüstlüğünü, sabrını ve iletişim şeklini (kontrol içi) geliştirmek için çalışır.
* **Sağlıkta:** Genetiği (kontrol dışı) değiştiremez, ama beslenme alışkanlıklarını, spor rutinini ve düzenli check-up'larını (kontrol içi) bir disiplin içinde sürdürür.
`Seneca` bunu ne güzel özetler:
`
Yani stoacı, fırtınayı durduramayacağını bilir, ama gemisini sağlamlaştırmak, yelkenlerini onarmak ve dümene sıkıca sarılmak için elinden geleni yapar. Fırtına geldiğinde de paniklemez, yapabileceği son şeyi yapar: Dümende kalmak.
Peki sizce bu ince çizgiyi nasıl koruyacağız? ``"Kontrol edemiyorum" demek, rahatlamak için bir mazeret mi, yoksa gerçekten önemli olan şeye odaklanmak için bir çağrı mı?`` Siz hayatınızda bu ilkeyi uygularken, bazen tembellik tuzağına düştüğünüzü hissettiniz mi? Yoksa sizi asıl harekete geçiren, tam da bu odaklanma hali mi? Düşüncelerinizi merakla bekliyorum.
`
Stoacılık, `Epiktetos`'un şu sözleriyle adeta temellenir:
`
`“Bazı şeyler bizim kontrolümüz altındadır, bazıları ise değildir. Kontrolümüz altında olanlar; düşüncelerimiz, eylemlerimiz, arzularımız, nefretlerimiz... Kısaca kendi yaptığımız her şey. Kontrolümüz altında olmayanlar ise; bedenimiz, mal varlığımız, itibarımız, gücümüz... Yani kendi yapmadığımız her şey.”
Burada kilit nokta, kontrol edemediklerimizi *umursamamak* değil, onlar üzerinde *endişelenmeyi bırakmak*. Stoacı için asıl erdem ve huzur, tüm enerjisini kontrol edebildiği tek şeye odaklamaktan gelir: `Kendi ahlaki yargısı ve iradesi`. Yani görüşme sonucunu (kontrol dışı) değil, görüşmeye nasıl hazırlandığınızı ve nasıl davrandığınızı (kontrol içi) önemsemek. Bu bir pasiflik değil, enerjiyi doğru yere kanalize etme aktifliğidir.
`
İşte tam da burada tehlike başlıyor. Bu felsefe, yüzeysel okunduğunda rahatlıkla çarpıtılabiliyor. "Zaten ekonomik kriz benim kontrolümde değil, o yüzden kariyer planı yapmamın anlamı yok" ya da "Sınavı yapan hoca adil değilmiş, ben çalışmasam da olurmuş" gibi bir zihniyet, Stoacılığa ihanettir.
``Stoacılık, kontrol alanımızı olabildiğince GENİŞLETMEK için çabalamamızı gerektirir.`` Bir sınavda soruların ne geleceği (dış faktör) kontrolümüzde olmayabilir, ama o konuları çalışmak, anlamak, pratik yapmak (iç faktör) tamamen bizim elimizdedir. Stoacı, elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra, sonucu olduğu gibi kabullenir. Tembel ise, elinden geleni yapmadan, sonucu kabullenmeye çalışır. Aradaki fark devasadır: Biri `direnç`, diğeri `teslimiyet`.
`
Günümüz stoacı düşünürü, bu ilkeyi bir eylem kılavuzu olarak kullanır.
* **İş Hayatında:** Rakip firmanın hamlesi (kontrol dışı) için endişelenmek yerine, kendi ürün kalitesini ve ekibinin moralini (kontrol içi) artırmaya odaklanır.
* **İlişkilerde:** Karşısındaki kişinin her düşüncesini kontrol edemeyeceğini bilir, ancak kendi dürüstlüğünü, sabrını ve iletişim şeklini (kontrol içi) geliştirmek için çalışır.
* **Sağlıkta:** Genetiği (kontrol dışı) değiştiremez, ama beslenme alışkanlıklarını, spor rutinini ve düzenli check-up'larını (kontrol içi) bir disiplin içinde sürdürür.
`Seneca` bunu ne güzel özetler:
`
`“Felaketlerin bizi bulmasına engel olamayız, ama onlara metanetle katlanacak ruhu inşa edebiliriz.”
Yani stoacı, fırtınayı durduramayacağını bilir, ama gemisini sağlamlaştırmak, yelkenlerini onarmak ve dümene sıkıca sarılmak için elinden geleni yapar. Fırtına geldiğinde de paniklemez, yapabileceği son şeyi yapar: Dümende kalmak.
Peki sizce bu ince çizgiyi nasıl koruyacağız? ``"Kontrol edemiyorum" demek, rahatlamak için bir mazeret mi, yoksa gerçekten önemli olan şeye odaklanmak için bir çağrı mı?`` Siz hayatınızda bu ilkeyi uygularken, bazen tembellik tuzağına düştüğünüzü hissettiniz mi? Yoksa sizi asıl harekete geçiren, tam da bu odaklanma hali mi? Düşüncelerinizi merakla bekliyorum.