Arkadaşlar, bu konu beni deli ediyor. Tribünde, ekran başında her maç bunu yaşıyoruz. Bir oyuncu, sırf teknik direktörün gözdesi diye, formayı kaptırmıyor. Performansı yerlerde sürünse, takıma katkısı sıfıra yaklaşsa bile, her hafta ilk 11 başlıyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Böyle bir durum varsa, o takımda adalet kavramı rafa kalkmış, hatta toprağa gömülmüştür!
Göz Boyama ve Güven Sömürüsü
Bu işin temelinde, teknik direktörün kendi egosu ve yanlış kararını kabullenememesi yatıyor. Bir oyuncuyu transfer etti, ona güvendi, belki bir iki iyi maç yaptı. Ama artık o günler geride kaldı. Forma düştü, rakibi geçemiyor, pasları hep yanlış yere gidiyor. Ama hocanın gözünde hala o "altın çocuk". Diğer oyuncular, antrenmanda canla başla çalışıp, fırsat bulduğunda iyi işler yapsa bile, o gözde oyuncunun yerine asla geçemiyor. Bu, sadece o formayı hak eden oyuncuya değil, tüm takıma yapılan bir haksızlık.
Soyunma Odasındaki Çürüme
Böyle bir durum takım moralini ve disiplinini yerle bir eder. Diğer oyuncular ne düşünür? "Ne yaparsam yapayım, hocanın gözdesi oynayacak, benim çabam boşa." Bu düşünce, bir kanser gibi yayılır. Takım içinde huzursuzluk, gruplaşmalar başlar. Kimse için takım çalışmaz, herkes kendi derdine düşer. Adalet yoksa, disiplin de yoktur. Ve disiplinsiz bir takımdan da hiçbir hayır gelmez. Bu, futbolun temel gerçeğidir.
Taraftarın Gözü Kör Değil!
Biz taraftarlar, her şeyi görüyoruz. Stat yuhalıyor, sosyal medyada isyan ediyoruz ama hoca kulaklarını tıkıyor. Taraftar, o formayı terleten her oyuncuyu sever, ama performans ve adalet karşılığında! Bir oyuncu sürekli kötü oynayıp oynamaya devam ediyorsa, ona değil, bu adaletsizliği yaratan yönetime ve teknik ekime kızıyoruz. Bu durum, taraftarla kulüp arasına da soğukluk sokar. İnanç kaybolur.
Çözüm Basit: Performans ve Rekabet
Çözüm çok net: SAĞLIKLI REKABET. Kim forma giymek istiyor? Antrenmanda ve maçta bunu kanıtlasın. Formayı alan, onu korumak için daha çok çalışsın. Düşen performans, otomatik olarak yedek kulübesi veya tribün demek olmalı. Büyük takımların, başarılı takımların temelinde bu yatar. Ferguson'un Manchester United'ında, Guardiola'nın Barcelona'sında gözde oyuncu diye bir şey yoktu. Performans vardı! Haksız mıyım?
Sonuç olarak, bu "gözde oyuncu" meselesi, takımı içten içe kemiren en tehlikeli hastalıklardan biri. Teknik direktörün, duygusal bağları bir kenara bırakıp, akıl ve adaletle hareket etmesi şart. Aksi takdirde, kaybeden sadece takım ve taraftar olur. Siz ne düşünüyorsunuz? Sizin takımınızda da böyle "dokunulmazlar" var mı? İsyanımızda haklı mıyız?
Bu işin temelinde, teknik direktörün kendi egosu ve yanlış kararını kabullenememesi yatıyor. Bir oyuncuyu transfer etti, ona güvendi, belki bir iki iyi maç yaptı. Ama artık o günler geride kaldı. Forma düştü, rakibi geçemiyor, pasları hep yanlış yere gidiyor. Ama hocanın gözünde hala o "altın çocuk". Diğer oyuncular, antrenmanda canla başla çalışıp, fırsat bulduğunda iyi işler yapsa bile, o gözde oyuncunun yerine asla geçemiyor. Bu, sadece o formayı hak eden oyuncuya değil, tüm takıma yapılan bir haksızlık.
Böyle bir durum takım moralini ve disiplinini yerle bir eder. Diğer oyuncular ne düşünür? "Ne yaparsam yapayım, hocanın gözdesi oynayacak, benim çabam boşa." Bu düşünce, bir kanser gibi yayılır. Takım içinde huzursuzluk, gruplaşmalar başlar. Kimse için takım çalışmaz, herkes kendi derdine düşer. Adalet yoksa, disiplin de yoktur. Ve disiplinsiz bir takımdan da hiçbir hayır gelmez. Bu, futbolun temel gerçeğidir.
Biz taraftarlar, her şeyi görüyoruz. Stat yuhalıyor, sosyal medyada isyan ediyoruz ama hoca kulaklarını tıkıyor. Taraftar, o formayı terleten her oyuncuyu sever, ama performans ve adalet karşılığında! Bir oyuncu sürekli kötü oynayıp oynamaya devam ediyorsa, ona değil, bu adaletsizliği yaratan yönetime ve teknik ekime kızıyoruz. Bu durum, taraftarla kulüp arasına da soğukluk sokar. İnanç kaybolur.
Çözüm çok net: SAĞLIKLI REKABET. Kim forma giymek istiyor? Antrenmanda ve maçta bunu kanıtlasın. Formayı alan, onu korumak için daha çok çalışsın. Düşen performans, otomatik olarak yedek kulübesi veya tribün demek olmalı. Büyük takımların, başarılı takımların temelinde bu yatar. Ferguson'un Manchester United'ında, Guardiola'nın Barcelona'sında gözde oyuncu diye bir şey yoktu. Performans vardı! Haksız mıyım?
Sonuç olarak, bu "gözde oyuncu" meselesi, takımı içten içe kemiren en tehlikeli hastalıklardan biri. Teknik direktörün, duygusal bağları bir kenara bırakıp, akıl ve adaletle hareket etmesi şart. Aksi takdirde, kaybeden sadece takım ve taraftar olur. Siz ne düşünüyorsunuz? Sizin takımınızda da böyle "dokunulmazlar" var mı? İsyanımızda haklı mıyız?