Yapım çalışmaları titizlikle sürdürülen Akkuyu NGS, tamamlandığında Türkiye'nin toplam elektrik tüketiminin yaklaşık olarak yüzde 10'luk bir dilimini tek başına karşılayabilecek kapasiteye sahip olacak. Bu durum, santrali enerji arz güvenliğini güçlendiren en stratejik yatırımlar arasında konumlandırıyor. Proje, Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında 12 Mayıs 2010 tarihinde imzalanan hükümetlerarası anlaşma çerçevesinde, Mersin'in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli bölgesinde hayata geçiriliyor. Santral, her biri 1200 megavat gücünde dört adet reaktörden oluşacak ve toplamda 4 bin 800 megavatlık bir kurulu güce ulaşacak. Türkiye'nin enerji alanındaki en büyük yatırımlarından biri olarak kabul edilen Akkuyu NGS'nin tam kapasiteyle faaliyete geçmesiyle birlikte, yıllık yaklaşık 35 milyar kilovatsaat civarında elektrik üretimi gerçekleştirilmesi öngörülüyor. Bu üretimin, ülkenin doğal gaz ithalatına olan bağımlılığını azaltması ve yıllık yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir tasarruf sağlaması bekleniyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle Akkuyu NGS'de düzenlenen bir etkinlikte konuşan Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şule Ergün, Türkiye'nin enerji politikalarının temel hedeflerinden birinin enerji portföyünü çeşitlendirmek olduğunu belirtti. Bu doğrultuda nükleer enerjinin önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Ergün, nükleer santrallerin yüksek kapasite faktörü sayesinde yılın büyük bir bölümünde kesintisiz elektrik üreten "baz yük" santralleri olduğunu açıkladı. Ergün, rüzgar ve güneş enerjisi gibi değişken üretim yapan kaynakların aksine nükleer enerjinin, enerji sistemini dengeleyen düşük karbonlu bir kaynak olarak öne çıktığına dikkat çekti. Akkuyu NGS'nin de bu özellikleriyle Türkiye'nin enerji sistemine önemli katkılar sağlayacağını ifade eden Ergün, santralin tam kapasiteye ulaşmasıyla ülkenin elektrik talebinin yüzde 10'unun karşılanmasının, ithal doğal gazla üretilen elektriğin bir kısmının yerini alabileceği anlamına geldiğini sözlerine ekledi. Bu bağlamda Akkuyu'nun, sadece yeni bir elektrik üretim tesisi olmanın ötesinde, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini pekiştiren stratejik bir altyapı yatırımı olduğunu vurguladı. Nükleer santrallerin işletme süreçlerinde son derece düşük karbon emisyonuna sahip olduğunu ve sürekli elektrik üretimi kapasitesiyle hem iklim hedeflerine ulaşılmasına katkıda bulunduğunu hem de elektrik sisteminin güvenilirliğini artırdığını belirten Ergün, Türkiye açısından nükleer enerjinin, yenilenebilir enerji yatırımlarını tamamlayıcı bir teknoloji olarak görülebileceğini söyledi. Ergün, meselenin yenilenebilir veya nükleer arasında bir tercih yapmaktan ziyade, düşük karbonlu ve güvenilir bir elektrik sistemi kurabilmek adına, bu teknolojilerin birlikte uyum içinde çalışabileceği dengeli bir üretim portföyü oluşturmak olduğunu değerlendirdi. Türkiye'nin enerji talebinin uzun vadede artış eğilimini sürdüreceğine işaret eden Ergün, enerji sisteminin sadece mevcut ihtiyaçları karşılamakla kalmayıp, gelecekteki talep artışına da yanıt verebilecek şekilde planlanması gerektiğini dile getirdi. Gelecekte planlanan ikinci ve üçüncü nükleer santral projelerinin yalnızca ek elektrik üretim kapasitesi sağlamayacağını belirten Ergün, bu projelerin Türkiye'nin enerji teknolojileri alanında birikim kazanması için de önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti. Birden fazla nükleer santral projesinin hayata geçirilmesinin, tedarik zincirinin gelişmesine, yerli sanayinin belirli ekipman ve hizmet alanlarında uzmanlaşmasına ve insan kaynağının nicelik ve nitelik olarak büyümesine katkı sağlayabileceğini ifade eden Ergün, bu sürecin zamanla Türkiye'de nükleer teknoloji ekosisteminin oluşmasına zemin hazırlayacağını belirtti. Nükleer enerji alanında eğitim veren üniversiteler için gerçek bir santral projesinin varlığının büyük önem taşıdığını vurgulayan Ergün, Akkuyu sayesinde Türkiye'de nükleer mühendislik eğitiminin daha uygulama odaklı bir yapıya kavuşma potansiyeli taşıdığını söyledi. Öğrencilerin artık sadece teorik bilgilerle veya simülasyonlarla yetinmek yerine, gerçek bir nükleer santral projesinin ihtiyaçlarından ve saha deneyimlerinden de doğrudan öğrenebileceklerini ifade etti. Türkiye'nin uzun vadede nükleer enerji alanında kendi teknolojik ekosistemini kurmasının mümkün olduğunu kaydeden Ergün, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Bir ülkenin kısa süre içinde sıfırdan tam bir reaktör tasarımı geliştirmesi kolay bir süreç değildir. Bunun yerine daha modüler bir yaklaşım benimsenerek ilerlenebilir. Üniversiteler, temel araştırmalar ve insan kaynağı yetiştirme konularında kilit bir rol üstlenir. Araştırma merkezleri ise deneysel altyapı ve teknoloji geliştirme alanlarında önemli katkılar sağlar. Sanayi ise kalite güvencesi, üretim kapasitesi ve mühendislik uygulamaları açısından sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu üç aktörün, yani üniversitelerin, araştırma merkezlerinin ve sanayinin birlikte uyum içinde çalışmasıyla, zaman içinde Türkiye'de nükleer teknoloji alanında güçlü ve sürdürülebilir bir ekosistem oluşturulabilir." Akkuyu NGS'nin Türkiye'nin enerji geleceğinde üstleneceği rol hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Bu bağlantı ziyaretçiler için gizlenmiştir. Görmek için lütfen giriş yapın veya üye olun.
|
|