Şöyle düşünün: Hayatın anlamı üzerine kafa yorduğunuz bir dönemde, belki bir kayıptan sonra, belki bir iş değişikliğinde, bir terapistin karşısına oturuyorsunuz. Siz "Ben ne için varım, bu boşluk hissi neden geçmiyor?" diye derdinizi anlatıyorsunuz. O da size dönüp, belki de nazikçe gülümseyerek, "Anlam sizin tarafınızdan yaratılır. Siz sorumlusunuz." diyor.
İçinizden bir ses, "Peki kardeşim, ben bunun için mi para veriyorum sana? Bunu ben de biliyorum!" diye mi haykırıyor? Haklısınız da. Gelin, bu "anlam yaratma" işinin terapideki gerçek karşılığına, biraz felsefe, biraz terapi, bolca da samimiyetle bakalım.
Varoluşun Soğuk Rüzgarı: Özgürlük ve Sorumluluk
İşin kökeni, Jean-Paul Sartre, Viktor Frankl, Irvin Yalom gibi isimlere dayanıyor. Varoluşçuluk, bize şu temel "hediyeyi" verir: mutlak özgürlük. Tanrı, hazır bir kader, evrensel bir kullanma kılavuzu yoksa, her birimiz kendi hayat projemizin mimarıyız. Sartre'ın o meşhur sözü tam da bunu vurur:

Peki Ya Terapist? Sadece Bir Ayna mı?
İşte en çok tartışılan nokta burası. "Kendi anlamını kendin yarat" söylemi, kötü niyetle veya tembellikle kullanıldığında, terapisti işin içinden sıyırabilir. "Benim görevim sana bunu söylemek, gerisi sana kalmış" demek, danışanı yapayalnız bırakmak olur. Bu, terapinin tam kalbine aykırı. Çünkü varoluşçu terapi, iki insanın otantik bir karşılaşmasıdır. Terapist, sizin o anlamı yaratma yolculuğunuzda bir yol arkadaşı, bir düşünce ortağıdır. Size şunu sorar: "Peki bu özgürlük seni nereye götürüyor? Hangi seçimlerin seni sen yapıyor? Bu kaygının altında, aslında neyi çok önemsiyorsun?"
Yani evet, nihai cevabı ve eylemi siz seçersiniz. Ama terapist, o seçimi yapmanız için gereken içgörüyü, cesareti ve bağlantıyı sağlayan kişidir. Boş bir tuval değil, birlikte boyadığınız bir resimdir bu.
Terapist işi savuşturuyorsa, bu varoluşçu terapinin değil, o terapistin sorunudur.
Anlam Arayışı mı, Anlam Yapımı mı?
Burada ince bir ayrım var. Frankl, toplama kampı deneyiminden yola çıkarak, anlamın "keşfedilecek" bir şey olduğunu söyler. Ona göre hayat bize sorular sorar ve biz cevaplarımızı eylemlerimizle veririz. Sartre ise daha radikaldir; anlamı tamamen biz icat ederiz. Varoluşçu terapi, bu iki uç arasında gezinen bir diyalog alanı açar. Belki de anlam, hem keşfettiğimiz hem de inşa ettiğimiz bir şeydir. Terapist, size "İşte anlamın bu!" diye bir hazine haritası vermez. Ama "Şu dağa tırman, bakalım tepeden ne göreceksin?" diyerek, tırmanmanız için gerekli ipi, çekici, cesareti vermeye çalışır.
Peki sizce, "Kendi anlamını yarat" cümlesi, terapide danışana bırakılmış bir bomba mı, yoksa onu güçlendiren bir manifesto mu? Bir terapistin asıl işi, cevapları vermek mi, yoksa doğru soruları sordurmak mıdır?](
Yorumlarda buluşalım!)
İşin kökeni, Jean-Paul Sartre, Viktor Frankl, Irvin Yalom gibi isimlere dayanıyor. Varoluşçuluk, bize şu temel "hediyeyi" verir: mutlak özgürlük. Tanrı, hazır bir kader, evrensel bir kullanma kılavuzu yoksa, her birimiz kendi hayat projemizin mimarıyız. Sartre'ın o meşhur sözü tam da bunu vurur:
Harika, değil mi? Özgürüz! Ama hemen ardından, bu özgürlüğün kaçınılmaz ikizi gelir: sorumluluk. Burada işler ısınmaya başlıyor. Çünkü bu sorumluluk, "hangi marka telefon almalıyım" sorumluluğu değil. "Ben kimim, neye değer veriyorum ve bu boş dünyada nasıl bir iz bırakacağım?" sorumluluğu. İşte bu fikir, varoluşçu terapinin temel taşı. Terapist, size hazır cevaplar, mutluluk reçeteleri sunmaz. Daha ziyade, o boşluğun, o kaygının aslında özgürlüğünüzün kanıtı olduğunu fark etmenize yardım eder. Terapistin işi, acınızı dindirmek değil, onun ne anlama geldiğini birlikte keşfetmektir."İnsan, kendi kendini icat etmek zorundadır."
İşte en çok tartışılan nokta burası. "Kendi anlamını kendin yarat" söylemi, kötü niyetle veya tembellikle kullanıldığında, terapisti işin içinden sıyırabilir. "Benim görevim sana bunu söylemek, gerisi sana kalmış" demek, danışanı yapayalnız bırakmak olur. Bu, terapinin tam kalbine aykırı. Çünkü varoluşçu terapi, iki insanın otantik bir karşılaşmasıdır. Terapist, sizin o anlamı yaratma yolculuğunuzda bir yol arkadaşı, bir düşünce ortağıdır. Size şunu sorar: "Peki bu özgürlük seni nereye götürüyor? Hangi seçimlerin seni sen yapıyor? Bu kaygının altında, aslında neyi çok önemsiyorsun?"
Yani evet, nihai cevabı ve eylemi siz seçersiniz. Ama terapist, o seçimi yapmanız için gereken içgörüyü, cesareti ve bağlantıyı sağlayan kişidir. Boş bir tuval değil, birlikte boyadığınız bir resimdir bu.
Burada ince bir ayrım var. Frankl, toplama kampı deneyiminden yola çıkarak, anlamın "keşfedilecek" bir şey olduğunu söyler. Ona göre hayat bize sorular sorar ve biz cevaplarımızı eylemlerimizle veririz. Sartre ise daha radikaldir; anlamı tamamen biz icat ederiz. Varoluşçu terapi, bu iki uç arasında gezinen bir diyalog alanı açar. Belki de anlam, hem keşfettiğimiz hem de inşa ettiğimiz bir şeydir. Terapist, size "İşte anlamın bu!" diye bir hazine haritası vermez. Ama "Şu dağa tırman, bakalım tepeden ne göreceksin?" diyerek, tırmanmanız için gerekli ipi, çekici, cesareti vermeye çalışır.
Peki sizce, "Kendi anlamını yarat" cümlesi, terapide danışana bırakılmış bir bomba mı, yoksa onu güçlendiren bir manifesto mu? Bir terapistin asıl işi, cevapları vermek mi, yoksa doğru soruları sordurmak mıdır?](