| HuffPost tarafından yapılan görüşmeler, yetersiz koruma planları ve askerlerin "siyasi piyon" olarak kullanıldığı düşüncesinin ordudaki ayrışmayı derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Savaşın başlangıcından bu yana, askeri personelin Vicdan ve Savaş Merkezi gibi kuruluşlara yaptığı başvurularda büyük bir artış gözlemleniyor. Kurum yetkilileri, Mart ayında başvuruların %1000 oranında arttığını ve her gün yeni askerlerin vicdani ret süreçleri hakkında bilgi aldığını belirtiyor. 20 yıllık hizmeti olan bazı rezervistler, kariyerleri boyunca hiç bu kadar çok askerin "İsrail için ölmek istemiyoruz" diyerek ordudan ayrılma yolları aradığına tanık olmadıklarını ifade ediyor. Askerler arasındaki huzursuzluğun en önemli tetikleyicilerinden biri, 28 Şubat'ta İran'ın Minab kasabasındaki bir okula düzenlenen ve 175 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırı oldu. Pentagon'un sorumluluğunda olabileceği değerlendirilen bu olay, pek çok asker için bir kırılma noktası teşkil etti. Özellikle genç askerlerin, ABD'nin Orta Doğu'daki rolüne ve İsrail ile kurulan askeri ortaklığın etik sonuçlarına dair artan şüpheleri, cephedeki moral seviyesini düşürüyor. Birçok asker, hiçbir stratejik faydası olmayan ve kötü planlanmış bir çatışmada hayatlarını riske attıklarına inanıyor. Ordudaki tepkiler sadece dış politika ile sınırlı değil; Savunma Bakanı Pete Hegseth'in ordu içindeki çeşitlilik programlarını kısıtlaması ve akademik iş birliklerini iptal etmesi de personeli rahatsız ediyor. Askerler, yönetimin kendilerini birer "siyasi oyuncağa" dönüştürdüğünü ve eğitim seviyelerinin düşürülerek sadece savaşan araçlar haline getirilmek istendiklerini savunuyor. Deneyimli subaylar ise mevcut durumun, Irak ve Afganistan gibi uzun süreli ve maliyetli bir bataklığa dönüşebileceği konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor. Sizce, bir ülkenin askeri personelinin vicdani ve ahlaki kaygıları, dış politika kararlarını ne ölçüde etkilemelidir? |
|