ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimi, söz konusu gözaltı işlemini, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun bu kişilerin “Yeşil Kart” olarak bilinen daimi ikamet izinlerini iptal etme kararının ardından gerçekleştirdi. Gözaltına alınan kişiler Hamide Süleymani Afşar ve kızı olarak belirtildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, ayrıca Afşar’ın kocasının da ABD’ye girişinin yasaklandığını açıkladı. Bakanlık yaptığı açıklamada, Afşar’ın Instagram hesabını İran rejiminin propagandasını yapmak, Orta Doğu’daki Amerikan askerlerini ve askeri tesislerini hedef alan saldırıları kutlamak ve Devrim Muhafızları’na desteğini ifade etmek için kullandığını iddia etti.
Bu olay, ABD Başkanı Donald Trump’ın, ilk döneminde İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye yönelik suikast kararı hakkında konuştuğu ve Süleymani hayatta olsaydı İran’daki durumun farklı olacağını belirttiği son konuşmasıyla aynı zamana denk geldi.
Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasının hemen ardından, İranlı komutanın kızı Zeynep Süleymani Amerikan iddialarını yalanladı. İran’ın Tesnim haber ajansına konuşan Zeynep Süleymani, “Amerika’da gözaltına alınan kişilerin Şehit Süleymani ile hiçbir bağlantısı yoktur ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iddiası yalandır” ifadelerini kullandı.
Zeynep Süleymani, “O kadar aşağılık ve aciz bir duruma düştüler ki, isminden bile titredikleri Hacı Kasım gibi büyük bir şahsiyet hakkında yalanlar uydurarak dünya kamuoyunun dikkatini İran halkı karşısındaki yenilgilerinden başka yöne çekmeye çalışıyorlar” diyerek sözlerini sürdürdü.
Kasım Süleymani’nin diğer kızı Nergis Süleymani de sosyal medyadan yaptığı paylaşımla duruma tepki gösterdi. Nergis Süleymani, “Bu zavallı kadının Şehit Süleymani ile ilişkilendirilmesi inanılmaz bir durum ve cevap vermeye bile değmez. Bugüne kadar Şehit Süleymani’nin ailesinden veya akrabalarından hiç kimsenin Amerika’da ikameti olmamıştır” açıklamasını yaptı.
Uzmanlar, bu tutuklamaları, İran liderliğiyle bağlantılı kişileri hedef alan daha geniş çaplı bir kampanyanın parçası olarak değerlendiriyor. Nitekim bu ayın başlarında yetkililer, Fatıma Erdeşir Laricani ve eşi Seyyid Kelanter Mutemedi’nin yasal statülerini iptal etmişti.
Merhum Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin kızı olan Fatıma hakkında Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Erdeşir Laricani ve Mutemedi artık Amerika Birleşik Devletleri sınırları içinde bulunmamaktadır ve gelecekte ülkeye girişleri yasaklanmıştır” denildi. Ancak bakanlık, ikametgahların iptal edilme nedenlerine dair herhangi bir detay vermedi.
Geçen yıl yaşanan olaylar ise, sınır dışı operasyonlarının yalnızca İran rejimiyle bağlantılı kişilerle sınırlı kalmadığını, muhalifleri de kapsadığını gösteriyor. İran Dışişleri Bakanlığı’na göre ABD, geçen yıl 175 İranlıyı Tahran’a sınır dışı etti.
[Aralık ve Eylül 2025[/B]’te iki grup halinde gerçekleşen sınır dışı işlemlerinde, sınır dışı edilen bazı kişiler CNN’e yaptıkları açıklamalarda rejim muhalifi oldukları için İran’a dönmelerinin hayatlarını tehlikeye attığını vurgulamıştı.
ABD federal kaynakları, 28 Haziran’da Fox News’e yaptıkları açıklamada, göçmenlik ve gümrük memurlarının bir hafta içinde ülkenin çeşitli bölgelerinde 130 İran vatandaşını gözaltına aldığını, o dönemde kurumun gözaltı merkezlerindeki İranlı sayısının 670’e yükseldiğini belirtmişti.
Amerikan CBS televizyonunun 2 Nisan’da, eşcinsel eğilimleri olan iki İranlı erkeğin sığınma başvurularının reddedilmesinin ardından ABD’de belirsiz bir gelecekle karşı karşıya kaldıklarını bildirmesi de bu iddiaları destekliyor.
Amerikan Göç Konseyi Göç Adaleti Kampanyası Direktörü Rebekah Wolf, bu iki adamın ABD ile İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarının başlamasından önce zaten 3 kez İran’a sınır dışı edilmenin eşiğine geldiğini ifade etti. Wolf, “Sınır dışı edileceklerinin bildirildiği hazırlık aşamasında bir gözaltı merkezine nakledildiler ve sınır dışı edilme tarihlerini bekliyorlar” dedi.
ABD’li yetkililer, devam eden savaşın ortasında sığınma başvurularının başarısız olması halinde bu kişilerin sınır dışı edilme ihtimalleri hakkında herhangi bir açıklama yapmadı.
Aynı bağlamda Fox News; Başkan Trump’ın geçen mart ayında Kuzey Amerika’da faaliyet gösterebilecek “İran uyuyan hücreleri” hakkında yaptığı uyarıların ardından, Kanada’daki muhalefet milletvekillerinin kendi hükümetlerini Tahran rejimiyle bağlantılı ajanların ülkede kalmasına izin vermekle suçladığını bildirdi.
Habere göre Muhafazakarlar, Kanada hükümetinden İranlı rejim yetkililerine yönelik sınır dışı etme kararlarını acilen uygulamasını, Tahran’la bağlantılı finans ağlarını çökertmesini ve “Yabancı Etki Kaydı”nın oluşturulmasını talep ediyor.
Kanada merkezli Global News’in yakın tarihli bir raporunda da üst düzey İranlı hükümet yetkililerinin yurt dışına taşındığı, aralarında çocuklarıyla birlikte Kanada’ya yerleştiği iddia edilen 20’den fazla kişinin bulunduğu belirtildi.
Raporda, Kanada Sınır Hizmetleri Ajansı’nın 2022’den bu yana bu kişileri sınır dışı etmeye çalıştığı ancak pek başarılı olamadığı; şu ana kadar sadece bir kişinin sınır dışı edildiği, diğerlerinin ise duruşma beklediği kaydedildi.
Rapor özellikle İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın oğlu İshak Kalibaf’a odaklanarak, onun Kanada’ya göç etmek için iki kez başvurduğunu ve son başvurusunun 2024’te reddedildiğini belirtti.
İshak Kalibaf’ın Avustralya’daki bir üniversitede eğitim gördüğünü, tatillerini Milano, Paris, Amsterdam, Zürih, Dubai ve İstanbul’da geçirdiğini ve ardından gözünü Kanada’ya diktiğini belirten rapor, bu yaşam tarzının babasının savunduğu değerlerle çeliştiğine dikkat çekti.
Göç etme girişiminin ortaya çıkmasının ardından aktivistler, Ottawa’nın onun Kanada’ya girişini yasaklamasını talep eden bir imza kampanyası başlattı. Şubat 2024’te dönemin Göçmenlik Bakanı Marc Miller, Kalibaf’ın daimi ikamet başvurusunu reddettiklerini açıkladı.
Bunun öncesinde, Avustralya makamlarından İshak’ın sınır dışı edilmesini talep eden çevrimiçi bir imza kampanyası 125 binden fazla imza toplamıştı. Dilekçede İshak, “bariz eşitsizliğin ve adaletsizliğin” vücut bulmuş hali olarak nitelendirilerek, “Sıradan İranlılar özgürlük için mücadele ederken, bu kişilerin yaşam tarzlarının güvence altına alınması kabul edilemez” denildi.
Sizce yurt dışındaki İranlılara yönelik bu tür gözaltı ve sınır dışı uygulamaları, siyasi gerilimlerin bir uzantısı mı yoksa meşru güvenlik önlemleri mi?
ABD Dışişleri Bakanlığı, ayrıca Afşar’ın kocasının da ABD’ye girişinin yasaklandığını açıkladı. Bakanlık yaptığı açıklamada, Afşar’ın Instagram hesabını İran rejiminin propagandasını yapmak, Orta Doğu’daki Amerikan askerlerini ve askeri tesislerini hedef alan saldırıları kutlamak ve Devrim Muhafızları’na desteğini ifade etmek için kullandığını iddia etti.
Bu olay, ABD Başkanı Donald Trump’ın, ilk döneminde İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye yönelik suikast kararı hakkında konuştuğu ve Süleymani hayatta olsaydı İran’daki durumun farklı olacağını belirttiği son konuşmasıyla aynı zamana denk geldi.
Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasının hemen ardından, İranlı komutanın kızı Zeynep Süleymani Amerikan iddialarını yalanladı. İran’ın Tesnim haber ajansına konuşan Zeynep Süleymani, “Amerika’da gözaltına alınan kişilerin Şehit Süleymani ile hiçbir bağlantısı yoktur ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iddiası yalandır” ifadelerini kullandı.
Zeynep Süleymani, “O kadar aşağılık ve aciz bir duruma düştüler ki, isminden bile titredikleri Hacı Kasım gibi büyük bir şahsiyet hakkında yalanlar uydurarak dünya kamuoyunun dikkatini İran halkı karşısındaki yenilgilerinden başka yöne çekmeye çalışıyorlar” diyerek sözlerini sürdürdü.
Kasım Süleymani’nin diğer kızı Nergis Süleymani de sosyal medyadan yaptığı paylaşımla duruma tepki gösterdi. Nergis Süleymani, “Bu zavallı kadının Şehit Süleymani ile ilişkilendirilmesi inanılmaz bir durum ve cevap vermeye bile değmez. Bugüne kadar Şehit Süleymani’nin ailesinden veya akrabalarından hiç kimsenin Amerika’da ikameti olmamıştır” açıklamasını yaptı.
Uzmanlar, bu tutuklamaları, İran liderliğiyle bağlantılı kişileri hedef alan daha geniş çaplı bir kampanyanın parçası olarak değerlendiriyor. Nitekim bu ayın başlarında yetkililer, Fatıma Erdeşir Laricani ve eşi Seyyid Kelanter Mutemedi’nin yasal statülerini iptal etmişti.
Merhum Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin kızı olan Fatıma hakkında Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Erdeşir Laricani ve Mutemedi artık Amerika Birleşik Devletleri sınırları içinde bulunmamaktadır ve gelecekte ülkeye girişleri yasaklanmıştır” denildi. Ancak bakanlık, ikametgahların iptal edilme nedenlerine dair herhangi bir detay vermedi.
Geçen yıl yaşanan olaylar ise, sınır dışı operasyonlarının yalnızca İran rejimiyle bağlantılı kişilerle sınırlı kalmadığını, muhalifleri de kapsadığını gösteriyor. İran Dışişleri Bakanlığı’na göre ABD, geçen yıl 175 İranlıyı Tahran’a sınır dışı etti.
[Aralık ve Eylül 2025[/B]’te iki grup halinde gerçekleşen sınır dışı işlemlerinde, sınır dışı edilen bazı kişiler CNN’e yaptıkları açıklamalarda rejim muhalifi oldukları için İran’a dönmelerinin hayatlarını tehlikeye attığını vurgulamıştı.
ABD federal kaynakları, 28 Haziran’da Fox News’e yaptıkları açıklamada, göçmenlik ve gümrük memurlarının bir hafta içinde ülkenin çeşitli bölgelerinde 130 İran vatandaşını gözaltına aldığını, o dönemde kurumun gözaltı merkezlerindeki İranlı sayısının 670’e yükseldiğini belirtmişti.
Amerikan CBS televizyonunun 2 Nisan’da, eşcinsel eğilimleri olan iki İranlı erkeğin sığınma başvurularının reddedilmesinin ardından ABD’de belirsiz bir gelecekle karşı karşıya kaldıklarını bildirmesi de bu iddiaları destekliyor.
Amerikan Göç Konseyi Göç Adaleti Kampanyası Direktörü Rebekah Wolf, bu iki adamın ABD ile İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarının başlamasından önce zaten 3 kez İran’a sınır dışı edilmenin eşiğine geldiğini ifade etti. Wolf, “Sınır dışı edileceklerinin bildirildiği hazırlık aşamasında bir gözaltı merkezine nakledildiler ve sınır dışı edilme tarihlerini bekliyorlar” dedi.
ABD’li yetkililer, devam eden savaşın ortasında sığınma başvurularının başarısız olması halinde bu kişilerin sınır dışı edilme ihtimalleri hakkında herhangi bir açıklama yapmadı.
Aynı bağlamda Fox News; Başkan Trump’ın geçen mart ayında Kuzey Amerika’da faaliyet gösterebilecek “İran uyuyan hücreleri” hakkında yaptığı uyarıların ardından, Kanada’daki muhalefet milletvekillerinin kendi hükümetlerini Tahran rejimiyle bağlantılı ajanların ülkede kalmasına izin vermekle suçladığını bildirdi.
Habere göre Muhafazakarlar, Kanada hükümetinden İranlı rejim yetkililerine yönelik sınır dışı etme kararlarını acilen uygulamasını, Tahran’la bağlantılı finans ağlarını çökertmesini ve “Yabancı Etki Kaydı”nın oluşturulmasını talep ediyor.
Kanada merkezli Global News’in yakın tarihli bir raporunda da üst düzey İranlı hükümet yetkililerinin yurt dışına taşındığı, aralarında çocuklarıyla birlikte Kanada’ya yerleştiği iddia edilen 20’den fazla kişinin bulunduğu belirtildi.
Raporda, Kanada Sınır Hizmetleri Ajansı’nın 2022’den bu yana bu kişileri sınır dışı etmeye çalıştığı ancak pek başarılı olamadığı; şu ana kadar sadece bir kişinin sınır dışı edildiği, diğerlerinin ise duruşma beklediği kaydedildi.
Rapor özellikle İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın oğlu İshak Kalibaf’a odaklanarak, onun Kanada’ya göç etmek için iki kez başvurduğunu ve son başvurusunun 2024’te reddedildiğini belirtti.
İshak Kalibaf’ın Avustralya’daki bir üniversitede eğitim gördüğünü, tatillerini Milano, Paris, Amsterdam, Zürih, Dubai ve İstanbul’da geçirdiğini ve ardından gözünü Kanada’ya diktiğini belirten rapor, bu yaşam tarzının babasının savunduğu değerlerle çeliştiğine dikkat çekti.
Göç etme girişiminin ortaya çıkmasının ardından aktivistler, Ottawa’nın onun Kanada’ya girişini yasaklamasını talep eden bir imza kampanyası başlattı. Şubat 2024’te dönemin Göçmenlik Bakanı Marc Miller, Kalibaf’ın daimi ikamet başvurusunu reddettiklerini açıkladı.
Bunun öncesinde, Avustralya makamlarından İshak’ın sınır dışı edilmesini talep eden çevrimiçi bir imza kampanyası 125 binden fazla imza toplamıştı. Dilekçede İshak, “bariz eşitsizliğin ve adaletsizliğin” vücut bulmuş hali olarak nitelendirilerek, “Sıradan İranlılar özgürlük için mücadele ederken, bu kişilerin yaşam tarzlarının güvence altına alınması kabul edilemez” denildi.
Sizce yurt dışındaki İranlılara yönelik bu tür gözaltı ve sınır dışı uygulamaları, siyasi gerilimlerin bir uzantısı mı yoksa meşru güvenlik önlemleri mi?