AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, katıldığı bir televizyon programında, dünyanın bir numaralı gündem maddesi olan ABD-İsrail ve İran arasındaki gerilime ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Çelik, taraflar arasında bir aydan uzun süredir devam eden savaş durumunu değerlendirdi.
Çelik, bir yanda İsrail'in başını çektiği ve Amerika içinde de karşılığı bulunan bir savaş lobisinin bulunduğunu ifade etti. Bu lobinin, sürecin sürmesi ve hedefin rejimin tamamen değişmesi olduğunu savunduğunu belirtti. Öte yandan, bu işe hiç girilmemesi veya bir yerde durması gerektiğini söyleyen başka bir lobinin de var olduğunu ve bu iki yapının kendi içinde mücadele ettiğini aktardı.
Bir taraftan 'bir gecede yok etmekten' söz edilirken, diğer taraftan yoğun bir kağıt trafiği yaşandığını kaydeden Çelik, ancak bu trafiğin savaş çıkmadan önce olsaydı anlamlı olabileceğini vurguladı. Çelik, "Devlet başkanı öldürülmüş, bombalanmış, ağır bir saldırıya uğramış bir İran'ın kabul edebileceği bir çerçeve değil bu" diyerek durumun ciddiyetine işaret etti.
İran'ın talebinin öncelikle geçici bir ateşkes değil, kalıcı bir barış olduğunu belirten Çelik, sürecin kademeli değil, iki tarafın da aynı anda aynı noktaya gelmesiyle çözülmesini istediklerini dile getirdi. İran'ın, maruz kaldığı ağır zararın nasıl tazmin edileceğini ve saldırıların telafisinin ne olacağını sorguladığını ifade etti.
Çelik, İran'ın iki kez müzakere masasında iken saldırıya uğradığını hatırlattı. Şimdi İran'ın sorduğu sorunun, yarın geçici bir ateşkes olursa, bunun üzerinden daha ağır bir saldırı gelmeyeceğinin garantisinin ne olduğu yönünde olduğunu söyledi. Bu soruya mutlaka cevap verilmesi gerektiğini, çünkü uluslararası hukuka aykırı bir durum ve Birleşmiş Milletler kararı olmadan, Umman'ın arabuluculuğunda müzakereler sürerken bir ülkeye saldırıldığını vurguladı.
Konunun artık bir bölge meselesi haline geldiğini kaydeden Çelik, Amerika ve İsrail'in haksız saldırganlığından sonra İran'ın verdiği cevapların da bölge ülkelerine yönelik saldırılara dönüştüğünü belirtti. Buradan çıkış yolunun, bölgesel bir güvenlik mimarisinin de masada olmasından geçtiğini ve bunun artık kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Nükleer sürecin iyi bir noktaya bağlanmışken, ilk döneminde Başkan Trump tarafından ortadan kaldırıldığını anlatan Çelik, bunun arkasında, o günden beri durumu fiziksel bir saldırıya dönüştürmek isteyen İsrail'deki savaş lobisinin olduğunu savundu. Bu anlaşmanın, İran'ın devrimden 25 yıl sonra yaptığı ilk uluslararası anlaşma olduğunu ve İran'ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumu üçüncü bir ülkeye devretmeye razı olduğunu hatırlattı.
Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Lula sohbet ederken, yaklaşan savaşın ayak seslerinin duyulduğunu aktardı. Sayın Lula'nın 'Burada ne yapabiliriz?' diye sorduğunda, o eski toplantının aklına geldiğini ve aslında o gün işin hallolduğunu, Trump tarafından bozulmasaydı nükleer silah ile nükleer enerji kısmının ayrılmış ve İran'ın denetime açılmış olacağını belirtti.
Eğer Umman yerine Türkiye arabuluculuk yapsaydı, tarafların masadan bu kadar kolay kalkamayacağını dile getiren Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İran dosyasına hakimiyetinin, şu anda dünyadaki hiçbir devlet başkanında olmadığını öne sürdü. Demokratik seçimlerle iş başına gelmiş liderler içinde en tecrübelisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu ifade etti.
Diplomasinin rakip veya düşmanla yapıldığını vurgulayan Çelik, masaya oturmuş birinin tepesine bomba yağdırmanın ve devlet başkanını öldürmenin, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin artık kalktığı anlamına geldiğini söyledi. Artık kimsenin bu düzenin varlığından bahsedemeyeceğini kaydetti.
İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin sarsıldığını, hatta kalktığını daha önce söylediklerini hatırlatan Çelik, NATO'nun kurulduğu dönemden bu yana en temel göstergelerden birinin Japonya ve Almanya'nın silahsızlanması olduğunu, ancak bugün bu dikişlerin patladığını gördüklerini ifade etti.
"Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğamıyor, şimdi canavarlar zamanı" diyen Çelik, bugün hiçbir kuralın kalmadığını, devlet başkanlarının öldürüldüğünü veya kaçırıldığını söyledi. Barışın teminatının kurala dayalı düzen olduğunu, ancak şu an kimsenin kurala dayalı bir düzen var diyemeyeceğini belirtti.
Burada mağdur tarafın İran olduğunu, saldırgan tarafın ise Amerika-İsrail tarafı olduğunu tekrarlayan Çelik, bunun bir ilke meselesi olduğunu ve bunu söylemekten geri adım atmayacaklarını vurguladı.
Siyasi mezhepçiliğin bölge için bir felaket olduğunu dile getiren Çelik, mazlumun mezhebine bakmadıklarını ve siyasi mezhepçiliği kategorik olarak reddettiklerini ifade etti. İran'ın kendisine saldıranlara cevap vermesinin ve meşru müdafaa hakkını kullanmasının önünde kimsenin duramayacağını, ancak komşu ülkelere füze gönderilmesinin tabloyu değiştirdiğini söyledi.
En korktukları senaryonun bu olduğunu, saldırganlığın tarafında olmayan kardeş ülkeler arasında çatışmanın derinleşmesinin, tam da İsrail'in istediği ortamı yaratacağını belirtti.
Netanyahu'nun 7 Ekim'den sonra 'Orta Doğu haritası değişecektir' dediğini hatırlatan Çelik, onun kafasındaki Siyonist planı hayata geçirmek için zemin bulduğunu düşündüğünü aktardı. Netanyahu'nun 'Davut Koridoru'nu kuracağız' diyerek dini kavramları kullandığını ve 'Hz. İsa'nın Cengiz Han karşısında hiçbir şansı yoktur' diyerek büyük bir hadsizliğe imza attığını ifade etti. Bu zihniyetin küresel düzeyde gıdadan enerjiye büyük bir kriz oluşturduğunu sözlerine ekledi.
Liberal demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, hukuk devleti gibi kavramlar hakkında en çok yayın yapmış ülkelerin sustuğu bir noktada olduğumuzu belirten Çelik, Batı'nın siyasi literatürünün bu vahşet karşısında çöktüğünü kaydetti.
Sizce bölgede kalıcı bir barışı sağlamak için atılması gereken en acil adım nedir?
Çelik, bir yanda İsrail'in başını çektiği ve Amerika içinde de karşılığı bulunan bir savaş lobisinin bulunduğunu ifade etti. Bu lobinin, sürecin sürmesi ve hedefin rejimin tamamen değişmesi olduğunu savunduğunu belirtti. Öte yandan, bu işe hiç girilmemesi veya bir yerde durması gerektiğini söyleyen başka bir lobinin de var olduğunu ve bu iki yapının kendi içinde mücadele ettiğini aktardı.
Bir taraftan 'bir gecede yok etmekten' söz edilirken, diğer taraftan yoğun bir kağıt trafiği yaşandığını kaydeden Çelik, ancak bu trafiğin savaş çıkmadan önce olsaydı anlamlı olabileceğini vurguladı. Çelik, "Devlet başkanı öldürülmüş, bombalanmış, ağır bir saldırıya uğramış bir İran'ın kabul edebileceği bir çerçeve değil bu" diyerek durumun ciddiyetine işaret etti.
İran'ın talebinin öncelikle geçici bir ateşkes değil, kalıcı bir barış olduğunu belirten Çelik, sürecin kademeli değil, iki tarafın da aynı anda aynı noktaya gelmesiyle çözülmesini istediklerini dile getirdi. İran'ın, maruz kaldığı ağır zararın nasıl tazmin edileceğini ve saldırıların telafisinin ne olacağını sorguladığını ifade etti.
Çelik, İran'ın iki kez müzakere masasında iken saldırıya uğradığını hatırlattı. Şimdi İran'ın sorduğu sorunun, yarın geçici bir ateşkes olursa, bunun üzerinden daha ağır bir saldırı gelmeyeceğinin garantisinin ne olduğu yönünde olduğunu söyledi. Bu soruya mutlaka cevap verilmesi gerektiğini, çünkü uluslararası hukuka aykırı bir durum ve Birleşmiş Milletler kararı olmadan, Umman'ın arabuluculuğunda müzakereler sürerken bir ülkeye saldırıldığını vurguladı.
Konunun artık bir bölge meselesi haline geldiğini kaydeden Çelik, Amerika ve İsrail'in haksız saldırganlığından sonra İran'ın verdiği cevapların da bölge ülkelerine yönelik saldırılara dönüştüğünü belirtti. Buradan çıkış yolunun, bölgesel bir güvenlik mimarisinin de masada olmasından geçtiğini ve bunun artık kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Nükleer sürecin iyi bir noktaya bağlanmışken, ilk döneminde Başkan Trump tarafından ortadan kaldırıldığını anlatan Çelik, bunun arkasında, o günden beri durumu fiziksel bir saldırıya dönüştürmek isteyen İsrail'deki savaş lobisinin olduğunu savundu. Bu anlaşmanın, İran'ın devrimden 25 yıl sonra yaptığı ilk uluslararası anlaşma olduğunu ve İran'ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumu üçüncü bir ülkeye devretmeye razı olduğunu hatırlattı.
Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Lula sohbet ederken, yaklaşan savaşın ayak seslerinin duyulduğunu aktardı. Sayın Lula'nın 'Burada ne yapabiliriz?' diye sorduğunda, o eski toplantının aklına geldiğini ve aslında o gün işin hallolduğunu, Trump tarafından bozulmasaydı nükleer silah ile nükleer enerji kısmının ayrılmış ve İran'ın denetime açılmış olacağını belirtti.
Eğer Umman yerine Türkiye arabuluculuk yapsaydı, tarafların masadan bu kadar kolay kalkamayacağını dile getiren Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İran dosyasına hakimiyetinin, şu anda dünyadaki hiçbir devlet başkanında olmadığını öne sürdü. Demokratik seçimlerle iş başına gelmiş liderler içinde en tecrübelisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu ifade etti.
Diplomasinin rakip veya düşmanla yapıldığını vurgulayan Çelik, masaya oturmuş birinin tepesine bomba yağdırmanın ve devlet başkanını öldürmenin, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin artık kalktığı anlamına geldiğini söyledi. Artık kimsenin bu düzenin varlığından bahsedemeyeceğini kaydetti.
İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin sarsıldığını, hatta kalktığını daha önce söylediklerini hatırlatan Çelik, NATO'nun kurulduğu dönemden bu yana en temel göstergelerden birinin Japonya ve Almanya'nın silahsızlanması olduğunu, ancak bugün bu dikişlerin patladığını gördüklerini ifade etti.
"Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğamıyor, şimdi canavarlar zamanı" diyen Çelik, bugün hiçbir kuralın kalmadığını, devlet başkanlarının öldürüldüğünü veya kaçırıldığını söyledi. Barışın teminatının kurala dayalı düzen olduğunu, ancak şu an kimsenin kurala dayalı bir düzen var diyemeyeceğini belirtti.
Burada mağdur tarafın İran olduğunu, saldırgan tarafın ise Amerika-İsrail tarafı olduğunu tekrarlayan Çelik, bunun bir ilke meselesi olduğunu ve bunu söylemekten geri adım atmayacaklarını vurguladı.
Siyasi mezhepçiliğin bölge için bir felaket olduğunu dile getiren Çelik, mazlumun mezhebine bakmadıklarını ve siyasi mezhepçiliği kategorik olarak reddettiklerini ifade etti. İran'ın kendisine saldıranlara cevap vermesinin ve meşru müdafaa hakkını kullanmasının önünde kimsenin duramayacağını, ancak komşu ülkelere füze gönderilmesinin tabloyu değiştirdiğini söyledi.
En korktukları senaryonun bu olduğunu, saldırganlığın tarafında olmayan kardeş ülkeler arasında çatışmanın derinleşmesinin, tam da İsrail'in istediği ortamı yaratacağını belirtti.
Netanyahu'nun 7 Ekim'den sonra 'Orta Doğu haritası değişecektir' dediğini hatırlatan Çelik, onun kafasındaki Siyonist planı hayata geçirmek için zemin bulduğunu düşündüğünü aktardı. Netanyahu'nun 'Davut Koridoru'nu kuracağız' diyerek dini kavramları kullandığını ve 'Hz. İsa'nın Cengiz Han karşısında hiçbir şansı yoktur' diyerek büyük bir hadsizliğe imza attığını ifade etti. Bu zihniyetin küresel düzeyde gıdadan enerjiye büyük bir kriz oluşturduğunu sözlerine ekledi.
Liberal demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, hukuk devleti gibi kavramlar hakkında en çok yayın yapmış ülkelerin sustuğu bir noktada olduğumuzu belirten Çelik, Batı'nın siyasi literatürünün bu vahşet karşısında çöktüğünü kaydetti.
Sizce bölgede kalıcı bir barışı sağlamak için atılması gereken en acil adım nedir?