Daha önce Münih ve Stuttgart yerel mahkemeleri de aynı davayı reddetmişti. Karlsruhe'de bulunan Federal Adalet Mahkemesi, bu yerel mahkeme kararlarını onaylayarak davanın hukuki sürecini sonlandırdı.
Davacı taraf, davanın dayanağı olarak Almanya Federal Anayasa Mahkemesi'nin 2021 yılında verdiği tarihi bir kararı gösteriyordu. Söz konusu 2021 kararı, iklim koruma önlemlerinin yetersiz olduğuna hükmetmiş ve gelecek kuşakların özgürlüklerini korumak için daha güçlü politikalar gerektiğini vurgulamıştı.
Ancak, mevcut davaya bakan yüksek mahkeme, anayasa mahkemesinin belirlediği bu yükümlülüklerin özel şirketlere doğrudan uygulanamayacağı görüşünü benimsedi. Mahkeme, iklim hedeflerine yönelik düzenlemelerin yargı organları yerine yasama organının sorumluluğunda olduğu değerlendirmesini yaptı.
Dava sürecinde şirketler de benzer bir savunma yaparak, bu tür düzenlemelerin doğrudan yargı yoluyla dayatılamayacağını ileri sürmüştü. Mahkeme, bireylerin veya derneklerin özel şirketlere karşı doğrudan bu tür yasak talepleriyle hukuken başarılı olamayacağına karar verdi.
Mahkeme Başkanı Stephan Seiters, şirket faaliyetlerinin bireylerin temel haklarını ihlal ettiği iddiası için yeterli hukuki temel bulunmadığını açıkladı. Bu karar, Avrupa'daki iklim davaları açısından önemli bir emsal teşkil ediyor.
Hukuk çevreleri, bu nihai kararın kıta genelinde şirketlere karşı açılan benzer iklim davalarında mahkemelerin yaklaşımını önemli ölçüde etkileyebileceğini belirtiyor. Karar, iklim aktivizmi ile şirket özerkliği arasındaki hukuki sınırları yeniden çizmiş oldu.
Sizce iklim değişikliğiyle mücadelede yasal zorunluluklar getirilmesi gereken asıl sorumlu taraf yasama organları mı, yoksa mahkemeler de şirketlere doğrudan yükümlülükler dayatabilir mi?