Arkadaşlar, durum çok vahim. Tribünlerin sesi kısılıyor, sahaya en yakın yerler zenginlere satılıyor, gerçek taraftar giderek uzaklaştırılıyor. Kulüplerin gözü o kadar para hırsıyla dolmuş ki, stadyum denen o kutsal ateşin yandığı yerleri, ruhsuz, steril, beton mezarlara çeviriyorlar. Hadi gelin bu rezaleti konuşalım!
Para İçin Satılan Ruh
VIP" diye diye stadyumun kalbini söküp atıyorlar. En ön sıralar, 90 dakika boyunca telefonuyla oynayan, maçın heyecanını yaşamaktan aciz insanlarla dolu. Onlar için maç, sosyalleşme aracı sadece. Oysa bizim için nefes almak, haykırmak, ağlamak... Tribün kültürü bir pazarlama ürünü haline getirildi. "Daha çok bilet geliri" diye, stadyumun ruhunu sattılar.
Susturulan Tribünler
Bir de şu ses kısma rezaleti var! Taraftar coştu mu, hemen hoparlörlerden müzik basılıyor veya anons yapılıyor. Amacı belli: Kontrol altında tutmak. Stadyum, taraftarın duygularını özgürce yaşayacağı bir alan olmaktan çıkıp, disiplinli bir tüketim alanına dönüştürülüyor. Biz ki maçın 12. adamıyız, bizi susturarak neyin zaferini kazanıyorsunuz?
Uzaklaştırılan Sadık Taraftar
En acısı da bu. Yıllardır takımının peşinden koşan, en zor deplasmana giden, ekonomik durumu el vermese de bir bilet bulup tribüne koşan sadık taraftar, artık stadyuma giremiyor. Fiyatlar uçtu. Aile tribünü, gençlik kartı gibi uygulamalar yetersiz. Sonuç? Stadyumlar, gerçek tutkunun yerini, "bir kere gidip Instagram'a hikaye atacak" insanlarla doluyor. Bu ihanettir!
Ne Yapmalı?
Kulüpler şunu anlamalı: Stadyumun ruhu, taraftardır. O ruh olmazsa, o stadyum beton yığınıdır. Daha fazla para kazanayım derken, uzun vadede en büyük sermayeleri olan taraftar bağını koparıyorlar. Ucuz bilet kotası artırılmalı, gençlere özel alanlar yapılmalı, tribünler susturulmamalı. Biz olmazsak, o stadyumların hiçbir anlamı kalmaz.
Haksız mıyım? Sizce de stadyumlar giderek soğumuyor mu? Bu gidişata nasıl dur diyeceğiz? Fikirlerinizi bekliyorum!
VIP" diye diye stadyumun kalbini söküp atıyorlar. En ön sıralar, 90 dakika boyunca telefonuyla oynayan, maçın heyecanını yaşamaktan aciz insanlarla dolu. Onlar için maç, sosyalleşme aracı sadece. Oysa bizim için nefes almak, haykırmak, ağlamak... Tribün kültürü bir pazarlama ürünü haline getirildi. "Daha çok bilet geliri" diye, stadyumun ruhunu sattılar.
Bir de şu ses kısma rezaleti var! Taraftar coştu mu, hemen hoparlörlerden müzik basılıyor veya anons yapılıyor. Amacı belli: Kontrol altında tutmak. Stadyum, taraftarın duygularını özgürce yaşayacağı bir alan olmaktan çıkıp, disiplinli bir tüketim alanına dönüştürülüyor. Biz ki maçın 12. adamıyız, bizi susturarak neyin zaferini kazanıyorsunuz?
En acısı da bu. Yıllardır takımının peşinden koşan, en zor deplasmana giden, ekonomik durumu el vermese de bir bilet bulup tribüne koşan sadık taraftar, artık stadyuma giremiyor. Fiyatlar uçtu. Aile tribünü, gençlik kartı gibi uygulamalar yetersiz. Sonuç? Stadyumlar, gerçek tutkunun yerini, "bir kere gidip Instagram'a hikaye atacak" insanlarla doluyor. Bu ihanettir!
Kulüpler şunu anlamalı: Stadyumun ruhu, taraftardır. O ruh olmazsa, o stadyum beton yığınıdır. Daha fazla para kazanayım derken, uzun vadede en büyük sermayeleri olan taraftar bağını koparıyorlar. Ucuz bilet kotası artırılmalı, gençlere özel alanlar yapılmalı, tribünler susturulmamalı. Biz olmazsak, o stadyumların hiçbir anlamı kalmaz.
Haksız mıyım? Sizce de stadyumlar giderek soğumuyor mu? Bu gidişata nasıl dur diyeceğiz? Fikirlerinizi bekliyorum!