Sabah Gazetesi’nin edindiği bilgiye göre, kazanın temel nedeni olarak uçaktaki azot tüpü işaret ediliyor. Söz konusu tüp, yakıt tanklarının patlama riskini azaltmak amacıyla kullanılan “etkisizleştirme sistemi”nin bir parçası olarak biliniyor.
C‑130 tipi uçaklarda, her biri 12 kilogram ağırlığında olan azot tüpleri, genellikle sağ ve sol kanat köküne 2'şer adet monte edilmiş durumda bulunuyor. Farklı konfigürasyonlarda ise bu tüplerin iniş takımı veya burun civarında da yer alabildiği belirtiliyor.
Hazırlanan ön rapora göre, uçağın gövdesi ile kanadın birleştiği noktaya entegre edilen azot tüplerinden birinin, yüksek hızdaki hava akışı nedeniyle bağlantı kelepçesinden kurtulduğu ve ardından uçağın kuyruk bölümüne saplandığı değerlendiriliyor.
Yaşanan bu olağan dışı olayla ilgili olarak, metal yorgunluğu ihtimali üzerinde duruluyor. Pervaneli uçaklarda kanat uçlarının sürekli esnemesinden kaynaklanan mikroskobik çatlakların oluşmuş olabileceği düşünülüyor.
Ayrıca, uçuş sırasındaki esneme ve titreşim nedeniyle azot tankı kuşağının kopma ihtimali de araştırılan senaryolar arasında yer alıyor. Normal koşullarda bu tanklar, çelik kuşaklarla uçağın ana gövde kirişlerine sıkıca sabitlendiği için yerinden fırlamaları beklenmeyen bir durum olarak görülüyor.
Bu nedenle, konunun detaylıca incelenmesi için TUSAŞ ve uçağın imalatçısı olan Lockheed firmasından uzmanlardan oluşan bir ekibin bir araya getirilerek ayrıca bir çalışma yapması planlanıyor.
Sizce bu tür kritik güvenlik sistemlerinde periyodik kontroller daha sıkı hale getirilmeli mi?