20. yüzyılın en çalkantılı dönemlerinde, tarihin akışını belirleyen birkaç nadir insan vardır. Dwight David Eisenhower, bu insanlardan biriydi. Fakat onun hikayesi, sadece Normandiya çıkarmasını yöneten bir general veya Soğuk Savaş'ın başında Beyaz Saray'da oturan bir başkan olmanın çok ötesine uzanır. O, Teksas'ta yoksulluk içinde başlayan, West Point'te şekillenen, Avrupa'nın kanlı çamurlarında sınanan ve nihayetinde dünyayı nükleer bir felaketin eşiğinden döndüren bir liderlik destanının kahramanıdır. Eisenhower, gücü gösterişsiz bir tevazu ile, kararlılığı ise sakin bir iyimserlikle harmanlayan bir karakterdi. Onun "İzin verin, size bir hikaye anlatayım" diye başlayan basit anlatımının ardında, modern dünyanın haritasını çizen devasa stratejik deha yatıyordu. Bu biyografi, "Ike" lakaplı bu sıradışı adamın, nasıl savaş meydanlarının kaosundan, barışın narin dengesini korumaya uzanan eşsiz yolculuğunu anlatıyor. |
|
- Tam Adı: Dwight David "Ike" Eisenhower
- Doğum Tarihi ve Yeri: 14 Ekim 1890, Denison, Teksas, ABD
- Ölüm Tarihi ve Yeri: 28 Mart 1969, Washington, D.C., ABD
- Başlıca Görevleri: ABD'nin 34. Başkanı (1953-1961), II. Dünya Savaşı'nda Müttefik Kuvvetler Başkomutanı, NATO'nun ilk Yüksek Komutanı.
- En Büyük Başarısı: Normandiya Çıkarması (D-Day) dahil Avrupa'daki Müttefik operasyonlarının başarılı yönetimi ve başkanlığı döneminde Soğuk Savaş'ı sıcak çatışmaya dönüştürmeden yöneterek göreceli bir barış ve refah dönemi sağlaması.
- Felsefesi: "Güvenilir Liderlik". Kriz anlarında soğukkanlılık, uzlaşma arayışı ve karmaşık sorunlara pratik, askeri stratejiden ödünç alınmış net çözümler.
Dwight Eisenhower'ın karakteri, Kansas'ın Abilene kasabasının tozlu sokaklarında dövüldü. Yedi erkek kardeşin üçüncüsü olarak, kaynak yokluğunda paylaşmayı, rekabette adaleti ve disiplinde özgürlüğü öğrendi. Ailesi, dini inançları ve sert çalışma etiğiyle ünlü Mennonitlerdendi. Genç "Ike", fiziksel çatışmalardan kaçınmayan, doğal bir liderdi. Tarihe ve askeri stratejiye olan tutkusu, onu West Point Askeri Akademisi'ne yönlendirdi. Ancak burada parlak bir öğrenci olmaktan ziyade, yetenekli bir futbolcu ve sevilen bir sınıf arkadaşı olarak öne çıktı. Kariyerinin ilk yılları, rutin görevler ve hayal kırıklıklarıyla doluydu; I. Dünya Savaşı'na katılamamak onun için büyük bir darbeydi. Fakat bu "kayıp yıllar", onun bir hazinesini keşfetmesini sağladı: General Fox Conner ve daha sonra Douglas MacArthur gibi üstün zekalı komutanların yanında çalışarak, lojistiğin, ittifak diplomasisinin ve geniş ölçekli planlamanın inceliklerini öğrendi. Bu dönem, geleceğin Başkomutanı için fiilen bir yüksek lisans programıydı.
Pearl Harbor saldırısı Amerika'yı savaşa sürüklediğinde, Eisenhower henüz bir savaş deneyimi olmayan, görece tanınmayan bir kurmay subaydı. Ancak Genelkurmay Başkanı George Marshall'ın dikkatini, Filipinler'deki karmaşık durumu analiz eden keskin raporlarıyla çekmişti. Marshall, onun sakin, organize zihnini ve insanları yönetme becerisini fark etti. 1942'de Eisenhower, Avrupa'daki Müttefik operasyonlarının başına getirildi. Görevi sadece Almanları yenmek değil, aynı zamanda kıskançlık, farklı doktrinler ve milli gururlarla dolu bir İngiliz-Amerikan-Fransız koalisyonunu bir arada tutmaktı.
"Liderlik, bir kişiyi, onun kendi iyiliği için, onun görmek istediği yere götürmek sanatıdır. Liderlik, bir kişiyi, herkesin iyiliği için, gitmesi gereken yere götürmektir."
Normandiya Çıkarması, "D-Day", onun liderliğinin doruk noktasıydı. "Overlord Harekâtı"nın nihai sorumluluğu ve 6 Haziran 1944'te harekâtı başlatma ya da erteleme kararı tamamen onun omuzlarındaydı. Fırtınalı havada verdiği "Hadi gidelim" kararı, tarihin seyrini değiştirdi. Eisenhower, başarısızlık ihtimaline karşı hazırladığı, "Çıkarma bütünüyle benim yanlış kararımdan kaynaklandı" diye başlayan mektubu cebinde taşıyordu. Bu, onun muazzam sorumluluk duygusunun ve alçakgönüllülüğünün somut kanıtıydı. Savaşı, politikacıların ve diğer generallerin egolarını yöneterek, her zaman birleştirici bir güç olarak kazandı.
Savaş kahramanı olarak döndüğünde, her iki parti de onu aday göstermek istedi. 1952'de Cumhuriyetçi aday olarak başkanlığa seçilmesi, neredeyse kaçınılmazdı. Başkan Eisenhower, "Modern Cumhuriyetçilik" adını verdiği, sosyal programları koruyan ama federal harcamaları kontrol altına almaya çalışan bir yol izledi. Ancak onun asıl dehası, dış politikada ve stratejik düşüncede ortaya çıktı. Asker kökenli bir başkan olarak, savaşın gerçek yüzünü gördüğü için, onu son çare olarak görüyordu. Soğuk Savaş'ı, pahalı ve tehlikeli bir konvansiyonel veya nükleer çatışmaya dönüştürmek yerine, farklı bir strateji geliştirdi.
İkinci döneminin sonuna doğru, 17 Ocak 1961'de yaptığı veda konuşması, belki de tarihteki en öngörülü ve en çok alıntılanan uyarılardan birini içeriyordu:
"Devasa bir askeri kuruluş ile geniş bir silah endüstrisinin birleşiminden kaynaklanan, plansız gelişmenin yanlış etkilerine karşı tetikte olmalıyız... Askeri-endüstriyel kompleksin, istenmeyen bir şekilde etki kazanma potansiyeli mevcuttur."
Bu sözler, bir ömür boyu ordunun içinde geçirmiş bir adamdan geliyordu ve bu onları daha da güçlü kılıyordu. Aynı konuşmada, "bilim-teknik elitine" karşı da uyarıda bulundu. Diğer yandan, Sovyetler'in Sputnik'ine cevaben, NASA'yı kurdu ve uzay yarışını başlattı. Uluslararası Gerilimi Azaltma için "Açık Skies" (Açık Gökyüzü) politikasını önerdi. Ülke içinde, bugün hala Amerikalıların hayatını etkileyen, 41.000 millik Devletlerarası Karayolu Sistemini inşa etme kararını imzaladı.
Dwight D. Eisenhower, gücü hiçbir zaman yüksek sesle veya teatral bir şekilde kullanmadı. Onun liderliği, bir dağ gibi sağlam ve sakin bir varlık gibiydi. Savaşın en karanlık anlarında umudu, barışın en gergin zamanlarında ise sağduyuyu temsil etti. Abilene'deki genç delikanlıdan, özgür dünyanın kaderini elinde tutan Başkomutan'a uzanan yolculuğu, azim, pratik zeka ve derin bir insanlık duygusuyla örülmüştü. Mirası, sadece zaferlerde veya inşa edilen yollarda değil, gücün tehlikelerine dair bilgece uyarısında ve istikrar arayışında yaşamaya devam ediyor. O, fırtınayı yöneten ve fırtına geçtikten sonra da herkesi sakin sulara yönlendirmeye çalışan adamdı.