Yahu, ne oldu bize? Ekran başına kilitlendiğimiz, nefesimizi tuttuğumuz o görkemli, centilmen ama bir o kadar da kıran kırana geçen derbiler nereye gitti? Şimdi maçtan iki gün önce başlayan, kimin kimi sözlü taciz ettiği, kimin nerede yemek yediği, hangi futbolcunun eski sevgilisi ne dedi gibi magazinel gürültüyle doluyor her yer. Derbinin ruhu, heyecanı, asaleti kayboldu gitti.
Kartal'ın İninde, Kanarya'nın Göğsünde
Rıza Çalımbay'ın delikanlı çıkışları, Metin Tekin'in sihirli ayakları... Karşısında Aykut Kocaman'ın ölüm sessizliğindeki gol sevinci, Tanju Çolak'ın vurduğu goller. İnanılmaz rekabet vardı, ama saygı da vardı. İki takım da sahada savaşır, 90 dakikanın sonunda birbirinin hakkını teslim ederdi. Taraftar da öyle. Şimdi? 90 dakika boyunca küfür ve aşağılama maratonu. O eski görkemli duruş nerede?
Gürültü Çok, Kalite Yok
Artık maçtan önce teknik direktörlerin birbirine attığı sözler, futbolcuların sosyal medya göndermeleri, kulüp başkanlarının çıkışları konuşuluyor. Maçın kendisi, futbolun kalitesi, taktik savaşı ikinci plana atıldı. Sahada Hagi gibi, Alex gibi, Sergen gibi ruhu titreten isimlerin yerini, sürekli pozisyon kaybeden, basit pas hataları yapan, ama sosyal medyada fenomen olan isimler aldı. Futbolun kalitesi düştükçe, magazinel gürültünün sesi yükseldi.
Centilmenlik Müzesi'ne Kaldırıldı
Feyyaz Uçar'ın penaltıyı gole çevirmeyip topu auta atması, Kamuoyunda hala konuşulur. O centilmenlik, o sporculuk anlayışı şimdi müzelik oldu. Şimdi her faulde yuvarlanmalar, her itişmede yüz yüze gelmeler, her karşılaşmada tartışmalar... Hakemler de bu gürültüden nasibini alıyor. VAR'ın ekran başında geçirdiği süre, oyunun akıcı geçtiği süreyi geçiyor neredeyse. Ruh, heyecan, saygı... Hepsi kayıp.
Sonuç olarak, bu derbi artık eskisi gibi içimize işlemiyor. Tribünlerdeki tansiyon sahaya, sahada yaşanan magazin de tribünlere yansıyor. Kısır bir döngü. Biz bu derbiyi bu hale getirdik. Taraftar, medya, yöneticiler... Hepimiz.
Eski günleri özlemekle suçluyorlar bizi. Peki, o günlerin futbolunu, kalitesini, centilmenliğini ve heyecanını neden özlemeyelim? Siz ne dersiniz? Ben mi abartıyorum, yoksa gerçekten Büyük Derbi ruhunu kaybetti mi? Haksız mıyım?
Rıza Çalımbay'ın delikanlı çıkışları, Metin Tekin'in sihirli ayakları... Karşısında Aykut Kocaman'ın ölüm sessizliğindeki gol sevinci, Tanju Çolak'ın vurduğu goller. İnanılmaz rekabet vardı, ama saygı da vardı. İki takım da sahada savaşır, 90 dakikanın sonunda birbirinin hakkını teslim ederdi. Taraftar da öyle. Şimdi? 90 dakika boyunca küfür ve aşağılama maratonu. O eski görkemli duruş nerede?
Artık maçtan önce teknik direktörlerin birbirine attığı sözler, futbolcuların sosyal medya göndermeleri, kulüp başkanlarının çıkışları konuşuluyor. Maçın kendisi, futbolun kalitesi, taktik savaşı ikinci plana atıldı. Sahada Hagi gibi, Alex gibi, Sergen gibi ruhu titreten isimlerin yerini, sürekli pozisyon kaybeden, basit pas hataları yapan, ama sosyal medyada fenomen olan isimler aldı. Futbolun kalitesi düştükçe, magazinel gürültünün sesi yükseldi.
Feyyaz Uçar'ın penaltıyı gole çevirmeyip topu auta atması, Kamuoyunda hala konuşulur. O centilmenlik, o sporculuk anlayışı şimdi müzelik oldu. Şimdi her faulde yuvarlanmalar, her itişmede yüz yüze gelmeler, her karşılaşmada tartışmalar... Hakemler de bu gürültüden nasibini alıyor. VAR'ın ekran başında geçirdiği süre, oyunun akıcı geçtiği süreyi geçiyor neredeyse. Ruh, heyecan, saygı... Hepsi kayıp.
Sonuç olarak, bu derbi artık eskisi gibi içimize işlemiyor. Tribünlerdeki tansiyon sahaya, sahada yaşanan magazin de tribünlere yansıyor. Kısır bir döngü. Biz bu derbiyi bu hale getirdik. Taraftar, medya, yöneticiler... Hepimiz.
Eski günleri özlemekle suçluyorlar bizi. Peki, o günlerin futbolunu, kalitesini, centilmenliğini ve heyecanını neden özlemeyelim? Siz ne dersiniz? Ben mi abartıyorum, yoksa gerçekten Büyük Derbi ruhunu kaybetti mi? Haksız mıyım?