Dışarıdan bakıldığında, İran ekonomisi çoktan çökmüş olması gereken bir yapı gibi algılanabilir. Ancak İran, klasik bir piyasa ekonomisi değil; direnç üzerine inşa edilmiş yarı-kapalı bir sistem ile işlemektedir. Ülke, yıllardır süren uluslararası ambargolarla birlikte yaşamayı öğrenmiş nadir örneklerden biridir.
Peki, İran ekonomisi bugüne kadar nasıl ayakta kalmayı başardı? Öncelikle, petrol hâlâ ülkenin can damarı konumundadır, ancak bu 'arka kapıdan' gerçekleştirilen satışlarla mümkün olmaktadır. Çin başta olmak üzere bazı ülkelere yapılan indirimli ve dolaylı satışlar bir sır değildir.
Bu satışlar için 'gölge filo' adı verilen ve kimliği gizli tankerler kullanılmaktadır. Ambargolar nedeniyle petrol geliri azalsa da asla sıfırlanmamış ve bu kaynak, İran'da ekonomik çarkların dönmesi için can suyu görevi görmüştür.
İran'da bankacılık sistemi dış dünyaya büyük ölçüde kapalıdır. Kontrollü bir kur rejimi mevcuttur ve kritik sektörler devletin ve Devrim Muhafızları'nın elinde bulunmaktadır. Bu yapı, sorunlu görünse de her koşulda ayakta kalmayı başarmaktadır.
Ali Hamaney'in yıllardır savunduğu 'direniş ekonomisi' modeli de bu sistemin önemli sac ayaklarından birini oluşturur. Modelin formülü, ithalatı kısmak, yerli üretimi artırmak ve kendi kendine yetmeye çalışmak şeklinde özetlenebilir. Sonuç, verimsiz ama dayanıklı ve kendine yeten bir ekonomidir.
İran ekonomisinden bahsederken, kayıt dışı ve 'gri ekonomi' olgusunu atlamamak gerekir. Kaçak ticaret, özellikle Irak, Afganistan ve Pakistan hattındaki sınırlardan her gün milyonlarca dolarlık işlem anlamına gelir.
Ödemeler için ise yine milyonlarca dolarlık altın, döviz ve kripto para gibi alternatif kanallar devreye girmektedir. İran halkı ise yıllardır ambargolar, baskılar ve savaşlarla geçen bir hayata alışmış, düşük beklentiye sahip bir toplum haline gelmiştir.
Yüksek enflasyon ve değer kaybeden İran Riyali gibi kronik sorunlar artık sıradan kabul edilmektedir. Halk, düşük refah seviyesine adapte olmuş durumdadır. Bu nedenle, sürekli kriz standardında yaşayan toplumun savaş koşullarına direnci de diğer toplumlara kıyasla daha yüksektir.
Ancak, Hürmüz Boğazı sadece Körfez ülkeleri için değil, İran için de hayati öneme sahiptir. Buradan petrol akışı kesilirse, İran'ın gölge filosu işlevsiz kalabilir.
Ya da ABD ve müttefikleri, bu gizli satışları bir şekilde engeller ve İran'ın can damarı konumundaki arka kapı petrol satışını durdurursa, İran'da ekonomik çarklar eskisi gibi dönemez. İran'ın gelirlerindeki ana damar ciddi bir darbe alır.
Zaten yüksek olan enflasyon, hiperenflasyona dönüşebilir. İran Riyali çok daha hızlı değer kaybeder, işsizlik artar ve gelir dağılımı daha da bozulur. Tüm bunların en kritik sonucu ise sosyal huzursuzluk olacaktır.
Devlet yapısı güçlü olduğu için hızlı bir çöküş beklenmese de, sosyal huzursuzluk, İran'ın dış dünyayla mücadelesinin yanı sıra iç sorunlarının da derinleşmesine neden olabilir.
Özetle, savaş uzadığı takdirde, güçlü olduğu için değil, 'krize alışık' olduğu için ayakta duran İran ekonomisi ağır yara alacaktır.
Sizce İran'ın 'direniş ekonomisi' modeli, Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir krize karşı yeterli dayanıklılığı sağlayabilir mi?
Peki, İran ekonomisi bugüne kadar nasıl ayakta kalmayı başardı? Öncelikle, petrol hâlâ ülkenin can damarı konumundadır, ancak bu 'arka kapıdan' gerçekleştirilen satışlarla mümkün olmaktadır. Çin başta olmak üzere bazı ülkelere yapılan indirimli ve dolaylı satışlar bir sır değildir.
Bu satışlar için 'gölge filo' adı verilen ve kimliği gizli tankerler kullanılmaktadır. Ambargolar nedeniyle petrol geliri azalsa da asla sıfırlanmamış ve bu kaynak, İran'da ekonomik çarkların dönmesi için can suyu görevi görmüştür.
İran'da bankacılık sistemi dış dünyaya büyük ölçüde kapalıdır. Kontrollü bir kur rejimi mevcuttur ve kritik sektörler devletin ve Devrim Muhafızları'nın elinde bulunmaktadır. Bu yapı, sorunlu görünse de her koşulda ayakta kalmayı başarmaktadır.
Ali Hamaney'in yıllardır savunduğu 'direniş ekonomisi' modeli de bu sistemin önemli sac ayaklarından birini oluşturur. Modelin formülü, ithalatı kısmak, yerli üretimi artırmak ve kendi kendine yetmeye çalışmak şeklinde özetlenebilir. Sonuç, verimsiz ama dayanıklı ve kendine yeten bir ekonomidir.
İran ekonomisinden bahsederken, kayıt dışı ve 'gri ekonomi' olgusunu atlamamak gerekir. Kaçak ticaret, özellikle Irak, Afganistan ve Pakistan hattındaki sınırlardan her gün milyonlarca dolarlık işlem anlamına gelir.
Ödemeler için ise yine milyonlarca dolarlık altın, döviz ve kripto para gibi alternatif kanallar devreye girmektedir. İran halkı ise yıllardır ambargolar, baskılar ve savaşlarla geçen bir hayata alışmış, düşük beklentiye sahip bir toplum haline gelmiştir.
Yüksek enflasyon ve değer kaybeden İran Riyali gibi kronik sorunlar artık sıradan kabul edilmektedir. Halk, düşük refah seviyesine adapte olmuş durumdadır. Bu nedenle, sürekli kriz standardında yaşayan toplumun savaş koşullarına direnci de diğer toplumlara kıyasla daha yüksektir.
Ancak, Hürmüz Boğazı sadece Körfez ülkeleri için değil, İran için de hayati öneme sahiptir. Buradan petrol akışı kesilirse, İran'ın gölge filosu işlevsiz kalabilir.
Ya da ABD ve müttefikleri, bu gizli satışları bir şekilde engeller ve İran'ın can damarı konumundaki arka kapı petrol satışını durdurursa, İran'da ekonomik çarklar eskisi gibi dönemez. İran'ın gelirlerindeki ana damar ciddi bir darbe alır.
Zaten yüksek olan enflasyon, hiperenflasyona dönüşebilir. İran Riyali çok daha hızlı değer kaybeder, işsizlik artar ve gelir dağılımı daha da bozulur. Tüm bunların en kritik sonucu ise sosyal huzursuzluk olacaktır.
Devlet yapısı güçlü olduğu için hızlı bir çöküş beklenmese de, sosyal huzursuzluk, İran'ın dış dünyayla mücadelesinin yanı sıra iç sorunlarının da derinleşmesine neden olabilir.
Özetle, savaş uzadığı takdirde, güçlü olduğu için değil, 'krize alışık' olduğu için ayakta duran İran ekonomisi ağır yara alacaktır.
Sizce İran'ın 'direniş ekonomisi' modeli, Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir krize karşı yeterli dayanıklılığı sağlayabilir mi?