Modern tarımın enerji ve gübreye mutlak bağımlı olduğunu vurgulayan Tarakçıoğlu, Körfez ülkelerinin dünyanın küresel azot ihtiyacının yüzde 25’ini karşıladığını belirtti. Pirinç, buğday ve arpa gibi temel tarım ürünlerinin sevkiyatlarının durdurulduğunu ve bunun birçok ülkeyi etkilediğini söyledi.
Tarakçıoğlu, birçok ülkeyi etkileyen bu durumun Körfez ülkelerine bağımlı olmayan Türkiye’yi ise etkilemediğini ifade etti. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in, 28 Şubat’ta başlattığı hava saldırılarıyla başlayan sürecin bölgesel bir askeri çatışmaya dönüşmesiyle Ortadoğu’da tırmanan gerilim, küresel gıda tedarik zincirinin en kritik noktalarından birini tehdit ediyor.
Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması sadece enerji değil, tarım ürünleri ve gübre ticaretini de felç etme potansiyeli taşıyor. Tarakçıoğlu’na göre, enerji kadar kritik olan bir diğer sorun da gübre tedarikidir.
Hürmüz Boğazı’ndan dünya genelinde ticarete konu olan toplam gübre hacminin üçte birinden fazlası geçiyor. Aylık bazda 3 ila 3.9 milyon ton gübre sevkiyatı gerçekleşen bölgeden geçen bu miktarın 1.5 ila 1.8 milyon tonunu sülfür, 1.2 ila 1.5 milyon tonunu ise üre oluşturuyor.
Katar, Suudi Arabistan ve İran, dünyanın en büyük azot gübresi ihracatçıları arasında yer alıyor. Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması durumunda, küresel sülfür arzının yüzde 44’ü, üre arzının ise yüzde 30’u daralabilir.
Sorun, zamanlaması itibarıyla da kritik önem taşıyor. Çiftçilerin ekim sezonuna girdiği bahar ayları, gübre talebinin de en yüksek olduğu dönem. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, tam bu dönemde gübre arzını kesintiye uğratmış durumda.
Mısır gibi temel tarım ürünlerinde gübre arzının kısıtlanması, küresel gıda tedarik zincirinin tamamına yayılabilir. Bölgesel krizlerin tedarik zincirlerinde belirsizlik yarattığını belirten Tarakçıoğlu, bu tür dönemlerde tedarik zincirlerinin esnekliğini artırarak hizmet sürekliliğini korumaya odaklandıklarını söyledi.
Savaşın bölgedeki olası ekonomik yansımalarını değerlendiren Tarakçıoğlu, öncelikle petrolü etkileyeceğini belirtti. Körfez bölgesinden petrol akışı azaldığında fiyatların yükseleceğini, bunun da nakliye maliyetlerini artıracağını ifade etti.
Aynı zamanda petrokimya sektöründe üretilen ürünlerin fiyatlarının yükseleceğini, fabrikaların maliyetlerinin artacağını ve doğalgaz fiyatlarının da yukarı yönde hareket edeceğini kaydetti. Tüm bu unsurların dünya genelinde enflasyonu doğrudan tetikleyebileceğini vurguladı.
Petrole bağımlı ülkelerde ciddi krizler yaşanabileceğine dikkat çeken Tarakçıoğlu, özellikle petrol ithal eden Asya ülkelerinin bu durumdan çok daha fazla etkilenebileceğini söyledi. Eğer Körfez’den petrol çıkışı durursa, bu ülkelerde ciddi sıkıntılar ortaya çıkabileceğini ve hatta bazı ülkelerde benzin kuyruklarının başladığına dair haberler görüldüğünü aktardı.
Türkiye açısından ise tablonun biraz farklı olduğunu ifade eden Tarakçıoğlu, Türkiye’nin Körfez’e tamamen bağımlı bir ülke olmadığını belirtti. Azerbaycan’dan gelen Bakü–Tiflis–Ceyhan hattı, Rusya’dan gelen hatlar ve Kuzey Irak’tan sağlanan tedarikin bulunduğunu kaydetti.
Ayrıca Libya ve Cezayir’den de petrol geldiğini söyleyerek, Türkiye’nin enerji tedarikinde Körfez’e bağımlılığının sınırlı olduğunu vurguladı. Türkiye’nin bir Akdeniz ülkesi olduğunu ve tedarikini daha çok bu hatlar üzerinden sağladığını ifade etti.
Malezya gibi uzak bölgelerden gelen bazı ürünlerin Kızıldeniz üzerinden veya Afrika’nın etrafından taşındığı için maliyet ve sürenin artabileceğini, ancak Türkiye’nin genel gıda arzında ciddi bir sıkıntı beklenmediğini belirtti.
Akdeniz’de bir savaş olmadığı sürece Türkiye’nin gıda güvenliği açısından büyük bir risk görünmediğini dile getiren Tarakçıoğlu, Avrupa için ise aynı şeyi söylemenin zor olduğunu, Avrupa’nın bu süreçten daha fazla etkilenebileceğini kaydetti.
Gıda fiyatlarında artış olup olmayacağının savaşın süresine bağlı olduğunu söyleyen Murat Tarakçıoğlu’na göre, savaşın birkaç hafta içinde sonlanması durumunda gıda fiyatlarında bir artış görülmeyebilir.
Bununla birlikte, gıda tedarik zincirinin enerji yoğun yapısının risk faktörünü artıracağı görüşünde. Tarakçıoğlu, “Gıda ve Gübre Güvenli Geçiş Girişimi” adında yeni bir mekanizma öneriyor.
Bu mekanizma, askeri bir deniz koridoru oluşturmak yerine, gıda ve gübre tankerlerine yönelik ticari geçiş düzenlemelerini koordine edecek ve İstanbul merkezli bir platform biçiminde işletilebilecek.
Sizce Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin küresel gıda fiyatları üzerindeki etkisi ne kadar sürebilir?