Uluslararası hukukun eşi benzeri görülmemiş bir boyutta ihlal edildiğini belirten Bakan, sürecin arka planına değindi. 28 Şubat (9 İsfend 1404) tarihinde, nükleer program müzakereleri sürerken, masanın dokuz ay içinde ikinci kez bozulduğunu ve diplomasiye ihanet edildiğini vurguladı. Bakan, mevcut durumu “İran bugün, iki zorba nükleer güç, yani Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından empoze edilen yasa dışı bir savaşın ortasındadır” sözleriyle özetledi. Bu saldırgan savaşın her türlü gerekçeden yoksun ve son derece acımasız olduğunu ifade etti. Minab kentindeki “Tayyibe” ilkokuluna yönelik saldırıyı, saldırganlığın en korkunç örneklerinden biri olarak nitelendirdi. Bu eylemi, insan hakları ihlallerinin normalleştirilmesini gizleyen daha büyük bir buzdağının görünen kısmı olarak tanımladı. Okula düzenlenen saldırıda 175’ten fazla öğrenci ve öğretmenin kasıtlı olarak katledildiğini belirtti. Gelişmiş askeri teknolojilere sahip tarafların bu saldırıyı yanlışlıkla yapmasının mümkün olmadığını dile getirdi. ABD’nin olayı meşrulaştırmak için yaptığı çelişkili açıklamaların onları sorumluluktan kurtaramayacağını bildirdi. Sivil ve masum insanların hedef alınmasının hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini vurguladı. “Minab'daki Tayyibe Okulu'na saldırı ne basit bir olaydı ne de bir hesap hatasıydı” ifadelerini kullandı. Bu eylemin açıkça kınanması ve faillerin hesap vermesi gerektiğini savundu. Kınamanın sadece yasal değil, ahlaki bir zorunluluk olduğunu belirterek, vicdanın herkesi yargılayacağını söyledi. Tayyibe İlkokulu’nun son 27 günde işlenen tek suç olmadığını açıkladı. Saldırganların savaş hukukuna ve insanlık ilkelerine hiç saygı göstermediğini aktardı. Ülke genelinde altı yüzden fazla okulun yıkıldığını veya hasar gördüğünü duyurdu. Bu saldırılar sonucunda bini aşkın öğrenci ve öğretmenin hayatını kaybettiğini veya yaralandığını bildirdi. Saldıran tarafın niyetini resmi açıklamalarındaki “Acıma ve merhamet yok” ifadesiyle örnekledi. Saldırganların hastaneleri, ambulansları, sağlık personelini, Kızılay ekiplerini ve yerleşim bölgelerini hedef aldığını söyledi. Bu vahşeti tanımlamak için “savaş suçu” teriminin yetersiz kalacağını savundu. Hedef belirleme modelinin, niyetin açıkça soykırım yapmak olduğuna dair çok az şüphe bıraktığını belirtti. İran’a karşı yürütülen savaşın, Filistin ve Lübnan’daki önceki suçlara sessiz kalınmasının sonucu olduğunu vurguladı. Adaletsizliklere kayıtsızlığın barış getirmeyeceğini, aksine hak ihlallerini yaygınlaştıracağını dile getirdi. BM’nin temsil ettiği değerlerin ciddi risk altında olduğu uyarısını yaptı. Herkesi saldırganları açıkça kınamaya ve hesap sorulacağını göstermeye davet etti. İran halkının barışçıl olduğunu ve savaş arayışında olmadığını bildirdi. Açıklamasını, ülkesinin sarsılmaz duruşunu ifade eden sözlerle tamamladı. Kendini savunmak için tam ve sarsılmaz bir kararlılık gösterdiklerini, bu savunmanın gerektiği sürece devam edeceğini belirtti. Uluslararası toplumun bu tür saldırılar karşısında sessiz kalması, benzer insanlık suçlarının önünü açar mı? |
|