Arkadaşlar, şu basketbol denen şeyde "en büyük" tartışması biteli çok oldu. Biten bir şey varsa o da tartışmadır, çünkü cevap Michael Jordan'dır. Peki bu adamın büyüklüğünü en çok ne anlatır? Bana kalırsa, kariyerini tam iki kez noktalamak zorunda kalması. Düşünsenize, zirvedeyken çekip gidiyorsun, sonra geri dönüp yine zirveyi fethediyorsun, ve yine "Bu kadar yeter" deyip gidiyorsun. Bu bir insan değil, bir fenomen!
İlk Veda: Zirvede Bırakmak Nedir Bilir Misin?
1993 yılı. Üst üste 3 şampiyonluk, 3 MVP, her şey. Tam herkes "Daha ne yapacak bu adam?" derken, Jordan babasının trajik ölümünün ardından basketbolu bırakıp beyzbola gidiyor. Burada olay şu: O, rakiplerini, ligi, dünyayı öyle bir bıktırmış, öyle bir dominasyon kurmuştu ki, meydanı boş bulup şampiyonluk tadan Houston ve Hakeem, aslında bir "ara dönem"in kahramanları oldular. Jordan'ın varlığı, yokluğunda bile hissediliyordu. Zirvede bırakmak, ancak her şeyi tüketmişsen yapabileceğin bir şeydir.
Geri Dönüş ve İkinci Saltanat: "Ben Geldim" Demek
"İ'm back" mesajı dünyayı salladı. 45 numaralı formayla döndü, biraz paslandı ama sonra? 1996'dan 1998'e uzanan ikinci üçlempe! Bu, ilkinden bile daha inanılmaz. Artık 30'lu yaşlarında, fiziksel olarak mutlak zirvede değil ama zihnen ve oyun zekasıyla rakiplerini ezip geçiyor. Karl Malone, Utah Jazz, hepsi onun ve Bulls'un ayak izlerinde kaldı. 1998 Finali 6. maçtaki o son şut... Tarihin en soğuk kanlı veda sahnesi.
İkinci ve Son Veda: Artık Meydan Sizin
1998'deki ikinci vedası "kusursuz"du. Efsanevi bir şutla bitirdi. Ama hikaye bitmedi, 2001'de Washington Wizards için geri döndü. Bu sefer efsanevi değildi belki, ama 40 yaşında hala ortalamanın çok üstünde bir oyuncu olabildiğini gösterdi. Asıl mesele şu: Jordan, oyunun kendisini aştığı için değil, kendisi oyunu aştığı için bırakmak zorunda kaldı. Onun için artık heyecan kalmamıştı. Rakip bulamamak, işte en büyük dominasyon budur.
Sonuç olarak, 6 şampiyonluk, 5 MVP'den bahsetmiyorum bile. Bahsettiğim, bir adamın sporu öyle bir domine etmesi ki, canı istediğinde gelip tahtı alması, canı istediğinde de tahtı bırakıp gitmesi. Bu bir güç gösterisidir. Bugün LeBron'un uzun ömürlü kariyeri takdire şayan, ama Jordan'ın yaptığı "gel, fethet, bırak, tekrar gel, tekrar fethet, tekrar bırak" döngüsü, onun rakiplerinden ne kadar üstün olduğunun en net kanıtı. Sizce de öyle değil mi? Yoksa hala tartışan mı var?
1993 yılı. Üst üste 3 şampiyonluk, 3 MVP, her şey. Tam herkes "Daha ne yapacak bu adam?" derken, Jordan babasının trajik ölümünün ardından basketbolu bırakıp beyzbola gidiyor. Burada olay şu: O, rakiplerini, ligi, dünyayı öyle bir bıktırmış, öyle bir dominasyon kurmuştu ki, meydanı boş bulup şampiyonluk tadan Houston ve Hakeem, aslında bir "ara dönem"in kahramanları oldular. Jordan'ın varlığı, yokluğunda bile hissediliyordu. Zirvede bırakmak, ancak her şeyi tüketmişsen yapabileceğin bir şeydir.
"İ'm back" mesajı dünyayı salladı. 45 numaralı formayla döndü, biraz paslandı ama sonra? 1996'dan 1998'e uzanan ikinci üçlempe! Bu, ilkinden bile daha inanılmaz. Artık 30'lu yaşlarında, fiziksel olarak mutlak zirvede değil ama zihnen ve oyun zekasıyla rakiplerini ezip geçiyor. Karl Malone, Utah Jazz, hepsi onun ve Bulls'un ayak izlerinde kaldı. 1998 Finali 6. maçtaki o son şut... Tarihin en soğuk kanlı veda sahnesi.
1998'deki ikinci vedası "kusursuz"du. Efsanevi bir şutla bitirdi. Ama hikaye bitmedi, 2001'de Washington Wizards için geri döndü. Bu sefer efsanevi değildi belki, ama 40 yaşında hala ortalamanın çok üstünde bir oyuncu olabildiğini gösterdi. Asıl mesele şu: Jordan, oyunun kendisini aştığı için değil, kendisi oyunu aştığı için bırakmak zorunda kaldı. Onun için artık heyecan kalmamıştı. Rakip bulamamak, işte en büyük dominasyon budur.
Sonuç olarak, 6 şampiyonluk, 5 MVP'den bahsetmiyorum bile. Bahsettiğim, bir adamın sporu öyle bir domine etmesi ki, canı istediğinde gelip tahtı alması, canı istediğinde de tahtı bırakıp gitmesi. Bu bir güç gösterisidir. Bugün LeBron'un uzun ömürlü kariyeri takdire şayan, ama Jordan'ın yaptığı "gel, fethet, bırak, tekrar gel, tekrar fethet, tekrar bırak" döngüsü, onun rakiplerinden ne kadar üstün olduğunun en net kanıtı. Sizce de öyle değil mi? Yoksa hala tartışan mı var?