Arkadaşlar, bu konuda patlamak üzereyim! Kulüplerimiz, özellikle de büyüklerimiz, her yaz yeni formaları, üçüncü formaları, özel formaları, hatıra formaları diye diye taraftarın cebini deliyor. Mağazalar tıklım tıklım, internet siteleri satış rekorları kırıyor. Ama iş stada, o kutsal çimene gelince? Ooo, orada işler değişiyor. Bu, spordaki en büyük ikiyüzlülük ve ticari açgözlülük örneğidir, başka bir şey değil!
Forma Parası "Sadakat" Bedeli Mi?
Bir düşünün. Kulüpler her fırsatta "Taraftarımız bizim her şeyimiz", "12. adam" diye nutuk atar. Sosyal medyada duygusal videolar, "büyük aile" edebiyatı yaparlar. Ama bu ailenin fertlerini, yani bizleri, maça getirmek için hiçbir ciddi adım atmazlar. Tam tersine! Bilet fiyatları her sezon tavan yapar, ulaşım zordur, stadyumdaki konfor (özellikle deplasman tribünleri) çoğu zaman berbattır. Yani sen, taraftarından sadakatini cüzdanıyla kanıtlamasını beklersin, ama ona sadakatini yaşatacğı ortamı sunmazsın. Bu nasıl bir mantık?
Ticari Mantık mı, Taraftarlığın Ruhuna İhanet mi?
Kulüpler elbette ticari işletmeler ve para kazanmalılar. Buna kimse bir şey diyemez. Ancak, bu kazanç taraftarın ruhunu sömürerek olmamalı. Sen, bir çocuğun biriktirdiği harçlıklarla aldığı formanın arkasına yazdırdığı futbolcunun gol sevincini, o çocuğu staddan uzak tutarak yaşatamazsın! Uzaktan bağlılık satın alınmaz. O formayı giyen insan, o takımın bir parçası olmak, onun nefesini ciğerlerinde hissetmek ister. Kulüpler, bu isteği bir gelir kapısı olarak değil, bir sorumluluk olarak görmeli.
Çözüm Ne Peki? Ne Yapmalı?
İlk adım, samimiyet. Taraftara "müşteri" değil, "dava ortağı" gözüyle bakmak. Bilet fiyatlarında makul paketler (aile, genç, öğrenci), ulaşım için anlaşmalar, stadyum içi deneyimi iyileştirmek... Bunlar imkansız şeyler değil. İkinci adım, uzun vadeli düşünmek. Bugün stada gelen, atmosferi içine çeken çocuk, yarının ömür boyu taraftarıdır. Onu uzaklaştırarak sadece bugünün bilet/formasını satarsın, ama yarının temelini kaybedersin.
Sonuç olarak, bu işin özü çok basit: Biz taraftarlar, bir gelir kalemi değiliz. Bu kulüplerin var oluş sebebiyiz. Bizi cebimizle sev, ama bizi tribünlerimizden uzak tutma. Bu ikiyüzlü pazarlama anlayışı artık bitsin! Stadyumlar, sadece televizyon için dekor değil, taraftarın nefes alıp verdiği tapınaklar olmalı. Haksız mıyım? Siz bu açmaz için ne düşünüyorsunuz?
Bir düşünün. Kulüpler her fırsatta "Taraftarımız bizim her şeyimiz", "12. adam" diye nutuk atar. Sosyal medyada duygusal videolar, "büyük aile" edebiyatı yaparlar. Ama bu ailenin fertlerini, yani bizleri, maça getirmek için hiçbir ciddi adım atmazlar. Tam tersine! Bilet fiyatları her sezon tavan yapar, ulaşım zordur, stadyumdaki konfor (özellikle deplasman tribünleri) çoğu zaman berbattır. Yani sen, taraftarından sadakatini cüzdanıyla kanıtlamasını beklersin, ama ona sadakatini yaşatacğı ortamı sunmazsın. Bu nasıl bir mantık?
Kulüpler elbette ticari işletmeler ve para kazanmalılar. Buna kimse bir şey diyemez. Ancak, bu kazanç taraftarın ruhunu sömürerek olmamalı. Sen, bir çocuğun biriktirdiği harçlıklarla aldığı formanın arkasına yazdırdığı futbolcunun gol sevincini, o çocuğu staddan uzak tutarak yaşatamazsın! Uzaktan bağlılık satın alınmaz. O formayı giyen insan, o takımın bir parçası olmak, onun nefesini ciğerlerinde hissetmek ister. Kulüpler, bu isteği bir gelir kapısı olarak değil, bir sorumluluk olarak görmeli.
İlk adım, samimiyet. Taraftara "müşteri" değil, "dava ortağı" gözüyle bakmak. Bilet fiyatlarında makul paketler (aile, genç, öğrenci), ulaşım için anlaşmalar, stadyum içi deneyimi iyileştirmek... Bunlar imkansız şeyler değil. İkinci adım, uzun vadeli düşünmek. Bugün stada gelen, atmosferi içine çeken çocuk, yarının ömür boyu taraftarıdır. Onu uzaklaştırarak sadece bugünün bilet/formasını satarsın, ama yarının temelini kaybedersin.
Sonuç olarak, bu işin özü çok basit: Biz taraftarlar, bir gelir kalemi değiliz. Bu kulüplerin var oluş sebebiyiz. Bizi cebimizle sev, ama bizi tribünlerimizden uzak tutma. Bu ikiyüzlü pazarlama anlayışı artık bitsin! Stadyumlar, sadece televizyon için dekor değil, taraftarın nefes alıp verdiği tapınaklar olmalı. Haksız mıyım? Siz bu açmaz için ne düşünüyorsunuz?