Life is Strange: Reunion, ilk oyunda hangi kararı vermiş olursanız olun, küçük bir hikaye hilesiyle iki karakteri tekrar bir araya getiriyor. Oyunun başında size hem ilk oyun hem de Double Exposure’daki kararlarınız soruluyor. Bu tercihler, hikayenin kırılım noktalarını şekillendiriyor ve oyunu kişiselleştiriyor. Max artık Caledon Üniversitesi’nde öğretmen konumunda ve ilk büyük sergisi için New York’a gitmeye hazırlanıyor. Ancak Moses’tan gelen bir haberle her şey değişiyor. Üniversite ve çevresi alevler içinde, kapılar zincirlenmiş ve büyük bir kıyım yaşanıyor. Max, söz vermesine rağmen gücünü kullanıp birkaç gün öncesine dönüyor ve bu olayın bir kaza mı yoksa büyük bir komplonun parçası mı olduğunu araştırmaya başlıyor. Oyun, ekrana yansıyan kaos ve çaresizlikle gerçekten güçlü bir başlangıç yapıyor. İlk oyunda Arcadia Bay’i kurtarıp Chloe’yi kaybedenler için sürpriz bir gelişme yaşanıyor: Chloe hayatta ve bir müzik menajeri olarak hayatla boğuşuyor. Hikaye, Max ve Chloe’nin çift yönlü araştırmaları üzerinden yaklaşan büyük bir tehdidi engelleme serüvenine evriliyor. Ancak şunu söylemeliyim ki, hikaye sunumu konusunda Reunion, Double Exposure’ın gerisinde kalıyor. Önceki bölümde farklı gerçeklikler arasında gezinerek gizemi çözmek çok daha hype bir deneyimdi. Burada ise Max ile yapabildikleriniz biraz daha sınırlı. Max zamanı geri sarabiliyor ve diyaloglarda doğru loot (bilgi) için soruları yeniden yönlendirebiliyor, ancak mekanik derinlik biraz eksik. Chloe ise ilk oyundaki laf cambazlığı yeteneğiyle geri dönüyor. Ancak bu sistem, biraz önce öğrendiğiniz bilgileri yanıt olarak vermekten ibaret gibi hissediliyor. NPC’leri ikna etmek için sadece birkaç şansınız var ve Chloe bu yeteneği çok sık kullanamıyor. Yine de, belli aralıklarla yapılan seçimler gerilimi yüksek tutuyor. Oyunun en büyük sorunlarından biri mekanların kısıtlılığı. Double Exposure’daki gibi geniş bir alanda gezinemiyor, çok sayıda karakterle etkileşime giremiyorsunuz. Üniversitenin büyük kısmı kapalı ve ara sıra yaşanan ışıklandırma ile clipping sorunları da immersion’ı bozabiliyor. Asıl büyük sorun ise senaryoda. Hikaye, hayranlara bekledikleri büyük buluşma verilsin diye biraz zorlanmış gibi duruyor. Safi’nin hikayeye dahli, Amanda ile ilişkiler gibi yan öğeler genel çerçeveye tam oturmuyor. Yine de, oyun Max ve Chloe arasındaki duygusal bağı çok iyi yakalıyor ve onlara hak ettikleri onurlandırmayı veriyor. Sonuç olarak, Deck Nine ve Square Enix’in ‘büyük final’i biraz daha kapsamlı olabilirdi. Oyun, geliştirme sürecinde bütçe kısıtlamaları yaşanmış hissi veriyor. Ancak yine de, merak unsuru ve efsane ikilinin varlığı sayesinde başından sonuna kadar keyifle oynanıyor. Eğer çok büyük beklentileriniz yoksa, bu seriyi güzel bir veda ile noktalayabilirsiniz. Sizce Life is Strange serisi için bu final, karakterlere ve hayranlara yakışır bir son oldu mu? |
|