Rutte, 2025 yılının daha fazlasının yapılması gerektiğini gösterdiğini kaydetti. NATO’nun, hem bugün hem de gelecekte her türlü tehdide karşı yanıt verebilecek kapasiteye sahip olmak için birlik içinde hareket etmeyi sürdürdüğünü vurguladı.
2025 Lahey Zirvesi’nde bu yönde kararlar alındığını hatırlatan Rutte, rakamların kendileri adına konuştuğunu belirtti. Savunma ve yatırım konusunda çok önemli ilerleme kaydedildiğini ve İttifak’ın bugün hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu söyledi.
Rutte, 2025 yılında ilk kez tüm müttefiklerin, 2014’te üzerinde uzlaşılan gayrisafi yurt içi hasılalarının en az yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini karşıladığını, hatta birçoğunun bu oranın da ötesine geçtiğini açıkladı. Bu ivmenin gelecekte de sürdürülmesinin kritik önem taşıdığının altını çizdi.
Çok uzun yıllar boyunca müttefiklerin yeterli sorumluluk almadığını ve ABD’ye güvendiğini ifade eden Rutte, genel zihniyette gerçek bir değişim yaşandığını söyledi. Güvenliklerindeki değişime yönelik ortak bir farkındalık oluştuğunu ve NATO’nun Rusya’dan gelen kışkırtmalara verdiği yanıtın açık, hızlı ve kararlı olduğunu belirtti.
Müttefiklerin tümünün yüzde 2’lik hedefi tutturmasının mevcut ABD yönetimi sayesinde mümkün olduğunu vurgulayan Rutte, İspanya, İtalya, Belçika ve Kanada gibi büyük ekonomilerin bu hedefe ulaşmaktan çok uzak olduğunu kaydetti.
Orta Doğu’daki İran tehdidinin yeni bir şey olmadığını belirten Rutte, bunun en büyük örneğinin Hint Okyanusu’ndaki Chagos Adaları’nda bulunan Diego Garcia üssüne atılan füzeler olduğunu söyledi. Bu üssün ABD güçleri tarafından da kullanıldığını hatırlattı.
Rutte, üssün 4 bin kilometrelik bir menzile ulaşabilecek füzeyle hedef alındığını vurguladı. Bu füze saldırısının mantıksal sonucunun, İran’ın artık müttefikler için giderek daha tehlikeli yeteneklere sahip olduğu olduğunu ifade etti. NATO’nun tüm müttefiklerinin yanında sağlam bir şekilde durduğunu söyleyerek bir olumlu noktaya değindi.
Rusya, İran, Kuzey Kore ve Çin’in yakın iş birliği içinde çalıştığına dikkati çeken Rutte, Rusya’nın İran’la bu kadar çok şey paylaştığına dair raporların ortaya çıkmasının önemli bir gösterge olduğunu belirtti. Bu konuda naif olunmaması gerektiğinin altını çizdi.
Rutte, İran’ın nükleer yeteneğe sahip olmaması gerekliliğinin NATO’nun başından beri savunduğu bir ilke olduğunu vurguladı. ABD’nin bunu engellemek için çalıştığını, İttifak’ın tamamının İran’ın komşularına yönelik ayrım gözetmeyen saldırılarını kınadığını ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması konusunda hemfikir olduğunu ifade etti.
Sizce NATO'nun İran'a yönelik bu sert tutumu bölgesel gerilimi azaltır mı yoksa artırır mı?