Kahvemi yudumlarken düşünüyorum da, hayatımızın en büyük pazarlığı bu olabilir. Sabah alarmı çaldığında, "Kalkmalı mıyım, kalkmamalı mıyım?" diye düşünmeyiz genelde. Kalkarız. Çünkü işe gitmek *zorundayızdır*. Peki, o işi seçen kimdi?
Üniversite sınavında o kutucuğu işaretleyen? Aile baskısı? Toplumun beklentileri? Yoksa gerçekten özgürce mi seçtik? İşte tam bu noktada, bize bahşedildiği söylenen o muazzam yeti, `özgür irade, bir lütuf mu yoksa sırtımıza yüklenmiş dayanılmaz bir sorumluluk mu` sorusu beliriveriyor.
`
Lüksün Tepedeki Villası: Özgürlük`
Bazı düşünürler için özgür irade, insan olmanın taçlandıran, bizi bir robot ya da hayvandan ayıran en değerli mücevheridir. `Jean-Paul Sartre` gibi varoluşçular, bu fikri zirveye taşır. Ona göre insan "özgürlüğe mahkum"dur. Yani, seçmemek diye bir şey yoktur; hatta seçmemeyi seçmek bile bir seçimdir! Bu, muhteşem bir güçtür. Hayatımızın yazarı, yönetmeni ve başrol oyuncusu bizizdir. Her an, her kararla kendimizi yeniden yaratırız. Bu bakış açısına göre özgür irade, en büyük lükstür; evren bize sınırsız bir oyun alanı sunmuştur.
`
`
Yükün Ağır Çuvalı: Sorumluluk`
Ancak bu lüks villanın vergileri çok ağırdır. Sartre'ın dediği gibi, "İnsan bütün insanlığın sorumluluğunu taşır." Yaptığın her seçimden, kaçındığın her karardan, hatta başkalarının yaptıklarından bile (çünkü "müdahale etmemeyi" seçtin) sorumlusun. Bu, akıl almaz bir yüktür!
İşte bu noktada, özgür irade bir lüks olmaktan çıkıp katlanılması zor bir angaryaya dönüşebilir. Psikolojide buna "seçim paradoksu" veya "analiz felci" denir; seçenekler arttıkça kaygı artar ve karar vermek imkansızlaşır.
Peki ya hiç özgür değilsek? `Deterministler` (belirlenimciler) tam da bunu söyler. Her şey, biz doğmadan önce yazılmış bir senaryo gibidir. Genlerimiz, yetiştirilme tarzımız, sosyokültürel koşullarımız, beynimizdeki kimyasal reaksiyonlar... Hepsi bir domino taşı gibi birbirini iter ve bizi "özgür" sandığımız seçimlere zorlar. Bu bakış açısından, özgür irade sadece bir yanılsamadır. Eğer bu doğruysa, o zaman sorumluluk yükü de bir yanılsamadır. Rahatlatıcı değil mi? Belki değil. Çünkü bu, tüm başarılarımızın ve başarısızlıklarımızın da bizim olmadığı anlamına gelir. İlginç bir rahatlama ve anlamsızlık ikilemi...
`
Orta Yol Mümkün Mü?`
Belki de siyah ya da beyaz değilizdir. `Uyumlayıcılar`, özgür iradenin mutlak bir şey olmadığını, ancak sınırlı bir alanda işlediğini savunur. Evet, bir odaya hapsedilmişizdir (genler, toplum, fizik yasaları), ama o odada istediğimiz gibi dans edebilir, oturabilir veya duvara resim yapabiliriz.
Özgürlük, verili koşullar içinde anlamlı tercihler yapabilme kapasitesidir. Bu durumda özgür irade ne tam bir lüks (çünkü sınırsız değil), ne de dayanılmaz bir yük (çünkü sorumluluğumuz da sınırlı) olur. Daha çok, idare edilmesi gereken bir yetenek, üzerinde çalışılması gereken bir kas gibidir.
Peki sizce? Size verilmiş sınırsız bir kredi kartı mı, yoksa ödenmesi gereken korkunç bir borç senedi mi? `Özgür olduğunuzu düşünmek mi sizi daha mutlu eder, yoksa her şeyin önceden belirlenmiş olduğuna inanmak mı?` Kahvenizi bitirmeden önce bir düşünün. Cevaplarınızı merakla bekliyorum.
`
Bazı düşünürler için özgür irade, insan olmanın taçlandıran, bizi bir robot ya da hayvandan ayıran en değerli mücevheridir. `Jean-Paul Sartre` gibi varoluşçular, bu fikri zirveye taşır. Ona göre insan "özgürlüğe mahkum"dur. Yani, seçmemek diye bir şey yoktur; hatta seçmemeyi seçmek bile bir seçimdir! Bu, muhteşem bir güçtür. Hayatımızın yazarı, yönetmeni ve başrol oyuncusu bizizdir. Her an, her kararla kendimizi yeniden yaratırız. Bu bakış açısına göre özgür irade, en büyük lükstür; evren bize sınırsız bir oyun alanı sunmuştur.
`
`"İnsan, olmak istediği şeydir." - Jean-Paul Sartre
`
Ancak bu lüks villanın vergileri çok ağırdır. Sartre'ın dediği gibi, "İnsan bütün insanlığın sorumluluğunu taşır." Yaptığın her seçimden, kaçındığın her karardan, hatta başkalarının yaptıklarından bile (çünkü "müdahale etmemeyi" seçtin) sorumlusun. Bu, akıl almaz bir yüktür!
Peki ya hiç özgür değilsek? `Deterministler` (belirlenimciler) tam da bunu söyler. Her şey, biz doğmadan önce yazılmış bir senaryo gibidir. Genlerimiz, yetiştirilme tarzımız, sosyokültürel koşullarımız, beynimizdeki kimyasal reaksiyonlar... Hepsi bir domino taşı gibi birbirini iter ve bizi "özgür" sandığımız seçimlere zorlar. Bu bakış açısından, özgür irade sadece bir yanılsamadır. Eğer bu doğruysa, o zaman sorumluluk yükü de bir yanılsamadır. Rahatlatıcı değil mi? Belki değil. Çünkü bu, tüm başarılarımızın ve başarısızlıklarımızın da bizim olmadığı anlamına gelir. İlginç bir rahatlama ve anlamsızlık ikilemi...
`
Belki de siyah ya da beyaz değilizdir. `Uyumlayıcılar`, özgür iradenin mutlak bir şey olmadığını, ancak sınırlı bir alanda işlediğini savunur. Evet, bir odaya hapsedilmişizdir (genler, toplum, fizik yasaları), ama o odada istediğimiz gibi dans edebilir, oturabilir veya duvara resim yapabiliriz.
Peki sizce? Size verilmiş sınırsız bir kredi kartı mı, yoksa ödenmesi gereken korkunç bir borç senedi mi? `Özgür olduğunuzu düşünmek mi sizi daha mutlu eder, yoksa her şeyin önceden belirlenmiş olduğuna inanmak mı?` Kahvenizi bitirmeden önce bir düşünün. Cevaplarınızı merakla bekliyorum.