Bir çocuk düşünün; yoksulluğun gölgesinde, zamanın çoğunu sokaklarda, çorap ve gazete parçalarından yaptığı topla oynayarak geçiren. Babası, bir zamanların umut vadeden futbolcusu, dizindeki ciddi bir sakatlıkla kariyeri erken sona erdiği için artık bir hastanede hademe olarak çalışmaktadır. Bu çocuk, ailesine verdiği sözü tutmak ve onları bu yoksunluktan kurtarmak için tek bir şeye sahiptir: Tanrı'nın lütfettiği olağanüstü yetenek. Adı Edson Arantes do Nascimento'ydu. Ama dünya onu, bir zamanlar babasının takım arkadaşının takma adını çalıp sahiplenerek, Pelé diye tanıyacaktı. O, sadece gol atan bir futbolcu değil, 20. yüzyılın en büyük kültürel ikonlarından biriydi. Sahada yarattığı sihir, savaşları durdurabilecek kadar güçlüydü. Nijerya'da 48 saatlik ateşkes ilan edilmesine, Brezilya'da televizyonların ilk renkli yayınını onun şerefine yapmasına neden oldu. Üç Dünya Kupası şampiyonluğu, 1281 gol gibi rakamsal gerçekler, onun hikayesinin sadece kuru bir özetidir. Asıl destan, bir neslin umudu olmasında, bir ülkenin kimliğini siyahi bir süperstar üzerinden yeniden tanımlamasında ve "O Jogo Bonito"nun (Güzel Oyun) küresel elçisi olmasında yatar. Bu, bir adamın ayaklarıyla yazdığı şiirin ve bir efsanenin doğuşunun hikayesidir. |
|
- Tam Adı: Edson Arantes do Nascimento
- Doğum: 23 Ekim 1940, Três Corações, Minas Gerais, Brezilya
- Ölüm: 29 Aralık 2022, São Paulo, Brezilya
- Mevkii: Forvet (Santrafor, Ofansif Orta Saha)
- En Büyük Başarısı: Tarihte üç FIFA Dünya Kupası (1958, 1962, 1970) kazanan tek futbolcu.
- Takma Adı: "O Rei" (Kral), "Pérola Negra" (Siyah İnci)
- Kulüp Kariyeri (Başlıca): Santos FC (1956-1974), New York Cosmos (1975-1977)
- Millî Takım Gol Sayısı: 77 (Resmî), 95 (Gayriresmî dahil)
Pelé'nin çocukluğu, Bauru'nun fakir mahallelerinde geçti. Futbol, bir kaçış ve tutkuydu. Babası Dondinho, ona teknik öğretmenin yanı sıra, asla sert faul yapmaması ve kibirli olmaması gerektiği gibi hayati dersler verdi. Genç Edson, yerel bir genç takımı olan Bauru Atlético Clube'de oynarken, yeteneği kısa sürede dikkat çekti. 1956'da, henüz 15 yaşındayken, Santos FC'nin antrenörü Waldemar de Brito, onu denemeye çağırdı. Brito, kulüp yöneticilerine şu tarihi cümleyi söyledi: "Bu çocuk, dünyanın en büyük futbolcusu olacak." Haklıydı. 16 yaşında Santos ile ilk maçına çıktı ve gol attı. 17 yaşında ise Brezilya millî takımının formasını giydi. Bu inanılmaz yükseliş, onun için bir rüya gibiydi, ancak yaklaşan 1958 Dünya Kupası, genç aslanı beklenmedik bir karanlığın eşiğine getirecekti.
1958 Dünya Kupası, Pelé için bir dönüm noktasıydı. Turnuvaya giderken dizinden sakatlandı. İsveç'teki kampta, ağrılar ve gençliğin getirdiği güvensizlik onu içine kapattı. Takım arkadaşları sahada mücadele ederken, o tribünlerde, gözleri dolu dolu onları izliyordu. Psikolojik olarak çökmüştü; eve dönmek istediğini söyledi. Ancak burada, onun hikayesindeki en önemli figürlerden biri devreye girdi: Psikolog João Carvalhaes. Carvalhaes, Pelé'ye güven aşılamak için çalıştı, onunla konuştu, zihnini hazırladı. Yarı finalde Fransa'ya karşı oynamasına izin verildiğinde, henüz 17 yaşında olan bu genç, hâlâ şüphelerle doluydu. Ama sahaya adım attığı anda sihir geri döndü. Bir hat-trick yaparak Brezilya'yı finale taşıdı. Finalde İsveç'e karşı ise, tarihe geçen iki gol attı; biri havada yaptığı bir voleybol, diğeri savunmayı tek başına çiğneyip attığı muhteşem bir gol. Dünya, yeni bir yıldızın, daha doğrusu bir kralın taç giydiğine şahit oldu. Bu zafer, sadece bir kupadan ibaret değildi; Brezilya'nın ulusal komplekslerini yıkan, bir ülkeye özgüven aşılayan bir zaferdi.
"Başarı bir kaza değildir. Sıkı çalışma, azim, öğrenme, çalışma, fedakarlık ve en önemlisi, yaptığınız şeyi ve yapmayı öğrendiğiniz şeyi sevmektir." – Pelé
Dünya Kupası'ndan sonra Pelé, Santos'ta bir efsaneye dönüştü. Kulüp, onun etrafında dünyayı dolaşan bir gösteri takımı haline geldi. Pelé, Real Madrid, Milan, Juventus gibi devlerin cazip tekliflerini reddetti. O dönemde Brezilya futbolu, Avrupa'dan daha üstün görülüyordu ve Pelé, ülkesinin bir sembolü olarak kalmayı tercih etti. Santos ile sayısız eyalet, ulusal ve uluslararası şampiyonluk kazandı. Sahadaki yaratıcılığı sınırsızdı: "Paradinha" (küçük duruş) penaltı vuruşu, akıl almaz voleler, görünmeyen paslar... 1969'da, Brezilya iç saha maçlarında attığı 1000. gol, ülkede ulusal bir bayram havası yarattı. Bu dönem aynı zamanda onun fiziksel ve psikolojik olarak sınandığı yıllardı. 1966 Dünya Kupası'nda Portekizli defans oyuncuları tarafından acımasızca sakat bırakıldı ve Brezilya elendi. Bu deneyim onu derinden yaraladı ve 1970'teki muhteşem dönüşünü daha da anlamlı kıldı.
1970 Meksika Dünya Kupası, futbol tarihinin en parlak turnuvalarından biri olarak kabul edilir. Ve bu turnuvanın kalbinde, artık 29 yaşında, tecrübeli bir lider olan Pelé vardı. Carlos Alberto, Jairzinho, Rivelino, Tostão gibi efsanelerle çevriliydi. Bu takım, "O Jogo Bonito"yu mükemmel bir şekilde sergiledi. Pelé, sadece gol atmakla kalmadı; asistleri, uzun pasları ve sahaya hakimiyetiyle takımın beyni oldu. Finalde İtalya'ya karşı unutulmaz bir kafa golü attı ve Carlos Alberto'nun attığı, takımın 4. golüne giden pası verdi. Bu gol, kolektif futbolun bir şaheseri olarak tarihe geçti. Bu üçüncü şampiyonluk, Jules Rimet Kupası'nı Brezilya'ya kalıcı olarak kazandırdı ve Pelé'yi tartışmasız bir efsane haline getirdi. Artık sadece bir futbolcu değil, dünya çapında bir barış ve spor elçisiydi.
1974'te Santos'tan emekli oldu. Ancak finansal sıkıntılar ve futbolu bırakmanın getirdiği boşluk onu rahat bırakmadı. 1975'te, beklenmedik bir hamleyle Amerikan futbol ligi NASL'in New York Cosmos takımına transfer oldu. Bu hareket, ABD'de futbolun (soccer) tanınırlığını patlama seviyesinde artırdı. Cosmos'ta, Franz Beckenbauer gibi yıldızlarla oynadı ve Amerikan halkına futbolla ilgili ilk dersleri verdi. 1977'deki veda maçında, Cosmos ve Santos formalarıyla sahaya çıktı. Dünyanın dört bir yanından gelen yıldızların katıldığı bu maç, ona layık bir veda töreni oldu.
Emekliliğinden sonra Pelé, Brezilya'nın ilk siyahi spor bakanı olarak görev yaptı, UNICEF'in iyi niyet elçisi oldu, sayısız reklam ve film projesinde yer aldı. Ancak sağlık sorunları onu yakından takip etti. Kalça protezi ve idrar yolu enfeksiyonlarıyla mücadele etti. 2022'nin sonunda, kolon kanseri nedeniyle hayata veda ettiğinde, dünya sadece bir futbol efsanesini değil, bir çağı simgeleyen bir ikonu kaybetti.
Pelé'nin mirası, istatistiklerin çok ötesindedir. O, futbola bir sanat, bir neşe ve birleştirici bir güç olarak bakılmasını sağladı. Brezilya'nın ırksal ve sosyal eşitsizliklerle dolu toplumunda, başarısı siyahi Brezilyalılar için güçlü bir ilham kaynağı oldu. Saha içindeki dehası ve saha dışındaki centilmenliğiyle, sporun en büyük elçisi olarak anılmayı hak etti. O, gerçekten de, ayaklarıyla şiir yazan ve bu şiiri tüm dünyaya okutan adamdı.