Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

📍STRATCOM Zirvesi 2026 kapsamında düzenlenen bir panele, AK Parti İstanbul Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat konuşmacı olarak katıldı. Irkçılı...

Kanat, konuşmasına etkinliğin “yerinde ve zamanında” düzenlendiğini belirterek başladı ve organizasyonda emeği geçenlere teşekkürlerini iletti. Dünyanın birçok küresel krizle karşı karşıya olduğu bir dönemde bir araya geldiklerini vurgulayan Kanat, bu krizlerden kadınların da derinden etkilendiğinin altını çizdi.

Uluslararası düzenin çöküşünü en kritik kriz olarak değerlendiren Kanat, savaşları ve insani felaketleri önlemekte defalarca başarısız olan bir sistemle karşı karşıya olunduğunu ifade etti. Ukrayna’nın işgalinden İsrail’in Gazze’deki eylemlerine, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerden Lübnan’daki zorla yerinden edilmelere kadar uzanan bu süreçte sistemin savunduğunu iddia ettiği ilkeleri koruyamadığını söyledi.

Kanat, Tek taraflılığın yükselişi, Güvenlik Konseyi’nin işlevsizliği ve uluslararası hukukun seçici uygulanmasının derin bir meşruiyet krizine yol açtığını kaydetti. Bu durumun en açık şekilde Gazze’de görüldüğünü belirten Kanat, uluslararası toplumun eylemsizliği ve suç ortaklığının, tarihin ilk canlı yayınlanan soykırımına yol açtığını iddia etti.

‘Bir daha asla’ ilkesinin, mağdurlar siyasi açıdan rahatsız edici bulunduğunda içi boş bir söyleme indirgendiğini ifade eden Kanat, uluslararası düzenin çok kutuplu bir dünyayı yansıtacak şekilde reforme edilmesi gerektiğini savundu. Sistemin, bir azınlığın dar çıkarları yerine insan haklarını, adaleti ve barışı esas alması gerektiğini söyledi.

Kanat, anlamlı bir reform gerçekleştirilmediği takdirde bu sistemin başarısız olmaya devam edeceğini ve en savunmasız kesimlerin en ağır bedeli ödemeyi sürdüreceğini vurguladı. Küresel krizler nedeniyle yerinden edilenlerin yüzde 75’inden fazlasını kadınlar ve çocukların oluşturduğunu hatırlattı.

Kriz ortamlarında kadınlara yönelik şiddetin küresel ortalamanın yaklaşık iki katına çıktığı bilgisini paylaşan Kanat, Gazze’de bu durumun en acımasız haliyle yaşandığını ifade etti. Kadınların temel sağlık hizmetlerine erişemeden bombardıman altında doğum yapmak zorunda bırakıldığını, annelerin 20.000 çocuğu toprağa vermek zorunda kaldığını anlattı.

Gazze’nin, dünyada en fazla ampüte çocuğun yaşadığı yer olarak trajik bir rekora sahip olduğunu söyleyen Kanat, buna rağmen kadınların ailelerini hayatta tutmak için mücadele verdiğini belirtti. Krizlere verilen yanıtın, iç içe geçen eşitsizlikleri ve katmanlı ayrımcılığı da dikkate alması gerektiğinin altını çizdi.

Tüm kadınların krizleri aynı şekilde deneyimlemediğini ifade eden Kanat, din, etnik köken, göçmenlik durumu veya engellilik gibi nedenlerle zaten ayrımcılığa maruz kalan kadınların yükünün daha ağır olduğunu kaydetti. Avrupa’daki Müslüman kadınların hem kadın, hem etnik azınlık, hem de Müslüman kimlikleri nedeniyle katmanlı bir ayrımcılığa maruz kaldığını örnek gösterdi.

Avrupa’nın Ukraynalı ve Suriyeli mültecilere yönelik yaklaşımındaki eşitsizliğe dikkat çeken Kanat, politikaların farklı geçmişlerden gelen kadınların ihtiyaçlarına göre uyarlanması gerektiğini, aksi halde kriz yanıtlarının dışlanmayı yeniden üreteceğini söyledi. Dünya genelinde ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğün, özellikle İslam karşıtı, Yahudi karşıtı ve göçmen karşıtı nefret söyleminin rekor seviyelere ulaştığını vurguladı.

Bu eğilimlere karşı daha güçlü ve koordineli bir küresel mücadele yürütülmesi gerektiğini belirten Kanat, toplum içinde yayılan insandışılaştırmanın, başka coğrafyalardaki acıların görmezden gelinmesine yol açabileceğini ifade etti. Batı’daki bazı meslektaşlarının, kadınların özgürleştirilmesi söylemini savaşa ahlaki meşruiyet kazandıran bir kılıf olarak kullanmasını eleştirdi.

Bu söylemin Afganistan, Irak ve şimdi İran bağlamında yeniden duyulduğunu söyleyen Kanat, savaşın hiçbir zaman kadınları özgürleştirmediğini ve bombaların özgürlük getirmediğini savundu. Bölgedeki kadınları dış müdahaleyle kurtarılmayı bekleyen pasif mağdurlar olarak gören sömürgeci zihniyeti ilk reddetmesi gerekenlerin kadın liderler olduğunu ifade etti.

İran’daki kadın hakları mücadelesinin evrensel insan hakları mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, ancak bu mücadelenin asli sahibinin İranlı kadınların kendisi olduğunu vurguladı. Minab’daki kız okuluna düzenlenen saldırının, özgürlük söyleminin şiddeti meşrulaştırmak için kullanıldığında doğurabileceği ölümcül sonuçları dehşet verici biçimde hatırlattığını sözlerine ekledi.

Kanat, Türkiye’nin küresel istikrarsızlıkla mücadeledeki katkısını en açık şekilde ortaya koyan krizin Suriye krizi olduğunu belirtti. Çatışmanın ilk günlerinden itibaren Türkiye’nin, şiddetin uzamasını önlemek için yoğun diplomatik çabalar gösterdiğini ifade etti.

Batı’nın büyük bir bölümünün Suriye mülteci krizine sınır güvenliği ve iç siyasi kaygılar merceğinden baktığına dikkati çeken Kanat, Avrupa genelinde bu krizin korkuyu, kutuplaşmayı ve aşırı sağın yükselişini körüklediğini söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin farklı bir yol izlediğini vurguladı.

Türkiye’nin milyonlarca mülteciyi kabul ederek siyasi, ekonomik ve toplumsal bir risk üstlendiğini kaydeden Kanat, bunun popüler bir karar olmadığını ancak insani, vicdani ve medeniyet sorumluluğuna dayanan bir karar olduğunu ifade etti. Muhalefet partileri göçmenlerin yaşadığı acıları seçim çıkarları için araçsallaştırdığında dahi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın popülizmi değil insanlığı tercih ettiğini söyledi.

Kanat, Türkiye’nin, kadınlar ve kız çocuklarının korunmasını sağlayan, onların ihtiyaçlarını dikkate alan politikalar aracılığıyla kadınları ve kız çocuklarını göç yönetiminin merkezine yerleştirdiğini aktardı. Türkiye’nin küresel krizlere diplomasi, arabuluculuk ve insani yardımı bir araya getiren bir modelle yanıt verdiğini belirtti.

Pek çok aktörün güç kullanımına yöneldiği bir dönemde Türkiye’nin diplomasiyi canlı tuttuğunu ifade eden Kanat, Ermenistan-Azerbaycan, Somali-Etiyopya, Rusya-Ukrayna ve Pakistan-Afganistan arasındaki krizlerde arabulucu, kolaylaştırıcı ve köprü kurucu rol üstlendiğini kaydetti.

Bu çabaların bölgesel ve küresel barış ile güvenliğe önemli katkılar sağladığını ve Türkiye’yi bir istikrar unsuru haline getirdiğini vurguladı. Türkiye’nin Suriye ve Libya’da toprak bütünlüğünü, güvenlik sektörü reformunu ve ulusal yeniden inşa süreçlerini desteklediğini söyledi.

Sudan ve Yemen’de iç bütünlüğün korunması ve parçalanmanın önlenmesi yönünde çaba gösterdiğini, Somali’de ise uzlaşıyı destekleyerek ayrıştırıcı dinamiklere karşı durduğunu ifade etti. Türkiye’nin krizlere yalnızca istikrar perspektifiyle değil, adalet perspektifiyle de yaklaştığını belirtti.

Rohingya’dan Filistin’e kadar büyük insani krizlerde aktif rol üstlenen Türkiye’nin, insani yardım alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri haline geldiğini kaydetti. Ukrayna’da Karadeniz Tahıl Girişimi’ne aracılık ederek küresel gıda güvenliği krizinin derinleşmesinin önlenmesine katkı sağladığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çağrısı doğrultusunda Türkiye’nin, uluslararası sistemin reformunu diplomasisinin temel unsurlarından biri haline getirdiğini ifade etti. Türkiye’nin, uluslararası hukukun, barışın ve hesap verebilirliğin daha adil bir şekilde tesis edildiği bir düzen çağrısında bulunduğunu söyledi.

Kanat, Türkiye’nin derinleşen krizler çağında sorumluluk üstlenen, adaleti savunan ve barış için hareket eden bir aktör olma rolünü sürdürdüğünü ifade ederek sözlerini tamamladı.

Uluslararası sistemin mevcut haliyle küresel barış ve insan hakları için yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?
 

Tema özelleştirme sistemi

Bu menüden forum temasının bazı alanlarını kendinize özel olarak düzenleye bilirsiniz.

Zevkine göre renk kombinasyonunu belirle

Tam ekran yada dar ekran

Temanızın gövde büyüklüğünü sevkiniz, ihtiyacınıza göre dar yada geniş olarak kulana bilirsiniz.

Geri