| Daha sonra Hırvatistan Meclis Başkanı Jandrokovic, Hırvatistan İslam Birliği Meşihatı Başkanı Müftü Hasanovic ve Türkiye'den gelen milletvekilleri ile birlikte bir serginin açılışını gerçekleştirdi. Açılışa katılan isimler arasında AK Parti Amasya Milletvekili Hasan Çilez, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, CHP Ankara Milletvekili Deniz Demir, MHP Antalya Milletvekili Abdurrahman Başkan ve Türkiye’nin Zagreb Büyükelçisi Nurdan Erpulat Altuntaş da yer aldı. Açılış sonrası düzenlenen programda bir konuşma yapan TBMM Başkanı Kurtulmuş, İslam'ın Hırvatistan'da resmi din olarak kabul edilişinin 110. yılının idrak edildiğini belirterek, bu yıl dönümünün önemine vurgu yaptı. Kurtulmuş, temasları kapsamında Sisak Recep Tayyip Erdoğan İslam Kültür Merkezi'ni de ziyaret ettiğini hatırlattı. Kurtulmuş, Müslüman azınlığın, Hırvatistan toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Ayrıca, Müslüman azınlığın ülkenin bağımsızlık mücadelesinde de çok önemli bir rol oynadığını dile getirdi. TBMM Başkanı, caminin bahçesindeki anıta dikkat çekerek, "Bu anıt, Hırvatistan'ın bağımsızlık mücadelesi sırasında şehit olan 1200'ü aşkın Boşnak Müslüman vatandaşı temsil etmektedir. Allah rahmet eylesin." şeklinde konuştu. Kurtulmuş, bugünün dünyasında dini ve mezhebi toleransın neredeyse ortadan kalktığına işaret etti. İnsanların, öteki olarak gördükleri farklı din veya mezhep mensuplarına karşı hasmane, hatta düşmanca davranabildiği bir dönemden geçildiğini söyledi. Bunun en büyük kanıtının ise dünyanın bazı bölgelerinde yaşanan insanlık dramları olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, konuşmasının devamında, "Orta Doğu'da, Gazze'de, Filistin'de sadece Müslüman oldukları için, sadece ‘Rabbimiz Allah'tır’ dedikleri için siyonist rejim tarafından katledilen, çoğu çocuk ve kadın olan 75 bin insanın öldürülmesi insanlık için bir büyük ayıptır." ifadelerini kullandı. Yakın tarihte dini tolerans göstermeme hastalığının büyük facialara yol açtığını belirten Kurtulmuş, Auschwitz toplama kamplarını örnek gösterdi. İnsanların sadece Yahudi oldukları için kamplara götürülerek Hitler Almanya'sında bir soykırıma tabi tutulduğunu, 20. yüzyılın en büyük insanlık dramlarından birine şahit olunduğunu söyledi. Ardından, hemen yanı başımızda Srebrenitsa'da, bütün dünyanın gözü önünde 5 bini aşkın insanın bir akü fabrikasında öldürülerek büyük bir soykırıma şahit olunduğunu hatırlattı. Kurtulmuş, "Şimdi üstüne üstlük Gazze soykırımı insanlığın ortak bir ayıbı olarak hepimizin gözü önündedir." dedi. Yakın dönemde üç büyük soykırıma şahit olunduğunu kaydeden Kurtulmuş, bunları Auschwitz, Srebrenitsa ve Gazze olarak sıraladı. Bu üç olayın birbirinin aynısı ve tekrarı olduğunu, temelinde yatan meselenin ise karşı tarafta görülen din mensuplarına karşı asla tolerans gösterilmemesi olduğunu vurguladı. TBMM Başkanı, bu tutumun büyük bir insanlık suçunun kapısını araladığını ifade etti. Bu nedenle, Hırvatistan toplumuyla Müslüman azınlığın yaşadığı uyumun günümüz dünyası için fevkalade anlamlı ve değerli olduğunun altını çizmek istediğini belirtti. Balkan coğrafyasında yaklaşık 6 asır boyunca önemli bir deneyime şahit olunduğunu söyleyen Kurtulmuş, Osmanlı Cihan Devleti’nin hükümran olduğu o dönemde bir tane din kavgası, mezhep savaşı veya etnik çatışma yaşanmadığını aktardı. İnsanlar birbirlerinin dinlerine, mezheplerine ve etnik kimliklerine saygı duymamaya başladığında çatışmanın başladığını, ayrılığın ortaya çıktığını ve koskoca Balkan coğrafyasının paramparça hale geldiğini değerlendirmesinde bulundu. Kurtulmuş, hem geçmişten hem de bugünün türbülanslı sürecinden alınan derslerin, bir olmaya, birlikte olmaya ve farklılıkları zenginlik olarak kabul etmeye mecbur bıraktığını dile getirdi. Dini ve etnik farklılıkların hiçbir ayrıcalık tanımadığı açık bir insani gerçek olduğunu söyleyen Kurtulmuş, bu farklılıklar üzerinden ortak hedeflere odaklanılırsa, ülkelerin ve toplulukların huzur, refah ve istikrarının sağlanabileceğini ifade etti. Bu çerçevede, iki günlük programında Hırvatistan'daki Müslüman topluluğun durumunu görmekten ve Hırvatistan makamlarıyla İslam Birliği arasındaki yakın ilişkiye şahit olmaktan duyduğu memnuniyeti belirtti. "Ayasofya" temalı resim sergisiyle ilgili düşüncelerini de aktaran Kurtulmuş, Ayasofya'nın dünyanın en önemli mimari eserlerinden biri olduğunu söyledi. Ayasofya'nın yüzlerce yıllık varlığının sadece mimari bir varlık olmadığını, asırlar içinde toleransı, birlikte yaşamayı, karşı tarafa saygıyı, çok kültürlülüğü ve çok dinliliği de sembolize eden önemli bir başyapıt olduğunu vurguladı. Geçmiş dönemlerde Müslüman olmayan toplulukların ibadethanesi olduğu gibi, Osmanlı hükümranlığı sırasında da kiliseden kalma tek bir eserin tahrip edilmesine müsaade edilmediğini kaydetti. Bugün cami olarak hizmet veren Ayasofya'nın içindeki bütün Hristiyanlığa ait eserlerin canlı olduğunu ve korunduğunu, sürekli tamiratları yapılarak bugüne geldiğini anlattı. Kurtulmuş, "Ayasofya'ya girdiğinizde, hala Hristiyan rahiplerin ibadetlerindeki 'amin' sesleriyle bugünkü Müslümanların dualarındaki 'amin' seslerinin birbirine karıştığını hissedeceksiniz." dedi. Ayasofya'nın, inançlı olmanın da sembolü olan mimari bir yapı olduğunu ifade etti. Dinlere karşı saygının korunduğu bu başyapıtın, çok kültürlülüğü ve çok dinliliği yaşayan Hırvatistan toplumu içinde sergilenmesinin çok değerli olduğunu söyledi. Bu nedenle İslam Birliği'ne teşekkür ettiğini ve serginin hazırlanmasına vesile olan Yunus Emre Enstitüsü'nü yürekten tebrik ettiğini belirtti. Sizce farklı inanç ve kültürler arasındaki bu tür sembolik yapılar ve sergiler, toplumsal barışa ve karşılıklı anlayışa nasıl katkı sağlayabilir? |
|