2002 yılında Türkiye’nin imalat sanayi katma değerinin sadece 41 milyar dolar olduğunu hatırlatan Bakan Kacır, geçtiğimiz yıl bu rakamın 246 milyar dolara ulaştığını açıkladı. Kacır, dünyanın hızıyla gidilmiş olsaydı bugün ancak 123 milyar dolar sanayi katma değeri üretilebileceğini, ancak ortaya konulan ileri performans sayesinde bu rakamın tam iki katına çıkıldığını vurguladı.
Bakan Kacır, sektörlerin ihracat kabiliyetlerine de işaret ederek, askeri insansız hava aracı pazarının küresel düzeyde üçte ikisinin Türk firmalarının elinde olduğunu ifade etti. Türkiye’nin pek çok başlıkta Avrupa’da ilk 5 üretici ülke arasında yer aldığını belirten Kacır, gelecek dönemde atılacak adımlarla üretim kabiliyetlerini daha ileri seviyelere taşımayı hedeflediklerini söyledi.
Kacır, Avrupa’nın en büyük sanayi ülkelerinin halen pandemi öncesi üretim düzeylerinin gerisinde kaldığını aktardı. Fransa’da üretim düzeyinin 2020 Ocak ayının halen yüzde 3 altında, İtalya’da yüzde 5,4 altında ve Almanya’da ise yüzde 11,8 gerisinde olduğunu kaydetti. Buna karşılık Türkiye’de sanayi üretim düzeyinin 2020 Ocak ayının yüzde 31 üzerinde seyrettiğini açıkladı.
“Çin’den sonra rekabet gücü en hızlı yükselen ihracatçı ülkeyiz” diyen Bakan Kacır, Türkiye’nin kurduğu güçlü sanayi altyapısı ve elde ettiği dinamizm sayesinde salgın döneminin kazanan ülkelerinden biri olduğunun altını çizdi. Bu başarı hikayesinde teknoloji seviyesinde elde edilen kazanımların büyük payı olduğunu dile getirdi.
Geçen yıl 112 milyar dolar değerinde teknoloji seviyesi yüksek ve orta-yüksek düzeyde ürün ihracatı yapıldığını aktaran Kacır, 2025 yılı ihracatına bakıldığında yüksek teknolojili ürünlerde yüzde 12,5, orta-yüksek teknolojili ürünlerde ise yüzde 10,6 artış yakalandığını gördüklerini ifade etti. Son 5 yılda ihracattaki artışın tamamının bu ürün gruplarından geldiğini belirtti.
Türkiye’nin ürün portföyünün genişlediğini ve rekabetçi olarak ihraç edilen ürün sayısının arttığını söyleyen Kacır, sahip olunan coğrafi konum, doğru lojistik yatırımları ve bağlantısallık adımları sayesinde bu avantajın etkin şekilde değerlendirildiğini kaydetti. Rekabetçi ihracat yapılan ülke sayısının 30 yıl öncesinin 2 mislinden daha ileri seviyeye taşındığını açıkladı.
Bakan Kacır, milli gelirin yüzde 1,5’ini AR-GE’ye ayırdıklarını, bu oranın Avrupa’daki önde gelen sanayi ülkeleriyle benzer seviyelerde olduğunu anlattı. Araştırma geliştirmeye ayrılan kaynağın 20 milyar dolara eriştiğini ve Türk özel sektörünün her yıl 14 milyar dolara yakın AR-GE yatırımı yaptığını bildirdi.
1 yılda yapılan patent başvuru sayısının 11 binleri aştığını ve 114 teknoparkta 12 bin 800’den fazla teknoloji girişiminin AR-GE ve inovasyon odaklı çalışmalarını sürdürdüğünü aktaran Kacır, bu başarı hikayesinde benzer ülkelerden ayrışılan temel unsurlardan birinin savunma sanayisi olduğunu vurguladı.
23 yıl öncesine dönüldüğünde Türkiye’de tüm savunma ve havacılık sektörünün yılda 1 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklüğe sahip olduğunu hatırlatan Kacır, şimdi ise yılda 20 milyar doların üzerinde satış geliri elde edildiğini açıkladı. İhracatın 248 milyon dolardan 10 milyar doların üzerine çıktığını ve Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatında dünyada 11. sıraya yükseldiğini belirtti.
Halihazırda 1400’den fazla AR-GE projesinin Türk savunma sanayisi tarafından yürütüldüğünü ve 150 milyar dolara yakın bir sözleşme büyüklüğüyle gelecek 20 yılı hedefleyen bir perspektifle büyümenin sürdüğünü ifade etti.
Bakan Kacır, bu yolculuğun Türkiye açısından kolay olmadığını ve savunma havacılık sektöründeki başarıların başkaları tarafından altın tepside sunulmadığını söyledi. Türkiye’nin bütün alt sistemleri çekirdek teknolojilerine kadar çoğu zaman kendi imkanlarıyla geliştirdiğini anlattı.
Bu durumun projelerin süresini uzatıp maliyetleri artırmış olabileceğini ancak nihayetinde çok önemli bir kabiliyet kazandırdığını dile getiren Kacır, artık Türk savunma sanayisinin harp paradigmasını değiştiren pek çok unsusta dünyada ilk 5 ülke arasına girdiğini açıkladı. Yaşanan bütün zorlukların, Türkiye’yi yeni nesil savunma sanayisi teknolojilerinde pek çok emsal ülkenin sahip olmadığı bir kabiliyet seviyesine taşıdığını ifade etti.
Hedeflerinin, bir yandan savunma sanayisindeki bu yolculuğu güçlü şekilde sürdürürken ve 1400’den fazla projeyi başarıyla tamamlama gayretine devam ederken, diğer yandan bu imkan ve kabiliyetleri sanayinin diğer sektörleriyle daha etkileşimli hale getirebilmek olduğunu sözlerine ekledi.
Sizce Türk savunma sanayisindeki bu ivme, ülkenin diğer teknoloji alanlarına da aynı hızla yayılabilir mi?