Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

📍Türkiye ve yurt dışında yaşayan Süryaniler, geçmişte yaşadıklarını ve gelecekten beklentilerini, gazeteci Serdar Korucu’nun "Biz Bu Topraklar...

✖ Kapat
Duyuru
✖ Kapat
Duyuru
Kitapta, 38 isim kendi anıları ve ailelerinden aktarılan tanıklıklarla, Türkiye’deki Süryanileri ve bu topraklardaki derin tarihlerini anlatıyor. Bu isimlerden biri de, Antakya ve Tüm Doğu Patriği, Evrensel Süryani Ortodoks Kilisesi’nin Ruhani Lideri Moran Mor İğnatius Efrem II.

Kitabın adı, Serdar Korucu’nun CNN TÜRK’te kendisiyle yaptığı röportajda Patrik’in kullandığı bir cümleden geliyor: "Biz Bu Topraklara Aitiz…" Patrik, "Kimse evini terk etmek istemez, biz bu topraklara aitiz" ifadelerini kullanıyor.

İstanbul, Ankara ve İzmir Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Reisi ve Patrik Vekili Metropolit Mor Filüksinos Yusuf Çetin, "'Acaba bir gün Vali de bizi ziyarete gelir mi?' dediğimiz günlerden Sayın Cumhurbaşkanımızın kilisemizin temelini attığı günlere geldik" diyerek bir dönüşüme işaret ediyor.

Mardin ve Diyarbakır Metropoliti Mor Filüksinos Saliba Özmen ise, "Süryanilerin gidecek başka ülkesi yok. Bize buradan başka her yer gurbet" şeklinde konuşuyor. Toplumun bir üyesi olan Sait Susin, "Doğruyu söylemek gerekirse son 22-23 yılda hayal bile edemeyeceğimiz adımlar atıldı" değerlendirmesinde bulunuyor.

Kenan Gürdal da benzer bir görüşü paylaşarak, "Bugün bize sahip çıkan, haklarımız için geri adım atmayan bir hükümet var" ifadelerini kullanıyor. Ancak geçmişten acı hatıralar da kitapta yer buluyor.

Emanuel Abacı, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında yaşanan bir olayı aktarıyor: "Dükkânın önüne pankart çekmişler. 'Ya Kıbrıs’ın yarısı ya Bıtrıs’ın karısı.' Babamın adı Bıtrıs…" Semra Abacı ise, "Bir Süryani kız kaçırıldığında bütün şehir felç oluyordu. Korkunç bir şeydi. Ve babamın altı kızı vardı" diye ekliyor.

Lolita Asil, duygusal bir bağa dikkat çekerek, "Kimse doğduğu toprakları terk etmek istemez. Hele bir eviniz bir iziniz kalmışsa o topraklar bir gün sizi mutlaka çeker" diyor. Yusuf Türker de zorlu bir geçmişi özetliyor: "Uzun karanlık yıllar geçirdik. İnsanlar gitti. İş yerleri kapandı. Sık sık kışkırtmalar oldu."

Münir Üçkardeş, nesiller arasındaki farkı, "Bizlerdeki duygusallık çocuklarımızda yok. Her Mardin’e gittiğimde ağlıyorum" sözleriyle anlatıyor. Yusuf Basmacıoğlu ise aidiyet hissini, "O taş duvarlara dokunduğum zaman şunu hissediyorum, ben oraya aitim" diye tarif ediyor.

Kayıplara ve şiddet olaylarına dair tanıklıklar da kitapta yer alıyor. Gülcan Diril, "Annemizi bulabilmek mucizeydi. En azından bir mezarı var. Peki ya babam nerede?" diye soruyor.

Süleyman Akgüç, 92 yaşındaki bir adamın öldürülmesine anlam veremediğini söylüyor. Dikran Ego, "Canlı yayında babamın cinayetinin haberini yapmak zorunda kaldım" ifadelerini kullanırken, Robert Tutuş, "Ben babamın katillerinin nerede olduğunu, kim olduğunu bilmek istiyorum ama nafile!" diye ekliyor.

Yusuf Aydın, babasının 1993 yılında Midyat'a giderken mayın patlaması sonucu hayatını kaybettiğini belirtiyor. Erol Dora ise tarihsel bir not düşüyor: "Benden önce Cumhuriyet tarihinde Süryani vekil olmamış, ama Osmanlı Mebusan Meclisinde iki vekil varmış."

Günümüzdeki duruma ilişkin gözlemler de var. Yuhanna Aktaş, "Adına 'Süryani Mahallesi' diyoruz ama içinde Süryani yok ki! Darphane gibi çalışıyor ama Süryaniler kazanmıyor" diyor.

David Vergili, 1994’te yaşanan ve manastırdakilerin gözü önünde Metropolit Samuel Aktaş’ın askeri helikopterle götürülmesi olayını hatırlatıyor. Yakup Mirza, "Biz ülkemizden kovulduk. Türkiye gibi güzel bir ülke varken biz niye bu çileleri çekiyoruz?" sorusunu yöneltiyor.

Dil ve kültürün korunmasına dair endişeler de dile getiriliyor. Marta Sömek, "Ailemde Süryaniceyi bilen tek kişiyim. Böylece ailemizin yarım okuduğu dualar tamamlandı" diye konuşuyor.

Yakup Ertunga ise geçmişteki hoşgörü ortamını, "Harput’ta da Elazığ'da da pek çok ilahi Türkçe okunurdu. Bu ilahileri, dinlemeye doyamazdınız" sözleriyle anımsıyor. Rabita Kerimo, ikilemini şöyle özetliyor: "Orası kendi ülken, köklerin orada ama hep böyle bir sindirilmişlik... Burada da yabancısın, göçmensin..."

Özlem duygusu birçok kişinin ortak teması. Süheyla Noyan, "Hâlâ Midyat'ı çok özlüyorum. İnan ki o kuru toprağı çok özlüyorum" diyor.

Katia Arslan, babaannesinden dinlediği 6-7 Eylül Olayları anlatısını paylaşıyor: "Cesetleri aşağıya atıyorlardı, kadınlara tecavüz edip boğuyorlardı... Çok Rum ve Ermeni öldü' dedi. O an kanım dondu."

Ayhan Tekin, popüler kültürdeki bir referansa değinerek, "Kadir İnanır'ın oynadığı Kapı filmindeki ev var ya, işte o benim kaynanamın evi" bilgisini veriyor. Ayten Ekinci ise, "Bugün Mardin’de ‘Süryani’ diye satılan ürünlerin çoğu bizde yok" diyerek bir duruma işaret ediyor.

Fikri Turan, bir anısını aktarıyor: "İsmet İnönü dedemin yanına gelmişti, 'Şemun Hanne'yi göreceğim’ demiş." Adnan Çelma da bir sahneyi unutamadığını söylüyor: "Hâlâ gözümün önünde bu sahne var. 'Ah Midyat' türküsü çalıyor, bir tarafta babam oynuyor, diğer tarafta annem ağlıyor."

Turgut Alaca, yaşananları anlamaya çalıştığını belirterek, "Kardeşim biz size ne yaptık? Ne yaptık da bizi böyle sıkıştırıyorsunuz? Neye istinaden? Suçumuz ne?" diye soruyor.

Aydın Aslan, geçmişteki bazı gerilimleri, "Müslümanlar iki üç tokat atar, döverlerdi. Böyle olunca Hıristiyanlar kaçıyordu" sözleriyle anlatıyor. Jan Beṯ-Şawoce için babaannesinin anlattığı öyküler bir hafıza eğitimi olmuş.

Robert Halef, tam 25 sene sonra evini ilk gördüğünde ağladığını söylüyor. Habib Dilmaç, memleketi Tur Abdin’in farkını vurguluyor: "Köyümüzde olanlar İsveç'te yok. Mesela burada çatıda uyuyup yıldızları izleyemezsiniz."

Yılmaz Bisse, eski evine dönüş anını paylaşıyor: "'O eve gideceğim. Kokusunu içime çekeyim' dedim. Sonra içeri girmek istemedim. Ailemizin o güzel evi, o güzel çiçekleri, hiçbir şey kalmamıştı."

İskender De Basso, "Uzak Şehir" dizisindeki konağın babasının ve amcalarının evi olduğunu, oranın kendileri için bir emanet olduğunu belirtiyor. Fehmi Bargello, "Midyat çok değişti ama ne yapalım? Bizler geçmişi özleyerek yaşıyoruz" diyor.

Kitaba konuşan isimlerden Simon Poli ise her ailenin hikayesinin ne kadar zengin olduğunu şu sözlerle vurguluyor: "Her aile, bakın buradaki her ailenin hayatından 5 tane film çıkar. Bir tane değil!"

Sizce bir toplumun hafızasını ve aidiyet duygusunu gelecek nesillere aktarmanın en etkili yolu nedir?
 

Tema özelleştirme sistemi

Bu menüden forum temasının bazı alanlarını kendinize özel olarak düzenleye bilirsiniz.

Zevkine göre renk kombinasyonunu belirle

Tam ekran yada dar ekran

Temanızın gövde büyüklüğünü sevkiniz, ihtiyacınıza göre dar yada geniş olarak kulana bilirsiniz.

Geri